3. bölüm · MADEM

0.3

Gözlüklü Penguen

SONER YALIN

Cihan’ın bulduğu koordinatlara göre Serkan Dalmış şu an barınaktaydı. Arabayı o bozuk yollarda, motoru zorlayarak sürerken ellerim direksiyonu kıracakmışım gibi sıkıyordu. Şirketin geleceğini, projenin onurunu o adamın ellerine bırakmayacaktım. Ama içimdeki bu kontrolsüz öfkenin sadece "iş" ile ilgili olmadığını, barınak ofisine yaklaştığımda daha iyi anladım. Tedirgin ve sık nefesler ,tehdit sesine karışıyordu.Artık veriler, kodlar veya mantık yoktu; sadece o kapının ardındaki sese ulaşma güdüsü vardı.

AYLİN BAŞAK DİNÇER

Ofisin içindeki hava, dışarıdaki tozlu fırtınadan daha ağırdı. Serkan, masamın etrafında bir sırtlan gibi dönerken, elindeki o sahte tahliye evraklarını bir kırbaç gibi sallıyordu.

"Bak Aylin," dedi Serkan, bana iyice yaklaşarak. Nefesi yüzüme çarpıyordu, o mide bulandırıcı özgüveni her hücresinden taşıyordu. "Baban Vedat Bey ile olan ortaklığımız pamuk ipliğine bağlı. Eğer bu 'adalet' oyununa devam edersen, babanın iflasını kendi ellerinle hazırlarsın.

Ama..." dedi ve kirli ellerinden birini masanın üzerine, tam elimin yanına koydu ve usulca okşamaya başladı."Eğer uslu bir kız olursan, bu gece bu tozlu ofis yerine benimle daha... özel bir yerde kutlama yapabiliriz."

Hışımla elimi çektim."Senden iğreniyorum Serkan," dedim, sesimdeki otoriteyi korumaya çalışarak. "O elini üzerimden çek, yoksa seninle mahkemede görüşürüz."

Serkan kahkaha attı, bu histerik ve karanlık bir sesti. "Hâlâ o manken kibri... Madem seni bu kadar çok istiyorlardı, seni böyle çamurun içine bırakmasalardı Güzelim" Bir anda kolumu kavradı, beni kendine doğru sertçe çekti.

"Şimdi o dosyayı imzalıyorsun, yoksa..."

"Yoksa ne?"

"Elimden bir takım kazalar çıkar güzelim" eli bacağıma çıktı. Bu durumdan oldukça rahatsızdım. Ama eğer ona karşı çıkarsam daha kötüsü olabileceğini tahmin edebiliyordum. Mehmet amca evine gitmişti. Bağırsam sesimi duyacak kimse yoktu.

Tam o sırada bir mucize oldu. Kapı, sanki bir depremle sarsılmış gibi açıldı. Soner, eşikte bir azrail gibi duruyordu. Gözlerindeki o saf öfke, odadaki tüm o pis havayı dağıttı. Soner, saniyeler içinde Serkan’ın tepesine bindi. Onu kolumdan öyle bir çekişi vardı ki, Serkan dengesini kaybedip masaya çarptı.

"Bir daha," dedi Soner, sesi derinden gelen bir kükreme gibiydi, "Bu kadına dokunmayı bırak, gölgesinin üzerine basarsan seni bu kodların içine gömerim Serkan!"

"Soner Bey, sakin olun, unutmayın anlaşmalarımız var" dedi. Serkan, yakasını düzelterek ama sesi titriyordu. " Ayrıca medyayı biliyorsunuz, dışarıda ordu var. Bu kızı savunmak sizin kariyerinizi bitirir. 'Dâhi mühendis, şımarık manken için şirketini yaktı' manşetine hazır mısınız?"

Soner bana baktı. Gözlerimin içindeki o çaresizliği, o "beni buradan çıkar" diyen bakışı gördü. O an projenin de, itibarın da onun için hiçbir önemi kalmamış gibiydi. Serkan’a döndü ve acımasızca gülümsedi. "Kim ne derse desin zerre umrumda değil Serkan. Şimdi defol!"

Serkan gür bir kahkaha patlattı. "Demek umrunda değil, o zaman her şeyi göze al Soner " ardından tekrar bana yaklaşmıştı ki Soner onu yere doğru savurdu.Dışarıda bekleyen magazin ordusunun flaşları kör edici bir güçle patlamaya başladı.

Muhabirler birbirini eziyordu. "Aylin Hanım, Soner Bey ile aşkınız doğru mu?", "Babanızın bu duruma tepkisi ne olacak?"

Soner dışarıdaki o kaosun ortasında, yüzlerce kameranın önünde durdu. Derin bir nefes aldı ve herkesin önünde elimi tuttu. Parmakları parmaklarıma kenetlendi. O an dünya durdu. Magazinciler çılgına dönmüştü. Gözlerimin içine baktı, omuzlarımı dikleştirdi. "Madem seni koruyamadılar, madem seni böylece ortaya koydular... Artık benimlesin."

Dışarı çıktığımızda flaşlar başımızı döndürüyordu ama Soner’in eli, hayatımda tuttuğum en güvenli dayanaktı. Annemin öfkesi, babamın iflası, Serkan’ın şantajı... Hepsi o anın, devasa sessizliğin içinde kayboldu.

O podyumlarda sergilediğim o kusursuz, soğuk "model" duruşum ile içimdeki adaleti savunan o kırılgan "avukat" kimliğim ilk kez tek bir bedende birleşmişti. Avukat yanım, Serkan’a karşı zafer kazanmış olmanın gururunu yaşıyordu ama model yanım, tüm bu karmaşanın sonunda annemin o "marka imajı" duvarına çarpacağımı biliyordu.Gönderilen o simsiyah, camları filmli özel araç, annemin gönderdiği bir kurtarıcı değil, bir infaz mangasıydı sanki. Soner’in elini istemeye istemeye bıraktım. "Gitmem lazım," dedim fısıltıyla. "Şovun ikinci perdesi evde başlayacak." Gülümsedi ama zoraki bir gülümseme gibiydi.

Dinçer malikanesinin kapısından girdiğim an, içerideki ağır sessizlik yüzüme bir tokat gibi çarptı. Babam Vedat, ilk uçakla şehre dönmüştü. Onu daha önce hiç böyle görmemişim. Çalışma odasından çıkışı bir fırtına gibiydi.

"Bize bunu nasıl yaparsın?" diye gürledi babam. Sesi o kadar yüksekti ki porselen vazoların titrediğini hissettim.

"Bir Dinçer, bir sokak barınağında, üstünde eski,çamurlu tulumla, yanında kim olduğu belirsiz bir mühendisle el ele... Hissemiz %15 değer kaybetti Aylin! Sen bizim sadece kızımız değil, bu şirketin vitrinisin!"

Annem Beril Hanım, ipek sabahlığı içinde bir heykel kadar soğuk ve hırslıydı. "Vitrin mi?" dedi annem, sesi histerik bir tona ulaştı. "O vitrini kendi elleriyle kırdı!"

Bir anda üzerime yürüdü. Hayatım boyunca bana sadece "mükemmel görünmem" için dokunan o el, bu kez nefretle havaya kalktı. Annem bana elini kaldırdığında, gözlerimi babama diktim. Her zaman beni koruyan babamın müdahale etmesini bekledim. Ama o... Sadece başını çevirdi. O el yanağıma sertçe indiğinde hissettiğim şey fiziksel acı değil, içimdeki o küçük kız çocuğunun ölümüydü...

Yanağım yanarken, gözyaşlarımı içime akıttım. "Bittiyse," dedim, sesimdeki o buz gibi avukat tonuyla, "Ben gidiyorum."

Kapıya doğru yürüdüm. Tam o devasa meşe kapının kolunu tutmuşken, babamın o buz gibi sesi arkamdan geldi: "Eğer şimdi o kapıdan çıkarsan Aylin, sadece bu evden değil, Dinçer soyadından da çıkarsın. Bir daha bu kapı sana asla açılmaz!"

Duraksadım. Son kez ikisinin gözüne baktım. Annemin gözlerinde hırs, babamınkinde ise sadece güç tutkusu vardı. "Anne," dedim, sesim titreyerek. "Belki sen bana sevgini hiçbir zaman hissettirmemiştin. Bu senin tarafından beni o kadar üzmese de... Baba, senden bunu hiç beklemezdim. Siz benim ailem değil, sadece ortaklarımmışsınız."

Kapıyı öyle bir çarptım ki, o sese hayatımdaki tüm yalanları sığdırdım. Yağmur, sanki gökyüzü de benimle ağlıyormuş gibi bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Sığındığım tek yer, çocukken annemle kavga ettiğimde kaçtığım, deniz kenarındaki o ıssız kayalıklardı. Saçlarım yüzüme yapışmış, tulumum sırılsıklam olmuştu. Denizin hırçın dalgalarını izlerken arkamda birinin oturduğunu hissettim.

SONER YALIN

İçim rahat etmemiş Aylin'i takip etmiştim. Malikanenin içinden bağrış ve çığlık sesleri geliyordu. Yerimde zor duruyordum. O eve girip onu çıkarıp gitmek istiyordum.

O evden çıkar çıkmaz onun peşinden gittim. İyi misin?" diye sordum. Sesim, rüzgarın uğultusunda kaybolup gitmesin diye ona biraz daha yaklaştım.

Aylin başını kaldırmadan, "Sadece bittim," dedi. "O kapıdan çıkarken Soyadımdan, evimden, her şeyimden vazgeçtim ."

Yutkundum. "Bugünkü o... sevgililik rolü için özür dilerim. Seni o anın içine itmek, aileni sana karşı kışkırtmak istememiştim. Sadece o adamın elinden kurtarmak için başka bir yol göremedim."

Aylin hafifçe başını çevirip bana baktı. Yeşilleri, yağmur damlalarıyla daha da parlıyordu ."Korumak için yaptın, farkındayım Soner. Sen bugün bana ailemin vermediği şeyi verdin; bir koruma kalkanı." Duraksadı."Belki de yapmasaydım şimdi o adamla..."

Gözlerinin tam içine baktım. O an ne teknoloji, ne tarım projesi, ne de holding kavgaları vardı. Sadece o vardı. "Seni bu halde, bu yağmurda bırakamam," dedim. "Gel benimle yani bizimle... Şirkette, güvenli bir yerde devam edelim. Hatta..." Duraksadım. Zihnimdeki o rasyonel adam "saçmalama" diye bağırırken, kalbim kontrolü ele almıştı. "Hatta bu rolü gerçekten bir süre devam ettirelim. Senin güvenliğin ve benim projemi korumak için en mantıklısı bu."

Aylin şaşkınlıkla bana bakarken, bir an için kendime geldim. Yanaklarımın yandığını hissettim

"Yani... Şey, saçmaladım değil mi?" dedim çocukça bir mahcubiyetle. "Az önceki o mühendis ciddiyetinden sonra tam bir saçmalık oldu."

Aylin’in dudaklarının kenarında, bu akşamın ilk gerçek gülümsemesi belirdi. Gözyaşları yağmura karışmıştı. "Evet," dedi, sesi yumuşayarak. "Kesinlikle saçmaladın. Ama bence de şu an yapacağımız en mantıklı şey, biraz saçmalamak Soner."

Yağmurun altında, sırılsıklam bir halde birbirimize bakarken; ilk kez bir bugın, sistemin en güzel parçası olabileceğini anladım.

Not: “Bug” burada, bir sistemdeki küçük aksaklık ama aynı zamanda değerli bir parça anlamında kullanılmıştır.