4. bölüm / 7
Lupo Nero4. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 4. Bölüm
- 1 1. Bölüm681 kelime
- 2 2. Bölüm962 kelime
- 3 3. Bölüm828 kelime
- 4 4. Bölüm1.107 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm820 kelime
- 6 6. Bölüm566 kelime
- 7 7. Bölüm746 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Akşam olmuştu. O sığınak gibi basık odada oturmaktan o kadar çok sıkılmıştım ki neredeyse patlayacaktım. Kafamın içi durmadan annemle ilgili sorularla dolup taşıyordu.
Acaba nasıldı? İyi miydi? Bence artık o eski acıları çekmiyordu, çünkü tam teşekküllü bir hastanedeyse ağrısını kesecek güçlü ilaçlar veriyorlardı.
Eskiden ona hastaneden gizlice getirdiğim o ucuz ilaçlar sadece birkaç saat acısını dindirmeye yarıyordu, çünkü asıl alması gereken pahalı ilaçları almaya asla gücüm yetmiyordu.
Yatağımda oturmuş, kafamın içindeki bu kasvetli düşüncelerle savaşırken aniden kapım yumruklandı. İçeri giren Teresa'nın yüzünde ilk defa net bir telaş gördüm.
„Çabuk yukarı gel! Patron bıçaklandı!" dedi, nefes nefese.
Daha ne olduğunu anlayamadan hızla merdivenlerden yukarı sürüklendim ve Karan beyin odasına götürüldüm. Bu adam ne ara, nerede bıçaklanmıştı?
Odaya girdiğimde yerdeki kan lekeleri gözüme çarptı. Teresa hemen dikiş malzemelerini ve dezenfektanı önüme bıraktı. „Ne duruyorsun, müdahale etsene!" diye bağırdı heyecanla.
„Bağırma!" diye seslendi, yatağın kenarında tişörtünü sıyırmış, yarasını tutan Karan bey. Sesi acı çekiyormuş gibi değil, sadece gürültüden rahatsız olmuş gibi sakindi. Vakit kaybetmeden yanına koştum. Cerrahi eldivenlerimi takıp yarayı inceledim. Derin bir bıçak darbesiydi ama neyse ki hayati bir organa denk gelmemişti. Hemen pansuman yapıp dikiş atmaya başladım.
„Acırsa lütfen söyleyin," dedim, elimi olabildiğince hafif tutmaya çalışarak.
„Abartma hemşire, ufacık bir kesik," dedi, yüzündeki o sert, ifadesiz maskeyi milim kıpırdatmadan.
„Ben abartmıyorum, sadece canınız yanarsa uyarın dedim," diye mırıldandım mesafemi koruyarak.
İşimi bitirdikten sonra malzemeleri topladım. Karan bey çenesini sıkmış, sargı bezini kontrol ediyordu. Tek bir kelime bile etmeden odadan çıktım ve hızla aşağıya, kendi odama indim. Üzerimi değiştirip yatağa uzandım. Kafamı dağıtmak için yeni telefonuna birkaç sosyal medya uygulaması indirdim ama çok geçmeden yaşadığım bu yoğun günün yorgunluğuyla uyuyakalmışım.
.🪼.🪼.🪼.
Gecenin bir yarısı, zihnimin derinliklerinden gelen sağır edici seslerle gözlerimi açtım. Silah sesleriydi. Hem de çok yakından, hemen üst kattan geliyordu. Ne olduğunu anlayamadan yatakta dikleştim, saate baktığımda gecenin ikisi olduğunu gördüm. Odadan çıkmam kesinlikle yasaktı, küçük havalandırma camından da dışarısı görünmüyordu ama silah sesleri gitgide çoğalıyor, malikanenin duvarlarında yankılanıyordu. İşte o an, o eski düşmanım göğsüme oturdu.
Panik ataklarım geliyordu ve bunu iliklerime kadar hissediyordum. Hastanede ne zaman böyle bir kriz geçirsem Nehir bana sarılır, sakinleştirirdi ama şimdi Nehir yoktu. Yapayalnızdım.
Nefes alamıyordum. Yataktan kalkıp banyoya sığındım, titreyen ellerimle yüzüme buz gibi su çarptım. Silah sesleri tam yukarıdan, salondan geliyordu. Karan bey bana burada çatışmaların, intikamların yaşandığını söylemişti ama bunu bu kadar erken tecrübe edeceğimi hiç düşünmemiştim. Kimdi gelenler? Ne oluyordu yukarıda?Ama şu an yukarıyı düşünecek durumda değildim; benim asıl derdim kendimleydi.
Ciğerlerime hava gitmiyordu, banyonun köşesine çöküp dizlerimi kendime çektim ve çaresizce ağlamaya başladım. İlaçlarım yanımda değildi, bittiklerinde yenisini almaya param yetmemişti zaten. Bu krizden tek başıma çıkmak zorundaydım.
„Hadi Aden, sen bir hemşiresin, ne yapman gerektiğini biliyorsun" diye telkinde bulundum kendime. Beni dünyaya geri döndürmesi için zihnimden 5-4-3-2-1 yöntemini uygulamaya başladım. Burnumdan derin bir nefes alıp içimde tuttum.
Dokunabildiğim 5 şey: Altımdaki fayanslar, banyo kapısı, lavabonun kenarı, titreyen ellerim ve tavandaki lamba.
Hissedebildiğim 4 şey: Kendime sıkıca bastırdığım dizlerim, yerin soğukluğu, pantolonumun kumaşı ve ensemdeki ıslak saçlarım.
Duya bildiğim 3 şey: Kendi kesik nefes alışverişlerim, yukarıdan gelen silah seslerinin boğuk yankısı ve havalandırmanın uğultusu.
Koklayabildiğim 2 şey: Banyodaki sabun kokusu ve kendi kokum.
Tadabildiğim 1 şey: Gözyaşlarımın tuzlu tadı.Tamamen nefesime odaklandım. Derin al, yavaşça ver. Birkaç dakika sonra nihayet nabzım normale dönmeye başladı ve görüşüm netleşti. Tam yukarıdaki sesler bıçak gibi kesilmişken ve ben zor da olsa yerden doğrulup yüzümü bir kez daha yıkamak için hareketlenmişken, birden odamın kapısı güm diye açıldı.
Karan bey içeri dalmıştı. Yüzünde son derece karanlık, tehlikeli ama aynı zamanda alarmda olan bir ifade vardı. Benim ağlamaktan kızarmış gözlerimi ve ıslak yüzümü görünce adımları aniden kesildi. Keskin yeşil gözlerini kısarak bana baktı.
„ hemşire? İyi misin?" diye sordu. Sesi ilk defa bu kadar temkinli çıkmıştı. Hemen parmaklarımla gözümdeki son yaşları sildim, kendimi topladım ve dik durmaya çalıştım. Sesimin olabildiğince güçlü çıkmasını sağlayarak konuyu geçiştirdim.
„Bir şey yok Karan bey. İyiyim."
Yüzü tekrar o eski, acımasız maskesine büründü ve anında o soğuk patron moduna geri döndü.
„Yukarıda yaralılar var, hemen benimle geliyorsun." Kafamı salladım ve peşinden yukarı çıktım. Salona adım attığım an gördüğüm manzara karşısında dehşete düştüm. Yerlerde adamlar vardı; bazıları acı içinde kıvranıyor, bazıları ise hareketsiz yatıyordu. Her yer kan kokuyordu.
„İlk abime bak, onun yarası daha kötü," dedi Karan bey, sesi buz gibiydi.
Dediğini yapıp salondaki koltukta bilinci yarı açık şekilde yatan o yapılı adama, yani abisine doğru koştum. Göğsünden vurulmuştu ve nabzı yavaştı. Ben müdahaleye başlarken Teresa elinde ilaç kutuları ve dikiş malzemeleriyle yanımda bitti. Hemen eldivenlerimi giyip yarayı inceledim. Kurşun içeride kalmıştı. Soğukkanlılığımı korumaya çalışarak kurşunu çıkardım, yarayı temizleyip dikiş attım ve sıkıca sardım.
Ardından damardan güçlü bir ağrı kesici ve antibiyotik verdim. Birkaç dakika sonra nabzını kontrol ettiğimde düzene girmişti. İyi olduğunu belirtmek için Karan beye bir işaret verdim. O an onun da o gergin omuzlarının hafifçe rahatladığını gördüm.
„Şimdi kime bakayım?" diye sordum, ayağa kalkarak.
„Şu iki adama bak, diğerlerini bırak," dedi Karan bey, eliyle kendi adamlarından ikisini işaret ederek.
„Nasıl yani? Diğerleri ölsün mü?" diye sordum dehşet içinde. Bu acımasızlık karşısında şoke olmuştum. Gözümün önünde can çekişen insanları ölüme terk etmemi istiyordu.
„Dediğimi yap ve oyalanma," dedi. O karanlık, buyurgan bakışları geri dönmüştü. Daha fazla tartışacak lüksüm yoktu. Hemen dediğini yapıp o iki adama müdahale ettim, diğerlerini ise arkamda bıraktım.
Allah'ım, sen beni affet...
İşim bittiğinde, tam odama gitmek için hareketlenmiştim ki Karan beyin eliyle yan tarafındaki eski yarasını tuttuğunu gördüm. Az önceki arbedede dikişleri tamamen patlamış, gömleğinden dışarı kan sızıyordu. Kötü görünüyordu.
„Karan bey, dikişleriniz açılmış," dedim yanına yaklaşarak.
„Olsun. Senin işin bitti, odana inebilirsin," diye kestirip attı, acıyı zerre umursamıyordu.
„Ama müdahale etmezsem mikrop kapabilir ve bu çok ciddi sonuçlara yol açar. Hemen temizleyip yeniden dikmem gerekiyor," dedim hemşirelik inadımla. Birkaç saniye boyunca gözlerimin içine baktı, ardından dikmem için hafifçe kafasını salladı. Hemen eldivenlerimi değiştirdim.
„Gömleğinizi çıkarmanız gerekiyor." Gömleğini çıkardığında gördüğüm manzara karşısında duraksadım. Karan beyin tüm vücudu eski yara izleri ve jilet gibi keskin nedbelerle doluydu. İlk bıçaklandığında sadece yaranın olduğu bölgeyi açtığım için bu dehşet verici haritayı görememiştim. Bakışlarımın vücudunda gezindiğini fark etmiş olacak ki, yeşil gözlerini üzerime dikti.
O 1.90'lık heybetli cüssesinin yanında 1.70'lik boyumla küçücük kalıyordum.
„Yaramı tedavi et diye kalmana izin verdim hemşire, beni bakışlarınla incele diye değil," dedi aniden. Sesi derin ve uyarıcıydı. Utançtan kıpkırmızı kesilerek hemen bakışlarımı kaçırdım.
„Affedersiniz," dedim, sesim mahcupça çıktı. Yarasını hızla temizleyip dikişlerini tazeledim ve düzgünce sardım. Ben işimi bitirirken korumalar içeri girip diğer adamları götürdü, hizmetçiler de yerdeki kanları temizlemeye başladı. Abisini de dikkatlice yandaki odaya taşımışlardı. Sonunda kendi odama indim. Ellerim, üstüm başım tamamen kan içindeydi; kendimi çok kirli hissediyordum.
Kapıyı arkamdan kilitleyip hemen duşa girdim. Ilık suyun altında tüm o gecenin vahşetini akıttıktan sonra temiz kıyafetlerimi giyip yatağa yattım.Tek bir duam vardı; bir daha bu evde silah seslerine uyanmamak.
Bölüm etkileşimi
