Lupo Nero kitap kapağı

3. bölüm / 7

Lupo Nero

3. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Miray Akgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 3. Bölüm

„Daha fazlası derken?" diye sordum, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak.

„Yok bir şey," dedi Karan bey, bakışlarını üzerimden çekmeden.
„Seni buraya getiren kadın odanı gösterecek. Hızlı bir şekilde yerleş. Ayrıca o elindeki telefonu da kapat, sana yeni bir telefon verilecek."

Duyduklarımla kaşlarım çatıldı.
„Ne? Ben burada mı kalacağım? Annem ne olacak, eşyalarım, evim ne olacak? Bakın, her şeyi kabul ettim, annem için ölmeyi bile göze alıyorum ama burada tutsak gibi kalamam." Karan bey oturduğu koltukta hafifçe dikleşti. Yeşil gözlerinde en ufak bir acıma kırıntısı yoktu.

„Ya burada kalacaksın ya da öleceksin hemşire. Hangisi?" diye sordu, sesi bir bıçak kadar soğuk ve netti. Boğazıma bir düğüm oturdu. Karşımdaki adamın şaka yapmadığını, tek bir kelimesiyle beni yok edebileceğini biliyordum. Dişlerimi sıktım, gözlerinin içine bakarak çaresizliğimin öfkesini sesime yansıttım. „Peki..." dedim, sesim sert ama teslim olmuş bir tondaydı. „Ama annem ne olacak? O kendi başına duramaz, yemeğini bile tek başına yiyemiyor."

„Annen şu an tam teşekküllü bir hastanede, güvende," dedi Karan bey, sesinde en ufak bir duygu belirtisi olmadan. „Evin tahliye edildi, eşyaların da aşağıda, odanda seni bekliyor. Şimdi çık ve yerleş." Dona kaldım. Hepsini ne ara, hangi ara organize etmişti? Bu adam nasıl bir güce sahipti böyle? Şaşkınlığımı ve içimi kaplayan o tekinsiz korkuyu gizlemeye çalışarak daha fazla üstelemedim ve ağır adımlarla çalışma odasından çıktım.

Kapıda beni bekleyen Teresa hiçbir şey söylemeden önüme düştü ve beni evin en alt katına, adeta bir sığınma odasını andıran koridora götürdü. Koyu ahşap bir kapıyı açıp içeri geçmem için kenara çekildi. „Burası senin odan, artık burada kalacaksın," dedi Teresa, o mesafeli ve hafif aksanlı sesiyle. „Yemeğini ben getireceğim. Patronun izni olmadan buradan çıkamazsın, kuralların çiğnenmesini hiç sevmez. Bu da yeni telefonun." Elime siyah, şık bir telefon tutuşturup arkasını döndü ve odadan çıktı.

Oda o kadar da büyük değildi ama zaten lüks arayan da yoktu. Benim eski evimdeki eşyalarımı büyük valizlere doldurmuşlardı. Hepsini tek tek açıp dolaba yerleştirmeye başladım. Çarşaflar yeni takılmıştı, oda ben gelmeden önce titizlikle temizlenmişti. Odanın yukarısında küçük, dikdörtgen bir havalandırma camı vardı; eğer lambayı yakmazsam içerisi zifiri karanlığa bürünüyordu.

Bu basık hava içimi daralttı. Eski telefonumdan SIM kartımı çıkartıp yeni telefona taktım. En azından artık o bozuk telefondan kurtulmuştum. Ekran açılır açılmaz Nehir'den gelen ardı arkası kesilmeyen mesajları gördüm.

Nehir: Aden iş bulabildin mi?

Nehir: Burada işler hiç iyi değil...

Nehir: Sen kovulunca ortam bir tuhaf oldu, hastane resmen sessizleşti.

Ne diyecektim ki şimdi ona?

„Evet, iş buldum ama adam bir yeraltı lideri, illegal işlerle uğraşıyor ve beni evinin bodrum katına kapattı" mı diyecektim? Nehir'in dikkatini uzun bir süre üzerimden çekmek için inandırıcı bir yalan söylemek zorundaydım.

Siz: İşi buldum Nehir.

Siz: Bayağı uzakta, yatılı bir iş. Taşınmam gerekecek gibi görünüyor.

Siz: Hatta bana kalmam için burada çok güzel bir oda verdiler.

Siz: Ne yalan söyleyeyim, parası da çok iyi. Ben taşınıyorum yani.

Nehir anında çevrimiçi oldu.

Nehir: Ne yani, bir daha görüşemeyecek miyiz?

Nehir: Ama benim senden başka arkadaşım yok ki... 🥺

Siz: Görüşeceğiz tabii Nehir, telefondan konuşuruz hep. Arada sırada yanına da gelirim belki.

Siz: Zaten annem için kabul ettim bu işi. Yoksa biliyorsun, garsonluk falan yapar yine idare ederdim.

Siz: Ama burada çalışırsam iki aya annemin tüm tedavi parasını toplamış olacağım.

Nehir: O kadar mı iyi parası?

Siz: Evet, dedim ya. İyi olmasa kabul etmezdim zaten.

Nehir: Neyse, en azından Ayla teyzenin tedavi parası çıkacak ve iyileşecek. Tek önemli olan bu.

Siz: İnşallah iyileşecek, en çok bunu istiyorum.

Nehir: Neyse Aden, benim yine nöbete dönmem gerekiyor. Sana bol şans yeni işinde! Bir şey olursa bana mutlaka yaz, tamam mı?

Siz: Sağ ol Nehir, yazarım. Sen de kendini fazla yorma, olur mu?

Telefonu kapatıp yatağın üzerine bıraktım ve derin bir nefes aldım. Kafamı kaldırdığımda duvara monte edilmiş televizyonu gördüm. Can sıkıntısından delirmeyeyim diye koymuş olmalıydılar. Ben etrafı incelerken kapı çaldı ve içeriye elinde bir yemek tepsisiyle Teresa girdi.

„Patron size yemek gönderdi," dedi, tepsiyi masanın üzerine bırakırken.
„Sağ olun... Şey, bir şey sormak istiyorum," dedim, sesime yapay bir endişe katarak. Bu evde kapalı kalmamak için küçük bir taktik üretmek zorundaydım.

„Ben bu odadan hiç mi çıkamayacağım? Yani bahçeye falan temiz hava almaya çıkamaz mıyım? Eğer uzun süre burada kapalı kalırsam... klostrofobim tetiklenir de."

Klostrofobim falan yoktu ama bu esaretten kurtulmak için bir açık kapı bulmalıydım. Teresa bana şüpheci bir bakış attı.

„Patrona sormam lazım. İzin verirse çıkarsın," dedi kuru bir sesle.
„Anladım, tamam o zaman."
Teresa odadan çıktıktan sonra masaya geçip yemeğimi yemeye başladım. Kafamı dağıtmak için televizyonu açtım, neyse ki akıllı televizyondu ve en sevdiğim dizi açık durumdaydı. Kendimi bir an dizinin akışına kaptırmışken aniden duraksadım.

Durumun absürtlüğüyle kendime geldim. Karşımdaki adam beni en ufak bir hatamda öldüreceğini söylüyordu, bense burada oturmuş dizi izliyordum. Bu normal miydi? İçimi tuhaf bir ürperti kapladı.

„Adam yemeğe zehir falan katmış olabilir mi?" diye düşündüm bir an. Ama sonra kendi kendime güldüm. Öyle bir şey isteseydi beni vururdu zaten, uğraşmazdı.Yemeğimi bitirdikten sonra derin bir iç çektim. Kendi evimde olsaydım şu an mutfağa geçer, kafamı dağıtmak için en sevdiğim tatlıları yapardım. Ama artık hayatım değişmişti. Bundan sonra bu karanlık malikanenin kurallarına göre yaşamak zorundaydım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

23okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.