12. bölüm / 13
Kural DışıBANA KARIŞMA!
Bölümler 13Şu an: BANA KARIŞMA!
- 1 Arizona Kertenkeleleri386 kelime
- 2 KUDURMACA616 kelime
- 3 YİNE Mİ SEN?1.136 kelime
- 4 DÖVCEM SENİ880 kelime
- 5 O KİM?354 kelime
- 6 TANIDIK BİRİ640 kelime
- 7 BORA ABİ?702 kelime
- 8 NAPIYOSUN DERİN!!473 kelime
- 9 TAMAM AĞLAMA705 kelime
- 10 EFLİN KİM?347 kelime
- 11 BORA DUR!939 kelime
- 12 BANA KARIŞMA!1.291 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 ♡KÜLKEDİSİ♡1.256 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“A-a şey, yani Bora abi, şey… Iıı…”
Konuşamıyordum. Ne olmuştu bana böyle? İlk defa Bora’nın karşısında bu kadar utanıyordum. İlk defa ona karşı böyle hissediyordum. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor, kelimeler boğazıma düğümleniyordu. Ne oluyordu bana?
“Söyle abiciğim.”
“Korkuyorum ben. Hani bardak düştü ya… Sen şey yapsan, hani… Eee…”
Salak Derin! İki kelimeyi bir araya bile getiremiyorsun!
“Tamam, anladım seni. Burada kal diyorsun.”
“Evet, yani… Tabii, istersen.”
“Tamam. Sen uyu, ben mutfaktaki camları toplarım. Sonra da salondaki koltukta uyurum.”
“Ama uyuyamam ben.”
Bana döndü. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı.
“Neden?”
“Saçıma sahte kan bulaştı. Önce yeri silip sonra duş alıp uyuyacağım.”
“Tamam, o zaman öyle yap.”
Eminim şu an kıpkırmızı olmuştum. Yanaklarım resmen yanıyordu. Ama tek utanan ben değildim; Bora abim de gözlerini benden kaçırıyordu. Muhtemelen o da utanmıştı.
Bora abim odadan çıkınca elime ıslak mendili alıp yerdeki sahte kan lekelerini sildim. Ardından banyoya girip duş aldım. Duştan çıktığımda kendimi biraz daha iyi hissediyordum. Üzerimdeki o garip baskı hafiflemiş, sonunda rahat bir nefes alabilmiştim.
Üzerime rahat bir şeyler geçirdim ve yatağıma uzandım.
Gözlerimi kapattığım gibi uykuya daldım.
Sabah uyandığımda kendimi pamuk gibi hissediyordum. Esneyerek doğruldum, ardından hemen telefonumu elime alıp bildirimlerimi kontrol etmeye başladım.
Mete’den bir mesaj vardı.
@mete_polat315: Güzelim, bugün seni ben okula bırakacağım, tamam mı?
Tamam, yazmak üzereydim ki aklıma Bora abime haber vermem gerektiği geldi. Sonuçta beni okula o bırakacaktı.
Telefonumu yatağa bırakıp odadan çıktım. Önce salona baktım, ama orada yoktu. Mutfağa geçtim; orada da değildi. Son olarak balkona yöneldim. Belki oradaydı.
Evet, oradaydı.
Üzerinde tişörtü yoktu ve balkonun bir köşesinde sigara içiyordu. Sabahın serin havası etrafı sarmıştı. Beni fark edince başını çevirip baktı.
Hemen yüzüme tatlı bir ifade yerleştirdim. Sesimi de olabildiğince yumuşatarak konuşmaya başladım.
“Günaydııın, Bora abi! Bir şey söyleyeceğim sana.”
“Günaydın, prenses. Söyle, noldu?”
“Bugün senin beni okula bırakmana gerek yok.”
Elindeki sigarayı söndürdü. Ardından ayağa kalkıp hafifçe esnedi ve bana doğru yürüdü.
“Alla Allaa! Nedenmiş o?”
Kapının önünde duruyordum. Hafif sola çekilince Bora abim yanımdan sıyrılıp içeri girdi. Ben de peşinden mutfağa geçtim.
“Mete beni bırakacak da ondan.”
Birden bana döndü. Yüzündeki ifade değişmiş, sanki bir anda gerilmişti.
“Mete?”
“Sevgilim, yani,” dedim.
Daha da gerilmişti. Çenesini sıktığından dişlerinin birbirine kenetlendiği belli oluyordu.
“Yok öyle bir şey. Ben bırakacağım.”
“Ama—”
Daha sözümü bitirmeme bile izin vermeden konuşmamı kesti.
“Aması maması yok Derin! Ben götüreceğim. Konu kapandı.”
Ardından hiçbir şey olmamış gibi kahvaltı hazırlamaya başladı.
Ben de hemen yanı başına geçtim. İzin verene kadar başının etini yemeye kararlıydım.
“Bora abi, bir kerecik götürsün beni. Ne olacak sanki?”
“Bo korocok gotorson nolcok sonko. Bok götürsün! Nolcak bir kerecik götürmesin, Derin!”
“Hep mi götürsün?” diye sordum şımarık bir ses tonuyla.
Sinirle bana döndü.
“Götürebiliyorsa götürsün bakalım!”
Sonra yeniden kahvaltısını hazırlamaya devam etti.
“İyi, tamam! Gel beni al diye yazacağım o zaman.”
“Yaz, yaz! Gelsin bakalım. Tanışmış oluruz SEVGİLİNLE!”
Sevgilim kelimesini özellikle bastırarak söylemişti.
Of! Bir kerecik götürmesine izin verse ölecekti sanki! Salak Bora!
Telefonumu almak için odama gittim. Mete’nin mesajına cevap yazdım.
Siz: Tamam, canım benimmm. Gel, al beni. ❤️
Mesajı gönderdikten sonra neşeli neşeli mutfağa girdim. Bora abim kahvaltıyı hazırlamıştı bile.
“Ooooo, Bora Efendi! Çok hızlısınız maşallah!”
Sırıtarak bana döndü.
“Ne sandın, abisi Hadi, otur da ye. Yoksa hepsini ben yerim. Çok hızlıyımdır, biliyorsun.”
göz kırptı.
Şapşal şey ya!
Kahvaltımızı yaptıktan sonra hızlıca hazırlandım. Çantamı alıp evden çıktığımızda Mete de gelmişti.
“Hehh, Mete de geldi! Ben kaçıyorum, Bora abi.”
Tam gidecekken Bora abim bileğimden tuttu.
“Hop hop! Nereye?”
“Sevgilime.”
“Sovgolomo sikerim sevgilini ha!” diye çıkıştı.
Tam o sırada Mete arabadan indi. Yanıma gelip durduğunda gözleri hemen bileğime kaydı. Bora abim de onun bakışlarını fark etmiş olacak ki bu kez bileğimi bıraktı, elimi tuttu ve Mete’ye tek kaşını kaldırarak sorgulayıcı bir bakış attı.
Ben hemen elimi çektim.
Bora abim bana döndü ve bu kez yeniden elimi tuttu. Ardından Mete’ye bakarak konuştu.
“Boşuna geldin. Derin’i ben bırakıyorum okula.”
Mete bana döndü.
“Hayır ya, ne alaka? Bırak beni, Bora abi!” diye çıkıştım bora abime.
Mete kaşlarını çatarak sordu.
“Abin mi?”
“He, abisiyim. Ne olacak?”
“Aşkım, abim değil. Abimin arkadaşı. Bana karışamaz. Biz gidelim.”
Elimi yeniden çekip Mete’nin elini tuttum. Mete, Bora abimin gözlerinin içine bakıyordu. İkisinin arasında görünmez bir gerilim oluşmuştu sanki. Havada hissedilen o gerginlik, içimi sıkmaya başlamıştı.
Sonra Mete bana döndü.
“Tamam, güzelim.”
Beni kendine doğru çekti ve dudaklarımızı birleştirdi.
Hayır! Bora abimin yanında olmaz!
Daha ne olduğunu anlayamadan Bora abimin yumruğuyla Mete yere serildi.
“Oğlum, sikerim seni! Dokunmayacaksın ona lan!”
Bora abim Mete’nin üzerine çıktı ve art arda yüzüne yumruk atmaya başladı.
“BORA ABİ! DUR! YAPMA!”
Panik içinde Bora abimin kollarından tutup onu durdurmaya çalıştım, ama beni duymuyordu bile. Öfkesi gözlerini kör etmiş gibiydi.
“Bora abi, yeter! Ne olur, yapma!”
Sonunda yumruk atmayı bıraktı ve ayağa kalktı. Nefes nefese kalmıştı. Gözleri öfkeyle parlıyor, yüzündeki ifade onu tanıyamayacağım kadar değiştiriyordu.
Bir anda bileğimden tuttu ve beni arabaya doğru çekmeye başladı.
“Bora abi, bırak! Ne yapıyorsun sen?!”
Beni arabaya bindirdi. Ardından kendisi de direksiyona geçti ve arabayı hızla çalıştırdı.
Artık dayanamıyordum.
“SEVGİLİME ÖYLE YAPAMAZSIN! SEN BENİM KENDİ ABİM BİLE DEĞİLSİN, BORA!”
Sesim arabayı doldurmuştu. O ise öfkeyle direksiyonu tutuyor, gözlerini yoldan ayırmıyordu. Arabayı gereğinden hızlı kullanması korkumu daha da artırıyordu.
“O ZAMAN KENDİ ABİNE SÖYLEYELİM, O ÖYLE YAPSIN!” diye bağırdı.
“BENİ TEHDİT ETMEYİ BIRAK! SANANE YA, SANANE?! SEVGİLİMLE GİTMİŞİM, GİTMEMİŞİM, SANANE! YAZIK, ÇOCUĞU DÖVDÜN!”
“O DA SENİ ÖPTÜ!”
Arabada birbirimize bağırıyorduk. İkimiz de sinirliydik ve ikimiz de birbirimizi anlamaktan çok, kendi söylediklerimizi duyurmaya çalışıyorduk.
“ÖPEBİLİR, BORA! O BENİM SEVGİLİM YA HANİ!”
Birden arabayı sağa çekti.
Sonra bana döndü.
Çenesini sıkmıştı. Öfkeli olduğu her hâlinden belliydi. Bir süre hiçbir şey söylemeden yalnızca yüzüme baktı. Sanki söyleyeceği bir şey vardı ama kelimeler bir türlü ağzından çıkmıyordu.
Birkaç saniye boyunca gözlerimin içine baktı.
Ben de gözlerimi ondan ayırmadım.
“Ne var? Yanlış bir şey mi dedim?” diye sordum.
Yüzünde bir anlığına beliren ifadeyi anlamlandıramamıştım.
Sonunda bakışlarını benden çekip yeniden yola çevirdi. Direksiyonu sıkıyordu göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Ardından arabayı çalıştırdı ve yola devam etti.
Bu kez bağırmıyordu.
Tek kelime bile etmiyordu.
Sadece susuyordu.
İşte bu sessizlik, az önceki bağırışmalarımızdan bile daha sinir bozucuydu.
Okulun önüne geldiğimizde hemen arabadan indim. Öfkemi hâlâ üzerimden atamamıştım. Arabanın kapısını gereğinden sert kapattım.
“YAVAŞ YAVAŞ!” diye bağırdı arabanın içinden.
“ÖF, KES SESİNİ!” diye karşılık verdim.
O da hiçbir şey söylemeden arabayı sürüp gitti.
Arkasından bakarken kendi kendime söylenmeye başladım.
Salak! Nedir bu ya? Neden her şeyi bu kadar abartmak zorunda? Bir insan sevgilisini öptü diye bu kadar olay çıkarılır mı? Hem kendisi kim oluyor da bana karışıyor? Kendi öz abim bile değil!
Daha fazla düşünmek istemiyordum. sabah sabah yaşadıklarım yetmişti bana.
Tam o sırada Nehir ve Ceren yanıma geldi.
Yüzüme bakar bakmaz bir şeylerin ters gittiğini anlamışlardı.
“Kanka, bir şey mi oldu?” diye sordu Nehir.
Derin bir nefes aldım.
“Evet, bir şey oldu. Hatta bir şey değil, çok şey oldu!”
İkisi de merakla bana döndü.
“Anlat bakalım, ne oldu?” dedi Ceren.
Onlarla birlikte okulun içine geçtik. Bir yere oturur oturmaz geceden yaşadığım her şeyi başından sonuna kadar anlatmaya başladım. yaptığım şakayı, kendimi kaybedip salak salak hareketler yaptığımı, Mete’nin beni almaya gelişini, Bora abimin ona nasıl davrandığını, aralarında çıkan kavgayı ve arabada birbirimize nasıl bağırdığımızı…
Ben anlattıkça ikisinin de yüz ifadesi değişiyordu. Bazen şaşkınlıkla birbirlerine bakıyor, bazen sırıtıyorlardı, bazen de söylediklerime tepki gösteriyorlardı.
Sonunda anlatacaklarım bittiğinde ikisi de bana destek olmaya başladı.
Canım arkadaşlarım ya…
İyi ki vardılar. En azından onların yanında kendimi anlatabiliyor, içimde birikenleri rahatça dökebiliyordum.
Ama ne kadar konuşursak konuşalım, aklımın bir köşesinde hâlâ Bora abim vardı.
Arabayı kenara çektiği o an…
Bana öylece baktığı birkaç saniye…
Sanki söylemek istediği bir şey vardı da kendini son anda tutmuştu.
Acaba ne düşünüyordu?
Başımı iki yana salladım.
Hayır, hayır! Şimdi onu düşünmeyecektim.
Zaten sabah sabah başıma açtığı dertler yetmemiş gibi bir de onu mu düşünecektim?
Asla!
En azından şimdilik…
____________________________________
Bu bölümü nasıl buldunuz devamı gelicek ama lütfen bölümleri beğenmeyi unutmayın buraya kadar okuyan herkesi çok seviyorummmm♡♡♡
Bölüm etkileşimi
