21. bölüm · KÜLLERLE YAZILAN KADER; Unutma

GİTMEYENLER İYİLEŞTİRİR

Havva Karadeniz

Gözlerimi yavaşça açtığımda oda hâlâ karanlıktı. Perdelerin arasından sızan şehir ışıkları tavana vuruyordu. Bir an nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra Barlas'ın evinde olduğumu hatırlayınca derin bir nefes verdim.
Yavaşça doğruldum. Duvardaki saate baktım. Gece yarısını çoktan geçmişti.
Sessizce yataktan kalkıp kapıyı açtığımda yüzüme sıcak bir hava çarptı. Barlas mutfaktaydı. Kollarını sıvamış, ciddi bir ifadeyle bir şeyler hazırlıyordu. Beni görünce başını kaldırdı. Birkaç saniye beni süzdü. Gözleri üzerimde dolaştı, sonra kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Bu kombin beklediğimden daha iddialıymış. Net bakınca anladım," dedi.
Kaşlarımı çattım.
"Ne varmış kıyafetimde?" dedim hafif sitem ederek.
Kendime baktım. Üzerimde siyah düz bir crop ve bol bir pijama vardı.
Barlas omuz silkti.
"Bilmem... Avukat değil de kaçakçı gibi görünüyorsun."
İstemeden kahkaha attım. Barlas da bana bakıp hafifçe gülümsedi.
"Gülmek sana yakışıyor, avukat hanım."
Gözlerimi kaçırdım.
"Unutmuşum..." dedim kısık bir sesle.
"Nasıl gülündüğünü..."
Masaya baktım. Sofrayı hazırlamıştı. Çorbanın kokusu burnuma öyle güzel geldi ki istemsizce derin bir nefes aldım. Aslında iştahım günlerdir yoktu. Ihlamuru bile zor içmiştim. Ama o çorbanın kokusu bir anda karnımı hatırlattı.
Tam o sırada karnım guruldadı.
Yaklaşıp sandalyeye oturdum.
"Sen gerçekten bunları mı yaptın?" dedim şaşkınlıkla.
Arkası dönüktü. Limon doğruyordu.
"Yoksa burada gizli bir aşçı mı var?"
Hiç bozmadan cevap verdi.
"İfşa etmem."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Çırağıyım. Kimseye söyleme, marka değerim düşer."
Başımı salladım.
"Senin marka değerini çorba mı belirliyor?"
Bıçağı tezgâha bıraktı.
"Hayır."
Sonra bana dönüp hafifçe gülümsedi.
"Kimin için yaptığıma bağlı... kaçakçım."
İstemeden tekrar güldüm.
Limonu çorbaya sıktı, sonra kâseyi önüme koydu.
"Hadi bakalım. Eleştiriye açığım."
Bir kaşık aldım.
Yüzümü bilerek ciddileştirdim.
"Hımm..."
Barlas dikkatle bana bakıyordu.
"Nasıl olmuş?"
Biraz bekledim.
"Hayatta kalırsın."
Önce bana baktı.
Sonra ikimiz de aynı anda gülmeye başladık.
"Bu iyi bir yorum mu?" diye sordu.
Omuz silktim.
"Bu şartlarda... evet."
Aslında çorba harikaydı.
İlk kaşığı ağzıma aldığım anda boğazımdaki yanma biraz hafiflemişti.
Tadı...
Babam hasta olduğum zaman bana yaptığı çorbanın tadına çok benziyordu.
Bir an gözlerim doldu.
İçimden, "Belki de Allah bana babamı bir anlığına böyle hatırlatmak istedi," diye geçirdim.
Hayatım boyunca tek bir yemek yiyecek olsam...
Sanırım bu çorba olurdu.
Kâsedeki son kaşığı da bitirip yavaşça kaşığı bıraktım.
"Teşekkür ederim..."
Barlas hafifçe gülümsedi.
"Teşekkür etmek sende iyice alışkanlık oldu."
Ben de gülümsedim.
"Biliyorum."
Bir an durup devam ettim.
"Ama samimiyim. Böyle söyleyince kendimi biraz daha iyi hissediyorum."
Bana birkaç saniye baktı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Sen nasıl iyi hissedeceksen öyle davran, Efsun."
Başımı hafifçe salladım.
Masadan kalkarken içimde garip bir mahcubiyet vardı.
En azından yardım etmek istedim.
Tabakları toplamak için uzandığım anda Barlas başını iki yana salladı.
"Gerek yok."
Sonra yumuşak bir sesle ekledi:
"Sen git biraz dinlen."
Ona birkaç saniye baktım.
"Tamam..."
Tam odaya geçecekken durdum.
"Ben... banyoyu kullanabilir miyim?"
"Tabii."
Koridora yöneldim.
Banyo kapısını açtığımda tezgâhın üzerinde temiz, beyaz bir havlu vardı.
Barlas havluyu bana uzattı.
"Al. Rahat et."
Havluyu sessizce aldım.
Kapıyı kapattıktan sonra derin bir nefes verdim.
Avuçlarıma sıcak su doldurup yüzüme çarptım.
Su tenime değdikçe bütün gün bastırmaya çalıştığım yorgunluk yeniden omuzlarıma çöktü.
Ellerimi yıkadım.
Sonra yüzümü kurulayıp aynaya baktım.
Karşımdaki kişi bendim.
Ama gözlerimde artık eski Efsun yoktu.
Son bir kez kendime baktıktan sonra banyodan çıktım.
Salonun ışığı hâlâ yanıyordu.
Barlas mutfakta birkaç şeyi toparlıyordu.
Bana dönüp baktığında göz göze geldik.
"İyi geceler..." dedim.
Başını hafifçe salladı.
"İyi geceler."
Sessizce odama geçtim.
Kapıyı kapattım.
Yatağa uzanıp battaniyeyi üzerime çektim.
Gözlerimi kapattım.
Ama uyku bir türlü gelmedi.
Ne zaman uykuya daldığımı bile hatırlamıyorum.
Bir anda koşuyordum.
"Baba!" diye bağırıyordum.
Ama sesim çıkmıyordu.
Ellerimi ona uzatıyordum.
O ise benden gittikçe uzaklaşıyordu.
"Baba..."
"Gitme..."
"Burası çok karanlık..."
Korkuyla gözlerimi açtım.
Nefes nefeseydim.
Ellerim titriyordu.
Kalbim sanki göğsümden çıkacak gibiydi.
Tam o sırada kapının hafifçe aralandığını fark ettim.
"Efsun..."
Barlas'ın sesini duyunca başımı çevirdim.
Muhtemelen kâbus sırasında sesimi duymuştu.
Yatağın yanına geldi.
"İyi misin?" diye sordu alçak bir sesle.
Konuşmaya çalıştım.
"Kâbus gördüm..."
Sesim neredeyse fısıltı gibiydi.
Barlas hiçbir şey söylemeden yatağın kenarına oturdu.
"Geçti."
Sesi her zamanki gibi sakindi.
"Şu an güvendesin."
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Başımı eğdim.
Sonra cesaretimi toplayıp ona baktım.
"Barlas..."
Bir an sustum.
"Biraz yanımda kalır mısın?"
Yutkundum.
"Korkuyorum..."
Sesimdeki kırıklığı ben bile duyuyordum.
Barlas'ın bakışları yumuşadı.
Hiç düşünmeden başını salladı.
"Kalırım."
Sonra elimi usulca avucunun içine aldı.
"Her zaman kalırım, Efsun."
Derin bir nefes aldı.
"Korkularında yalnız kalmayacaksın."
Kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
"Çünkü ben hep yanında olacağım."
Elini biraz daha sıktım.
Nefesim yavaşlamaya başladı.
Kalbimin çarpıntısı da...
Parmakları saçlarımın arasında usulca dolaşıyordu.
Sanki biraz sert davransa kırılacakmışım gibi...
Gözlerimi kapattım.
O an aklımdan yalnızca tek bir cümle geçti.
Dokunuşu... o günkü gibi yine güven veriyordu.
Ve o gece ilk kez şunu anladım:
İnsan, birinin "Yanındayım." demesiyle değil... Gerçekten gitmeyip yanında kalmasıyla iyileşmeye başlıyormuş.