23. bölüm · KÜLLERLE YAZILAN KADER; Unutma

BİR GECELİK UNUTUŞ

Havva Karadeniz

Ne kadar süre öyle kaldım, zaman nasıl geçti hiç bilmiyorum. Mezarlığın üzerine çöken hafif akşam serinliği omuzlarıma işlerken, bir anda üzerime bırakılan ceketle irkilip başımı kaldırdım.
Karşımda Barlas duruyordu.
Bakışlarında beni burada bu halde görmenin verdiği şaşkınlık ve adını koyamadığım bir endişe vardı. Omuzlarıma bıraktığı ceketten yayılan hafif kokusu etrafımı sarınca içim istemsizce ısındı.
"Barlas..." diye fısıldadım, gözyaşlarımı silerken.
"Senin şirkette olman gerekmiyor muydu?"
Barlas bir adım geri çekilip ellerini montunun ceplerine soktu. Önce mezar taşına baktı, sonra gözlerini yeniden bana çevirdi.
"Şirketteki işleri toparlayınca Batuhan'la eve döndük. Seni bulamayınca buraya gelebileceğini düşündüm." dedi.
Bir an durdu.
"Hava soğudu. İstersen eve geçelim."
Hiç itiraz etmeden ayağa kalktım. Ceketini omuzlarımda düzelttim ve sessizce peşinden yürüdüm.
Arabaya kadar tek kelime konuşmadık.
Kısa bir süre sonra araba Barlas'ın evinin önünde durdu. Kapıya doğru yürürken cebinden anahtarını çıkarıp bana uzattı.
"Bunu al."
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Bu ne?"
"Ev anahtarı."
"Sabah telaşla çıkarken anahtarı yanıma almışım. Sonradan fark ettim. Eğer erken çıkmak isteseydin dışarıda kalacaktın. Gerçi kapıda kalmaya fırsatın olmadan çıkmışsın."
Başımı hafifçe salladım.
"Evet... Biraz hava almak istemiştim."
Anahtarı avucuma bıraktı.
"Yedek anahtar yaptırmamız gerekecek. Yoksa yine dışarıda kalırsın."
İstemsizce gülümsedim.
"Şimdiden ev sahibi gibi konuşuyorsun."
Barlas'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Birlikte eve girdiğimizde içeriden televizyon sesi geliyordu. Batuhan salondaki koltukta oturuyordu. Elindeki cips paketini bırakıp bize baktı.
"Sonunda."
"İkinizi de aramaya çıkacaktım, biraz daha geç kalsaydınız."
Barlas gözlerini devirdi.
"Abartma."
Batuhan'ın hâline istemsizce güldüm.
Barlas saatine baktı, sonra ceketini aldı.
"Benim çıkmam lazım."
"Hemen mi?" diye sordum.
Başını salladı.
"Biraz işim var ama çok geç kalmam."
Sonra Batuhan'ı gösterdi.
"Zaten Batuhan burada."
Batuhan hemen doğruldu.
"Merak etme. Ben dünyanın en iyi ev arkadaşlarından biriyim."
"Yalan söylüyor." dedi Barlas hiç düşünmeden.
Batuhan itiraz etmeye başlayınca gülümsememi tutamadım.
Barlas kapıya yöneldi. Tam çıkacakken bana döndü.
"Bir şeye ihtiyacın olursa ara."
Elimdeki anahtara baktım, sonra ona.
"Tamam."
Akşam ilerledikçe evin içindeki sessizlik üzerime çökmeye başladı.
Batuhan koltuğa yayılmış telefonuyla oynuyordu. Ben ise camın önünde oturmuş dışarıdaki ışıkları izliyordum.
Bir süre sonra telefonu kenara bıraktı.
"Tamam, ben sıkıldım."
Başımı ona çevirdim.
"Ne yapalım?"
"Bara gidelim."
Kaşlarım anında çatıldı.
"Hayır."
Sanki bu cevabı beklemiyormuş gibi arkasına yaslandı.
"Niye ki?"
"Cevabı çok açık. Canım istemiyor."
Bana birkaç saniye baktı.
"Efsun..."
"Kaç gündür ya ağlıyorsun ya düşünüyorsun ya da mezarlığa gidiyorsun."
Başımı başka tarafa çevirdim.
"Birkaç saatliğine nefes almak suç değil."
Sessiz kaldım.
"Tüm gece kalacağız demiyorum. Dağıtacağız da demiyorum. Biraz müzik dinleriz, iki saat sonra döneriz."
"Hayır."
Gözlerini devirdi.
"Barlas olsaydı gönderirdi."
"Barlas burada değil."
"İyi ki de değil." dedi sırıtıp. "Yoksa onu da ikna etmek zorunda kalırdım."
İstemeden güldüm.
Batuhan bunu fırsat bildi.
"Tamamdır."
Ayağa kalktı.
"Gülümseyen insan dışarı çıkabilir."
"Bu mantıklı değil."
"Benim fikirlerimin hepsi mantıklıdır."
Yarım saat sonra kendimi onunla birlikte arabada buldum.
Bar çok kalabalık değildi.
Müzik yüksekti, ışıklar loştu.
Üzerimde siyah, dizlerimin biraz altında biten sade bir elbise vardı. Omuzlarımı açıkta bırakıyordu ama gösterişli değildi. Saçlarımı da açık bırakmıştım.
İlk başta sadece oturdum.
Ne bir şey içtim ne de konuştum.
Ama Batuhan konuştu.
Ben güldüm.
Bir içecek geldi.
Sonra bir tane daha...
Saatler geçti.
Ve uzun zamandır ilk kez gerçekten eğleniyordum.
Batuhan da en az benim kadar dağılmıştı.
"Bak." dedi bana.
"Hayata dönüyorsun."
"Sus." dedim gülerek.
Tam o sırada barın kapısı açıldı.
İçeri giren uzun boylu adamı görür görmez yüzümdeki gülümseme yavaşça silindi.
Barlas...
Siyah gömleğiyle kapının önünde durmuş etrafa bakıyordu.
Batuhan'ın neşesi de bir anda kayboldu.
"Yandık." diye fısıldadı.
"Ne?"
"Bar sahibi arkadaşlarımdan biri kesin ona haber verdi."
Tam o anda Barlas'ın gözleri bize ulaştı.
Önce bana...
Sonra Batuhan'a...
En sonunda da masadaki boş bardaklara baktı.
Yavaş adımlarla yanımıza geldi.
Batuhan sahte bir gülümsemeyle,
"Ne tesadüf." dedi.
Barlas birkaç saniye ona baktı.
"Gerçekten mi?"
Batuhan sustu.
Barlas bu kez bana döndü.
"Demek evde dinleniyorsunuz."
Sesi sakindi.
Ama o sakinliğin altında tehlikeli bir öfke vardı.
Batuhan hemen parmağıyla beni gösterdi.
"Fikir onundu."
"Yalancı." dedim.
İki saniye sonra iç çekti.
"Tamam... Benim fikrimdi."
Barlas derin bir nefes verdi.
İlk kez yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"İkiniz de sarhoş olmuşsunuz."
Batuhan gururla başını salladı.
"Ekip işi."
Barlas gözlerini kapatıp başını iki yana salladı.
"Tamam."
"Anlaşılan bu gece ikinizi de eve sağlam götürmek bana kaldı."
Hoparlörlerden yeni bir şarkı yükseldi.
Hakan Peker'in "Ateşini Yolla" şarkısı çalmaya başlamıştı.
İnsanlar piste yönelirken Batuhan koltuğa yaslandı.
"Tamam, ben artık hiçbir şey görmüyorum."
Barlas başını salladı.
"Orası belli zaten."
İstemeden güldüm.
Belki içtiğim birkaç kadehten...
Belki de uzun zamandır ilk kez gerçekten nefes alabildiğim içindi.
Şarkı çalarken gözlerim Barlas'a kaydı.
O da bana bakıyordu.
İlk kez yüzünde o ağır sorumluluklardan uzak, hafif bir ifade vardı.
Elimi uzattım.
Parmaklarım onun eline dolandı.
"Hadi."
"Hadi ne?"
"Dans edelim."
Kısa bir kahkaha attı.
"Bugün dans edemem."
"Edersin."
Elini bırakmadım.
Ayağa kaldırdım.
İstemese de peşimden geldi.
Pistin kenarında durduğumuzda hâlâ gülüyordu.
"Batuhan buna inanmayacak."
"Batuhan yarın bunu hatırlamayacak ki."
Bu kez gerçekten güldü.
Müzik etrafımızda yankılanırken ellerimiz hâlâ birbirindeydi.
Kalabalığı görmüyordum.
Işıkları da...
Sadece onu görüyordum.
Barlas'ın eli belime geldiğinde kalbim hızlandı.
Başımı kaldırıp gözlerine baktım.
O da bana bakıyordu.
Şarkının en can alıcı yerinde ona bakarak söylemeye başladım.
"Ateşini yolla bana, kor alevler içindeyim bilmesen de..."
Barlas gülümsedi.
"Gel benim ol... sözlerim ol... gecelerim kalsın, gündüzlerim ol... düşlerim ol... gülüşlerim ol..."
Şarkı biterken ayağım takıldı.
Bir an dengemi kaybettim.
Yere düşeceğimi sandım.
Ama düşmedim.
Çünkü güçlü bir kol belimi sarıp beni kendine çekmişti.
Bir elim hâlâ Barlas'ın omzundaydı.
Başımı kaldırdığımda bana kaşlarını çatmış bakıyordu.
"Tamam."
"Bu kadar yeter."
"Ben iyiyim."
"Hayır."
"Hiç iyi değilsin."
Yan tarafta Batuhan kahkahalar atıyor, elindeki bardağı sallayarak ne söylediğini kendisinin bile bilmediği cümleler kuruyordu.
Barlas derin bir nefes verdi.
"Bir de şu var."
Batuhan'ın kolundan tuttu.
"Batuhan."
"Efendim patronum."
"Kalk."
İki adım attı.
Sonra tekrar koltuğa oturdu.
"Ben burada yaşıyorum."
Barlas gözlerini kapattı.
"Harika."
Tam o sırada barın sahibi yanımıza geldi.
Barlas ona dönüp,
"Bunu eve götürmem lazım."
Adam Batuhan'a baktı, gülmemek için dudağını ısırdı.
"Ben hallederim. Sen merak etme."
Barlas birkaç saniye emin olmaya çalıştı.
"Emin misin?"
"Evet."
Batuhan parmağını kaldırdı.
"Ben kimsenin sorumluluğu değilim."
İki saniye sonra olduğu yerde sendeleyince barın sahibi kolundan tuttu.
"Tabii ki değilsin." dedi gülerek.
Barlas sonunda pes etti.
Sonra yeniden bana döndü.
"Haydi."
"Bu sefer gerçekten gidiyoruz."