10. bölüm · KÜLLERLE YAZILAN KADER; Unutma
GERÇEĞE AÇILAN KAPI
Güneşin yüzüme vurmasıyla yatağımdan kalktım. Batuhan'ın bana anlattığı gerçeklerin üzerinden bir gün geçmişti. Batuhan, Barlas'tan benim için izin almıştı. Görüşmeye kafamı toparlayarak gelmem için Barlas da anlayış göstermişti.
Duş aldıktan sonra gardırobumdan kumaş pantolon, straplez bluz ve ceketimi alıp banyoda giyindim. Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptıktan sonra sabitleyici sıktım. Hafif bir makyaj yapıp malzemelerimi yerine koyarken içeriden telefonum çaldı. Arayan Batuhan'dı.
Batuhan: "Günaydın. Kahvaltı yaptın mı?"
Efsun: "Günaydın. Evet, yaptım."
Batuhan: "O zaman seni almaya geleyim, birlikte şirkete geçeriz."
Efsun: "Yok, sağ ol. Ben taksiyle gelirim. Biraz yalnız kalıp hava almak istiyorum."
Sesimin tonundan ne demek istediğimi anlamış olacak ki üstelemedi.
Batuhan: "Peki. Ben sana konumu atarım, şirkette görüşürüz."
Efsun: "Tamam, görüşürüz."
Telefonu kapatır kapatmaz Batuhan konumu gönderdi.
Otelin önünden bir taksiye bindim. Yaklaşık yirmi dakika sonra şirketin önündeydim.
Şirket, tahmin ettiğimden çok daha büyük ama bir o kadar da sade görünüyordu.
Tam içeri gireceğim sırada önümde siyah bir Mercedes sertçe durdu.
Refleksle geriye çekildim.
"Oha, ezseydin bari!" dedim sinirle.
Arabanın kapısı açıldı.
İçinden kumral saçlı, uzun boylu, şık takım elbiseli bir adam indi.
Arabayı kullanış şeklinden içeriden tam bir dağ ayısı çıkacağını düşünmüştüm.
Adam bana doğru yürüyüp güneş gözlüğünü çıkararak ceketinin içine koydu. O an bal rengi olan gözleriyle göz göze geldik.
"İyi misiniz?" dedi sakin bir sesle. "Bir anda önüme çıkınca sizi fark edemedim."
Kaşlarımı çattım.
"Bir anda önüne çıkan ben miydim? Beni ezmeye çalışan sendin."
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Bence sadece algılarınız biraz karışmış."
"Sen kimsin de benimle böyle konuşuyorsun?"
"Durum ciddiymiş." dedi gülümseyerek. "İsterseniz size iyi bir nörolog tavsiye edebilirim."
Kendi kendime homurdandım.
"Gerçekten de dağ ayısıymış görünüşüne aldanmamak gerekiyormuş."
"Bir şey mi dediniz?"
"Size de bir kulak doktoru lazım sanırım."
Bana doğru bir adım attı.
Gözlerindeki hafif tebessüm sinirimi daha da bozuyordu.
"Patronunuz böyle kaba çalışanlar mı seçiyor?"
"Patronumuz dış görünüşe göre değil, yaptığı işe göre insan seçer." dedi hiç bozulmadan. "Ama dış görünüşe göre seçseydi sizi de geri çevirmezdi, merak etmeyin."
İstemsizce gözlerimi devirdim.
"Seninle laf yarıştıracak vaktim yok. İş görüşmem var."
"Öyleyse..." dedi hafifçe gülümseyerek.
"Bol şans."
"Senin şansına ihtiyacım yok."
Arkamı dönüp şirkete girdim.
İçerisi oldukça ferah ve moderndi.
Batuhan, Barlas'ın odasının yirmi altıncı katta olduğunu söylemişti.
Asansöre bindim. Tam düğmeye basacaktım ki kapanmak üzere olan kapı yeniden açıldı.
İçeri giren kişi tahmin ettiğim kişiydi.
Yine o dağ ayısı.
Hiçbir şey söylemeden yanıma geçti ve yirmi altıncı katın düğmesine bastı.
İçimden söylenmeden edemedim.
"Patronunuzun zevki gerçekten ilginçmiş."
Bu kez bana döndü.
"Neden öyle düşündünüz?"
"Keşke bu zevkini çalışan seçerken de kullansaymış."
Gözleri beni baştan aşağı süzdü.
Nedense gözlerimi ondan kaçırmak yerine bal rengi olan gözlerine baktım. Güneş ışığında daha da açık görünüyordu.
Asansörde oluşan sessizlik, konuşmalarımızdan daha gergindi.
Kapılar açılınca hiçbir şey söylemeden dışarı çıktı.
Ben de derin bir nefes alıp peşinden yürüdüm.
Tam Batuhan'ı aramak için telefonumu çıkarıyordum ki karşımda belirdi.
"Niye bu kadar geç kaldın?" diye sordu.
"Hiç sorma." dedim iç çekerek. "Şirketin önünden beri bir dağ ayısıyla uğraşıyorum."
Bunu söyler söylemez gözüm açık duran kapıya kaydı.
O an fark ettim...
Barlas'ın odasının kapısı sonuna kadar açıktı.
İçimden tek bir cümle geçti.
"İnşallah duymamıştır..."
