6. bölüm · Küllerinden doguş

6. Bölüm:Kalpte sönen sevda

Delila

İlk an sırtıma bir valiz alıp bu şehirden, bu riyakarlıktan arkama bakmadan kaçıp gitmeyi düşündüm. İstanbul bana kucak açar, kimsenin beni tanımadığı o büyük denizde kendime yepyeni bir sayfa açabilirdim. Ama tam odamın kapısına yönelmişken aynadaki aksim durdurdu beni.
"Hayır, Berfin," dedim kendi kendime. "Neden kaçacaksın? Suçlu olan sen misin ki bu konağı, bu tahtı onlara bırakıp gidesin? Eğer birileri gidecekse, o sen değilsin."
Kararımı vermiştim. Kaçmayacaktım. Bu konağı terk etmeyecek, hak ettiğim o tahttan bir adım bile geri atmayacaktım. Ama Rojhat’ı da bir daha asla koynuma almayacaktım. O kapı ona ebediyen mühürlü kalacaktı.
Ertesi gün, Hacı Bey’in emriyle bölgenin en ileri gelen üç aşiret lideri ve büyükleri, sarsılan ağalık otoritesini ve konağın yeni nizamını kesinleştirmek üzere yeniden Mardin’deki konağımızın avlusunda toplandı. Avlu her zamankinden daha kalabalıktı. Sedirde Hacı Bey, elinde kehribar tesbihiyle en baş köşede oturuyordu. Rojhat ise babasının hemen sağında, gururu kırılmış bir kurt gibi sessizce bekliyordu. Zeren, üst kattaki korkuluklara tutunmuş, aşağıyı sinsi bir memnuniyetle izliyordu.
Yavaş ve vakur adımlarla merdivenlerden indim. Üzerimde Mardin’in asaletini taşıyan kapkara, ağır bir elbise vardı. Belimde ise Hacı Bey’in bana teslim ettiği o ağır pirinç anahtarlar ve idari mühür her adımımda taş duvarlarda yankılanıyordu.
Avlunun tam ortasında, Hacı Bey’in ve tüm aşiret büyüklerinin karşısında durdum. Gözlerimi bir an bile sakınmadım.
"Berfin gelin," dedi Hacı Bey, tesbihini şaklatarak. "Kelamın nedir ki tüm aşireti buraya toplattın?"
Derin bir nefes aldım. Göğsümden o gizli kağıdı çıkardım ve Hacı Bey’in önündeki sehpaya, herkesin gözü önünde sertçe bıraktım.
"Hükmünüzü vermeden önce, bu topraklara bastığınız o adaletin arkasında dönen dolapları görün Hacı Bey!" dedim. Sesim avluda bir gök gürlemesi gibi patladı. "Uğruna beni harcadığınız, 'soy yürüyecek' diye başıma kuma getirdiğiniz o kadının tahlil raporudur bu! Zeren bu konağa adım atmadan, Rojhat Ağa'nın teni onun tenine değmeden çok önce hamile kalmış! O doğacak çocuk senin soyundan değil Rojhat Ağa! Bu kadın koca aşiretin namusunu, senin ağalığını ayakta uyutuyor!"
Avluda buz gibi, ölümcül bir sessizlik oldu. Üst kattaki Zeren’in dehşet içinde çığlık atıp merdivenlerden aşağı yuvarlanırcasına inişini, "Yalan! İftira ediyor!" diye feryat edişini herkes buz kesilmiş gibi izledi. Hacı Bey, titreyen elleriyle kağıdı aldı, tarihlere baktı. Yaşlı adamın yüzü saniyeler içinde kireç gibi beyazladı. Başını kaldırıp Zeren’e öyle bir baktı ki, Zeren korkudan avlunun ortasına diz çöktü.
Rojhat kağıdı babasının elinden kaparcasına aldı. Gözleri satırların arasında gezinirken, dünyasının başına yıkıldığını, o çok güvendiği erkeklik gururunun paramparça olduğunu yüzündeki o dehşet ifadesinden gördüm. Bana baktı, gözlerinde koca bir çaresizlik ve pişmanlık vardı. "Berfin..." diye fısıldadı. Başını öne eğdi, aşiretin önünde ilk kez dizleri üstüne çöktü.
Herkes benim "Gidiyorum" dememi, o mührü fırlatmamı bekliyordu. Ama yapmadım. Belimdeki anahtarlara ve mühre daha sıkı sarıldım.
Hacı Bey’e doğru bir adım attım, sesimi tüm avlunun duyacağı şekilde yükselttim:
"Hüküm bellidir Hacı Bey! Ben bu evin gelin ağasıyım. Bu konağı terk etmiyorum! Hak ettiğim, koruduğum bu tahtı hiçbir yalana kurban etmem. Mühürler de, anahtarlar da, bu konağın yönetimi de bende kalacak!"
Ardından dizleri üstüne çökmüş olan Rojhat’a döndüm. Bakışlarım buzdan bir duvar gibiydi.
"Ama sakın unutma Rojhat Ağa..." dedim, kelimelerimi tek tek üzerine basarak. "Bu konakta kalacağım ama sen bir daha asla benim odama adım atamayacaksın. Tenin tenime değmeyecek, kokun odama sinmeyecek. Sen bu konakta ancak benim izin verdiğim kadar nefes alacaksın. Karın olarak bu konağın başında ben varım, ama kocam olarak sen benim için bu gece o avluda öldün!"
Rojhat başını kaldırıp gözlerimin içine baktı; gözlerinde yalvaran, darmadağın olmuş bir adam vardı ama benim kararım sarsılmaz bir kaya gibiydi.
Hacı Bey bastonunu yere vurdu, sesi titreyerek son hükmü verdi: "Berfin gelin ne derse o! Zeren bu konaktan bu gece cehennem edilecek. Konağın tek hakimi Berfin'dir. Rojhat... Sen de karının rızasını kazanana kadar bu evde hükümsüzsün!"
Belimdeki anahtarları şaklatarak merdivenlere yöneldim. Arkamda darmadağın olmuş bir ağa ve diz çökmüş bir aşiret bırakmıştım. Konağı terk etmemiştim; aksine, o konağı kendi kaleme çevirmiştim.