4. bölüm · Küllerinden doguş

4. Bölüm:kilidin ardındaki gece

Delila

Konağın idaresi, belime asılan o ağır pirinç anahtarlarla birlikte tamamen bana geçmişti. Ertesi gün, Hacı Bey’in emriyle konağın mühürlü sandığından çıkarılan idari defterler ve mühür önüme konuldu. Avlunun baş köşesindeki sedir artık benim hüküm alanımdı. Hizmetliler, kahyalar, hatta konağa un ve erzak getiren tüccarlar bile artık Rojhat’ı değil, doğrudan beni muhatap alıyorlardı.
Zeren odasından çıkmıyordu. Penceremin altındaki avludan ne zaman geçsem, yukarıdaki odanın perdesinin hafifçe aralandığını ve onun kin dolu gözlerinin üzerimde gezindiğini hissedebiliyordum. Hacı Bey’in hükmü onu bu evde adeta hayalet bir geline çevirmişti; ne soyadı hakkı vardı ne de söz hakkı. Ama sessizliği, fırtına öncesindeki o uğursuz durgunluğa benziyordu.
Akşam karanlığı konağın üzerine bir tül gibi çöktüğünde, avludaki ayak sesleri seyreldi. Daye Hatun işleri bitirip odasına çekilmeden önce yanıma uğradı. Gözlerinde hâlâ o endişeli, temkinli bakış vardı.
"Kapını sıkı kilitle bugamine," dedi usulca. "Ağanın öfkesi dışarıda soğumaz. Gururu kırılan adam geceyi sevmez."
Başımı salladım. "Merak etme Daye, benim kapım zaten mühürlüdür."
Odama geçtim. Üzerimdeki o ağır, vakur elbiseyi çıkarıp beyaz, keten geceliğimi giydim. Saçlarımı serbest bıraktım. Aynadaki aksime baktım; gözlerimde eski Berfin’in o uysal, aşık bakışlarından eser kalmamıştı. Şimdi karşımda duran kadın, aşkını gururunun kalkanı yapmış bir gelin ağaydı. Fakat içimde bir yerlerde, kalbimin o derin dehlizlerinde, Rojhat’ın kokusuna, sesine duymadığım o hasret zehirli bir sarmaşık gibi büyümeye devam ediyordu. Kahretsin ki, canımı en çok yakan adamı hâlâ canımdan çok seviyordum.
Gece yarısını çoktan geçmişti. Konakta çıt çıkmıyordu. Tam yatağa uzanıp gözlerimi kapatmıştım ki, koridordan gelen boğuk ve ağır ayak seslerini duydum. Adımlar tam benim odamın kapısının önünde durdu.
Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atmaya başladı.
Ardından kapının kulpu yavaşça aşağı indi. Ama kilitliydi. Hacı Bey’in hükmü ve benim iradem o kapının arkasına aşılmaz bir duvar örmüştü. Kulpun sertçe yukarı kalktığını, ardından kapıya ağır bir gövdenin yaslandığını hissettim. Coming kilit sesinin ardından gelen o tanıdık, erkeksi nefes alışverişleri odanın sessizliğinde yankılandı.
"Berfin..." dedi boğuk bir sesle. Rojhat’tı. Sesi ne öfkeliydi ne de emir verir gibi; garip bir sitem, kör bir sarhoşluk vardı sesinde. "Aç kapıyı."
Yataktan yavaşça kalktım. Ayaklarım çıplaktı, taş zeminin soğukluğu tenimi ürpertti. Kapıya kadar yürüdüm ama kilide dokunmadım. Aramızda sadece kalın bir ahşap kanat vardı ama sanki fersah fersah yollar uzanıyordu.
"Hükmü duydun Rojhat Ağa," dedim, sesimi sabit tutmaya zorlayarak. "Bu kapı sana rızam olmadan açılmaz. Git Zeren’in odasına, senin helalin de karın da odur artık."
Kapının arkasından tok bir gülüş sesi geldi ama bu gülüş can yakıcı bir alayla doluydu. "Zeren’in odası mı? Sen benim o odaya neden girdiğimi, neden sustuğumu gerçekten hiç anlamadın değil mi Berfin? Aşiret bastırdı, soy dedi, çocuk dedi! Ben seni bu konakta ezmesinler, 'kısır' deyip babanın evine göndermesinler diye o kadını kabul ettim!"
Duyduklarımla sarsıldım. Sırtımı kapıya yasladım, gözlerimden bir damla yaş süzüldü. "Yalan söylüyorsun... Beni korumak için mi yedi gün boyunca o odadan çıkmadın? Beni yalnızlığın soğuk yatağında bırakarak mı korudun?"
"Seni korumak için kendimi yaktım ben!" diye kükredi hafifçe, sesini konağın duymaması için bastırarak.Kapıya sert bir yumruk indirdi. "Eğer Zeren’e gitmeseydim, babam seni bu evden sürgün edecekti! Ama sen ne yaptın? Gittin, aşireti arkana alıp beni kendi evimde vurdun. Gururumu ayaklar altına aldın!"
"Ben sadece hakkım olanı, senin bana söz verdiğin o değeri korudum Rojhat," dedim hıçkırığımı bastırarak. "Zeren bana 'Sen sadece bir araçsın, çocukları ben doğuracağım' derken neredeydin? O beni anneliğimden vururken senin ağalığın neredeydi?"
Kapının arkasındaki sessizlik uzadı. Rojhat’ın alnını kapıya yasladığını, derin derin nefes aldığını duyabiliyordum. O an kilidi çevirmek, o kapıyı açıp boynuna sarılmak, "Her şeyi unutalım" demek için içimde deli bir arzu uyandı. Aşkım, gururumu eritmek üzereydi.
Tam elim kilide doğru uzanmıştı ki, üst kattaki koridordan ince bir çığlık koptu. Zeren’in sesiydi bu.
"Rojhat! Rojhat yetiş! Bebeğimize bir şey oluyor, ağrım var!"
O ses, odanın içindeki büyüyü bir cam gibi tuzla buz etti. Elimi hızla kilitten çektim. Rojhat kapının arkasında donakaldı. Yukarıdan gelen feryatlar artarken, Rojhat’ın adımlarının kapımın önünden uzaklaştığını, merdivenlere doğru hızla koştuğunu duydum.
Aynaya döndüm. Yüzüm kireç gibiydi Zeren hamile miydi?

Kapının arkasındaki sessizlik uzadı. Rojhat’ın alnını kapıya yasladığını, o sert gövdesinin ağırlığını ahşap kanada verdiğini duyabiliyordum. O an içimde bir şeyler koptu. Kilidi çevirmek, o kapıyı açıp boynuna sarılmak, "Her şeyi unutalım, yeter ki bana yine eskisi gibi bak" demek için içimde deli bir arzu uyandı. Aşkım, gururumu eritmek üzereydi; parmaklarım benden bağımsız bir şekilde soğuk metale, anahtara doğru kaydı.
Tam elim kilide doğru uzanmıştı ki, üst kattaki koridordan ince, tiz ve yankılanan bir çığlık koptu. Zeren’in sesiydi bu.
"Rojhat! Koca Ağa! Yetiş... Yetiş, bebeğimize bir şey oluyor! Ağrım var, dayanamıyorum!"
O ses, odanın içindeki o büyülü, günahkar ve acı dolu sessizliği bir cam gibi tuzla buz etti. Elimi hızla kilitten çektim, sanki tenim yanmış gibi geri fırladım. Sırtımı tekrar duvara yasladığımda kalbimin ritmi tamamen değişmişti. Kapının arkasındaki Rojhat’ın da donakaldığını hissettim. Yukarıdan gelen feryatlar, kasıtlı bir feryat gibi konağın taş duvarlarında çınlıyordu.
Rojhat’ın adımları kapımın önünden hızla uzaklaştı, koridoru dövüp üst kata, Zeren’in odasına doğru merdivenleri ikişer üçer tırmandı.
Aynaya döndüm. Yüzüm kireç gibi bembeyazdı, dudaklarım titriyordu. Zeren şimdiden kozunu oynamıştı. Benim haklılığımı, elimdeki anahtarları ve Hacı Bey’in hükmünü alt etmenin tek bir yolu vardı; o da Rojhat’ın soyunu taşıyan o doğmamış bebekti. Zeren hamileliğini öne sürerek ilk hamlesini yapmış, Rojhat’ı kapımdan, tam da bana sığınmak üzereyken söküp almıştı.
"Duramazsın Berfin," dedim kendi kendime, aynadaki gözlerimin içine bakarak. "Sen bu evin gelin ağasıysan, bu gece o odada ne olduğunu gidip kendi gözlerinle göreceksin."
Üzerime hemen koyu renk, vakur bir sabahlık aldım. Saçlarımı alelacele arkama savurup odamın kapısını açtım. Koridor buz gibiydi. Yukarı çıktığımda, Zeren’in odasının kapısı ardına kadar açıktı. İçeride hummalı bir telaş vardı; Daye Hatun çoktan uyanmış, yatağın başucunda bitmişti. Korumalardan biri dışarıda, şehirdeki doktoru aramak için telefonla konuşuyordu.
İçeri adım attığımda, Rojhat’ı yatağın kenarına çökmüş, Zeren’in elini tutarken gördüm. Zeren ise yatakta iki büklüm olmuş, acı içinde kıvranıyor gibi yaparken gözlerini kapıya çevirdi. Beni gördüğü an, o acı dolu yüz ifadesinin arkasından sinsi, zehirli bir zafer parıltısı geçti. Rojhat’ın sırtı bana dönüktü, başını kaldırmadı bile.
"Ne oluyor burada?" dedim, sesimi olabildiğince otoriter ve soğuk tutarak. Belimdeki anahtarların sesi odada yankılandı. "Neyin nesi bu feryat gece yarısı?"
Zeren hıçkırarak Rojhat’ın eline daha sıkı sarıldı. "Ağrım var Berfin... İçim yanıyor. Sırf sen bu evde huzur vermiyorsun, kıskançlığınla bizi kahrediyorsun diye bebeğime bir şey olacak! Eğer çocuğuma bir şey olursa sebebi sensin!"
Rojhat birden ayağa kalktı, yüzünü bana döndüğünde gözlerindeki o çaresiz öfke canımı yaktı. "Berfin! Çık git odana! Görmüyor musun kadının halini? Hâlâ gelmiş burada hesap soruyorsun!"
"Ben bu evin baş kadınıyım Rojhat Ağa," dedim, bir adım bile geri atmadan. Gözlerimi doğrudan yatakta yatan Zeren’e diktim. Onun o sahte sancısını, beni bu konakta tamamen bitirmek için kurduğu bu tezgahı çok iyi görüyordum. "Bu konakta bir can taşınıyorsa, onun sağlığı da benden sorulur. Daye Hatun, derhal arabayı hazırlatın. Şehirdeki hastaneye gidiyoruz."
Zeren hastane lafını duyunca hafifçe irkildi, bakışlarını kaçırdı. "Gerek yok... Doktor eve gelsin, ben yerimden kıpırdayamam."
"Hayır," dedim sesimi daha da yükselterek. "Konağın gelin ağası olarak hükmümdür. Eğer ciddi bir durum varsa bunu bu yatakta bekleyemeyiz. Doğumhaneye kadar eşlik edeceğim sana Zeren. Bakalım o çok güvendiğin sancıların ne kadar gerçek, hep birlikte göreceğiz."
O gece konak, iki kadının bir bebek ve bir adam üzerinden verdiği o kirli savaşın en karanlık saatlerine şahit oluyordu. Rojhat ikimizin arasında kalmış, gururu ve soyu arasında eziliyordu. Zeren ise yatakta kurduğu tuzakla köşeye sıkışmıştı ama geri adım atmayacaktı. Savaş artık sadece avluda değil, odaların kapalı kapıları ardında da kanlı canlı devam ediyordu.