23. bölüm · Küllerinde Saklı, isfad

yeni bir hayat

leila a.

23. Bölüm

Fadime sabah burnunda, özlediği sevdiğinin kokusuyla uyandı. Hafifçe başını İsmail'in göğsünden kaldırıp onun huzurla uyuyan yüzüne baktı. Yıllarca hayalini manzara buydu işte. Ama yine de bir şeyler eksikti. Görüntü tamdı ama arkaplanda bir şeyler yanlıştı.

İstemeyerek de olsa İsmail'i uyandırmamaya çalışarak kalktı yataktan. Dün gece fazla bakınamadığından nerde ne olduğunu bilmiyordu, birkaç çekmece karıştırarak üzerine uyabilecek bir iki parça kıyafet bulmayı umdu. Sonunda bulduğunda üzerindeki kırışmış gecelikten hızlıca kurtuldu. İsmail'e kısa bir bakış atarak hala uyuduğunu görünce bulduğu kıyafetleri de üzerine geçirerek hemen çıktı odadan.

Sabahın ayazı hafifçe Fadime'yi üşütürken, kuşların uğultuları da bir yandan duyuluyordu. Saatin çok erken olduğu belliydi ama Fadime bir kere uyandığında bir daha uyuyamazdı. Bir süre ne yapacağını bilemeden etrafı izledi. Bir yandan da aklında dün gece olanlar vardı. Öyle bir sabaha uyanmıştı ki ne iyi ne kötü hiçbir duygu hissedemiyordu. Hem pişmandı hem değildi. Sadece içinden, keşke İsmail bunca şeyi yapmasaydı diye düşünüyordu.

Keşke onu kendinden soğutup terk etmeseydi, keşke yıllarca onun kanadını kırıp bırakmasaydı. Keşke yıllar sonra gelip hiçbir şey olmamış gibi davranmasaydı, keşke pat diye ortaya çıktıktan sonra her şeyin bir sır yüzünden olduğunu söylemeseydi. Keşke abisi de yıllardır ona yalan söylemiş olmasaydı. Keşke sadece onun canı için değil de gerçekten sevdikleri için evlenebilselerdi. Keşke dün gece olanları bir hata olarak görmek zorunda kalmasaydı.

Bir sürü keşkesi vardı ama o keşkeler iyi ki olabilirdi. Eğer zamanında bunca hata yapılmasaydı bu kadar çok keşke içerisinde bir evlilikleri olmazdı belki. Şimdi bir keşke de kendisi ekliyordu. Keşke dün gece hiç yaşanmasaydı.

Ama olan olmuştu, bir de bununla kendini suçlayıp harap etmeyecekti. Hatta İso'yu suçlamaktan bile yorulmuştu. Sadece hiçbir şey olmamış gibi davranacaktı. Eninde sonunda sır ortaya çıkacak, Şerif'ten kurtulacaklardı. İşte o zaman abisine de İsmail'e de iki çift sözü olacaktı. Herkes gibi o da vaktin dolmasını bekliyordu.

Kafasındaki düşüncelerden kurtulmak isteyerek mutfağa doğru ilerledi. Kahvaltı için bir şeyler hazırlarsa belki bu kadar çok düşünmezdi. Buzdolabını açtığında ağzına kadar dolu olduğunu gördü, kafasını dağıtmasına bile izin verilmiyordu resmen çünkü her şey hazırda vardı. Oflayarak birkaç çeşit kahvaltılığı masaya koydu, tezgahtaki yumurtalıktan iki tane yumurta aldı eline. Sonra vazgeçip birisini bıraktı. Nasılsa İsmail hala uyuyordu. Yumurtayı haşlamak için ocağa koyup yanına da çayı koydu.

Tezgaha yaslanıp beklemeye başladı. Kollarını bağlamış öylece bir noktaya bakıyordu. Bir anda sağ tarafından gelen sesle irkildi. "Canım karım."

Başını çevirip uykulu sesiyle ona seslenen kocasına baktı. Bu adamın uykudan yeni uyanmış hali niye kafasını karıştırıyordu ki? Kendi kendine sinirlendi. "Günaydın." diye devam etti İsmail karısı ona cevap vermeyince.

"Sana da." Diye mırıldandı Fadime. İsmail onun bu halindeki garipliği fark etse de bozuntuya vermedi. "Saat daha erken, niye bu saatte uyanıp kahvaltı hazırlamak için yordun kendini?"

"Sana kahvaltı hazırlamak için uyanmadım zaten, erken kalkınca öyle oyalanayım dedim."

İsmail onun bu umursamazlığına, üstelik dün geceden sonraki bu haline oldukça bozulsa da yine de belli etmedi. Ocağa doğru ilerlerken çayın demine haşlanmakta olan tek yumurtaya bakıp güldü. "Belli zaten, kendine müslüman. Tek kişilik yapmışsın her şeyi." Ona karşı bunu gülerek söylese de içten içe bir burukluk hissetmişti. Galiba dün geceden sonra gerçekten evli olarak güzel bir sabaha uyanacaklarını düşünmüştü.

"Sen uyuyordun ya, ondan." Dedi yere bakarak Fadime.

Fadime'ye yaklaşarak elini onun beline attı İsmail. "Önemli değil karım, ben atıştırırım bir şeyler."

Fadime hafifçe geri çekilip ocağa yaklaştı. Henüz kaynamadığı belli olan çaydanlıktaki suya yalandan bakıyormuş gibi yaptı, uzaklaşma bahanesiydi. İsmail sonunda dayanamayıp kaşlarını çattı. Fadime'nin kolunu tutup kendine çevirdi. "Ne oluyor sana?"

"Ne olacak bana? Bir şey yok." Ama gözlerine bakmıyordu.

"Bana bak," elini çenesine götürüp gözlerinin içine bakmasını sağladı. "İyi misin sen? Bir şey mi oldu neden gerginsin?"

"Gergin falan değilim, ne sorguya çekiyorsun sabah sabah. Çekil da başımdan, kahvaltı yapacağım."

"Fadime, bana yalan söyleme. Sabah sabah ne bu sinir, bilmeden bir şey mi yaptım? Yoksa dün gece-"

Fadime dün gece lafını duyduğu anda hemen sözünü kesti. "Dün gece bir hataydı, yaşanmamış sayalım." İsmail'in bakışları değişti. Yutkunarak Fadime'nin çenesini bıraktı yavaş. Fadime de bakışlarını kaçırarak devam etti zehrini akıtmaya. "Biz bir amaç uğruna anlaşmalı bir şekilde evlendik. Dün gece bir şeyler yaşamış olmamız bu evliliğin sahte olduğunu değiştirmez. Kağıt üzerinde yazılanlarla sınırlı. Sen de ilgili iyi koca rolü yapma. Zaten," bu kez gözlerine bakmaya başladı. "sen benden sır saklarken, ben sana kocam demem."

İsmail öylece kalakalmıştı. Ne yapacağını bilemeyip bir adım geriledi. Belki bazı şeyleri kurmuştu kafasında ama dün geceden sonra böyle bir tepki de beklemiyordu açıkçası. Belki evlilik, yaşadıkları yaralarına merhem olur belki de sırrın yaratacağı yıkımı hafifletir diye düşünüyordu. Daha cevap verememişken Fadime yeniden konuşmaya başladı. "Sen yap kahvaltı, benim iştahım kaçtı."

Onu yalnız bırakıp yatak odasına girip kapıyı ardından kilitledi. O da acı çekiyordu ancak bu sefer kaçan taraf Fadime'ydi. Artık roller değişmişti. Yıllar önce taşköprüde İsmail'in ettiği zehir zemberek sözler, yıllar sonra yayla evinde Fadime'nin ettiği sözlerle eş değerdi. Bundan sonra beklemesi gereken, bir şeyleri anlamlandırmaya çalışarak yaşaması gereken İsmail'di artık. Yıllarca neden, nasıl sorularıyla boğuşan Fadime artık yerini İsmail'e devretmişti.

- 2 ay sonra -

Fadime sabah mutfaktan gelen sesler ve güzel kokularla gözlerini araladığında bugünün pazar olduğunu hemencecik anladı. Her pazar olduğu gibi İsmail mutfakta kahvaltı hazırlıyordu çünkü. Yarı kapalı gözlerini tamamen aralamaya çalışırken yüzüne de bir gülücük kondurdu.

İsmail'le beraber İstanbul'a yerleşeli, yeni bir hayata adım atalı iki ay olmuştu. Ve bu süre zarfında bazı şeyler rutine bağlanmıştı. İkisi birbirleriyle yaşamaya çoktan alışmış olsa da bu alışkanlık bir evlilik gibi değil, ev arkadaşı gibi olmuştu bir zaman sonra. Fadime ilk günkü kadar tepkili değildi, arada sırada İsmail'i sorgulayıp zor duruma sokmaya çalışsa da İsmail Fadime'nin sorularından kaçmanın yollarını çok iyi biliyordu.

Fadime eskisi kadar öfkeli değildi, o kadar kötü davranmıyordu ama yakın da değildi. İsmail gündüzleri işte olduğundan yalnızca akşamları birlikte oluyorlardı, bu da çoğunlukla akşam yemeğinden sonra bitiyordu. Fadime burda kalacaklarını, buraya yerleştiklerini anladığında üniversite sınavına yeniden hazırlanmaya karar vermişti bu yüzden de ders bahanesiyle odasına çekiliyordu.

İsmail de onun üzerine gitmemeye çalışıyordu, aylar önce dediği 'ilgili koca rolünü bırak' laflarını arada bir hatırlasa da bu onun için rol değildi. Fadime'yi ürkütmeden kocalık vazifelerini yerine getirmeye çalışıyordu. Amacı yalnızca Fadime'nin kocası olmak değildi zaten, onun iyi hissetmesi için yapıyordu ne yapıyorsa. Aynı her pazar hazırladığı kahvaltılar, her akşam işten dönerken Fadime'nin en sevdiği tatlı ve atıştırmalıkları alması ya da haftada birkaç kere Fadime'ye matematik konusunda yardımcısı olması gibi türlü işleri kendine görev edinmişti.

Şimdilik Trabzon'dan ses yoktu. Şerif başlarda Koçari'ye birçok kere saldırmış ama her defasında Adil ona cezasını vermişti. Bir süredir sesi çıkmaması İsmail'i korkutuyordu, fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Öte yandan Eyüphan'ın cezasını gitmeden önce kesmiş, gitmeleri de diğer cezası olmuştu. Aynı Fadime'yi kaçırdığı onun elini ayağını bağlayıp günlerce aç susuz bir hücreden bozma bir depoya hapsetmişti. Gitmeden önce ise silahını onun boğzına dayamış ancak Fadime'nin ısrarlarıyla tetiği çekmemişti. Sonuçta yeni bir hayata adım atacaklardı, elini kana bulamaması biraz da bu yüzdendi. Ama Fadime'nin boğazındaki çiziğin intikamını da onda güzel bir iz bırakarak almıştı.

Şu son birkaç ayda ikisinin de hayatı bir anda çok değişmişti. İstanbul ikisine de iyi gelmişti. Fadime her ne kadar kendine de İso'ya da itiraf edemese de bu duruma çoktan alışmıştı. Şimdilerde kendisi de sırrı öğrenmekten korkuyor, İsmail onu kendisinden tekrar ayrılmak zorunda bırakacak bir sır sakladıysa diye düşünüp duruyordu. Bu yüzden baştaki sorguları yok denecek kadar azalmıştı. Hafifçe gerinde yatakta doğrularak, az önceki gülümsemesi hala yüzündeyken İso kapıyı tıklattı. Sarı saçları sabah doğan güneşten farksızca odasına uzandığında tamamen ayılmış gibi hissetti. "Sonunda kalkabildin, uykucu."

Fadime cevap vermeden saate baktı. Daha 11'di. İsmail pencereyi açıp odaya mis gibi deniz havasını doldururken Fadime de telefonun ekranını ona doğru sallayarak yüzünü buruşturdu, deniz havası biraz midesini bulandırmıştı ama bir şey demedi. "Abartma, erken daha."

İsmail hafifçe bir tebessümle parlayan denize özlemle bakıp havayı soludu. Memleketinden vazgeçse de denizden vazgeçememişti. Bu yüzden deniz manzaralı evi biraz olsun onu teselli ediyor, Furtuna'ya da, ailesine de olan özlemini bastırmaya çalışıyordu. Tek tesellisi de karısıydı. "Hıhı, hadi hadi oyalanma kahvaltı hazır." Dedi odadan çıkarken.

Fadime yeniden gülümsedi. "Tamam geliyorum." Hızlıca ayağa kalktığında hafifçe gözleri kararmıştı. Yatağın başlığına tutunarak dengede kalmaya çalıştı. Bu aralar pek sık olmaya başlamıştı ancak nedenini bildiğinden endişelenmedi. Çok fazla yemek yemiyordu, bu yüzden mütemadiyen göz kararması ve açlıktan diye nitelendirdiği mide sancıları yaşamaya başlamıştı. Göz kararmasını da vitaminsizliğine yoruyordu. Aklında dolanan diğer ihtimali düşünmek bile istemiyor, kesinlikle kabullenmiyordu. İsmail de az yediğinden sürekli yakınıyordu bu yüzden bu olanlardan ona bahsetmemişti. Hem onu endişelendirmek istememişti hem de açıkçası daha fazla üzerine düşüp zorla yemek falan yedirmeye kalkar diye çekinmişti.

Pijamalarını çıkartma gereği duymadan üzerine yalnızca ince bir hırka geçirerek mutfağa ilerledi. İsmail'in yine yalnızca kuş sütü eksik olan kahvaltısını görünce kendi kendine kızdı içinden. Böyle becerikli bir kocası varken bile hastalanmayı başarmıştı resmen. "Ne kadar çok şey hazırlamışsın." Diye mırıldandı masadaki yerini alırken.

"Hepsini yiyeceksin valla, kuş kadar kaldın. Abin öldürecek beni kardeşimi aç bıraktın deyip." Diye sahte bir tedirginlikle konuştu İso.

Fadime başta gülse de abisinin adı geçince hafifçe hüzün çöktü gözlerine. Ondan böyle ayrı kalmaya alışık değildi, çok özlemişti. Zaten abisinin kararı da İstanbul'a gitmesi ve kalması yönünde olmasa dayanamazdı bu uzun hasrete. Yine de dayanamayıp sordu. "Ne zaman gideceğiz, abimi çok özledim."

İsmail bir nefes verere Fadime'nin yanına oturdu. "Bir süre daha burdayız, uygun bir zamanda gideceğiz ziyarete söz veriyorum."

Fadime yavaşça onayladı başıyla. O sırada İsmail de onun tabağını doldurmaya başlamıştı. O kendisine edindiği görevlerden biri de buydu. "Bak bunların hepsi bitecek ona göre."

Tabağındakiler üst üste dizilmeye başladığında Fadime gözlerini kocaman açtı. "Oha İso değil ben, sen bile bitiremezsin bunu." Eline vurdu hafifçe. "Yeter, deli." Hafifçe güldü. İsmail de güldüğünde bir süre sessizce yemeğe koyuldular.

"Bugün dışarı çıkmak ister misin?" diye tereddütle az önceden beri düşündüğü soruyu yöneltti İsmail.

Fadime birkaç saniye düşündükten sonra İsmail'e döndü. "Şey," diye söze girdi düşünceli bir şekilde, birkaç bahane sıralamaya hazırlanmıştı ama sonrasında vazgeçti. "Tamam olur. Çıkalım." İstanbul'a gelip de eve tıkılmak istemiyordu zaten. Başlarda içinden gelmese de sonraları her fırsatta çıkmayı kendisi de istemişti. Sadece bugün üzerinde anlam veremediği bir kırgınlık olduğu için tereddüt etse de hava almanın iyi geleceğini düşünmüştü.

"Ben hazırlanayım o zaman." Diyerek son lokmasını ağzına atıp ayağa kalktı.

"Tamam hadi sen hazırlan, ben toplarım burayı." Diyen İso'ya gülümserken bir anlığına ne kadar şanslı olduğunu düşünmeden edememişti.

Akşamüstü eve geldiklerinde ceketini çıkararak düşünceli bir şekilde kendini koltuğa attı Fadime. Planladıklarından daha az gezmişlerdi onun huysuzluğu ve ısrarı yüzünden. Ama Fadime de kendine göre haklıydı, deniz havasının midesini bulandırdığı yetmiyormuş gibi, sanki onun inadına deniz kenarında bir restoranda balık yemeye gitmişlerdi. Tabii İsmail'e bir şey demek istemediğinden el mahkum kabul etmiş ancak balıklar masaya konar konmaz kendisini lavaboya koşar adım ilerlerken bulmuştu.

Lavaboya girdiğinde elini yüzünü yıkayıp sakinleşmeye çalışsa da bulanan midesine engel olamadığından kusmuştu. Hal böyle olunca hem keyfi kaçmış hem de bir süredir kafasından kovduğu düşüncelerin ihtimali güçlendiğinden morali bozulmuştu. Lavabodan çıktığında kapıda İsmail'in onu beklediğini görünce daha da kötü hissetmişti kendini, böylece onun iyi olmadığına kanaat getiren İsmail de ne olduğunu anlamasa da karısını alıp eve getirmişti. Neredeyse ağlayacak gibi oldu, burda derdini paylaşacağı hiç kimsesi yoktu. Soru soracağı, yardım alacağı kimse yoktu. Ne yapacağını bilmiyordu.

"Daha iyi misin?"

Fadime İsmail'in sorusuyla başını ona çevirdi. Dolu gözleriyle kafasını onaylar anlamda sallarken pek de inandırıcı gözükmüyordu.

"Ne oldu birdenbire de koştun öyle tuvalete?"

Fadime sahte bir kızgınlıkla konuştu. "Birdenbire değil, senin yüzünden." Suçun kendisine atılan İsmail bir anda şaşırdı, ne yapmış olabilirdi ki? Fadime'nin yanına otururken o da laflarına devam etti. "Sabah o kadar şeyi zorla yedirdin bana, tüm gün midem bulandı. Hepsi senin yüzünden." Kollarını bağlayıp önüne döndü, gerçekten İso'yu suçlamadığı belliydi ama şu hali de başka bir şeyinin olduğunu kesin bir şekilde ele veriyordu. Ama İsmail üzerine gitmek istemedi.

"Özür dilerim, midenin rahatsız olacağını bilemedim. Bitki çayı yapayım mı sana, iyi gelir?" Dedi biraz daha yanına sokularak.

Fadime kendisinin bile neden dolduğuna anlam veremediği gözlerini tavana dikerek omuzlarını silkti. Neredeyse ağlayacak gibi duran karısını görünce bu sefer kaşları çattı İsmail. "Fadime?"

Fadime ani bir hareketle İsmail'e döndü. Biraz fazla yakınlardı ama umursamadı. "Trabzon'a gidelim lütfen, burda çok yalnızım hiç arkadaşım yok. Hem," gözünden bir damla yaşın akmasına engel olamadı, ağlamak istemiyordu hatta ağlamak içinden gelmiyordu. Ağlayacak bir durum olmadığını da biliyordu ama neden ağladığına anlam veremiyordu işte. Kendine sinir oldu bu yüzden. "Hem abimi özledim."

İsmail onu böyle görünce çatılmış kaşlarını düzeltti hemen, ona kızdığını sanmasın diye. "Tamam kurban olduğum," dedi gülerek. "niye ağlıyorsun bunun için? Gideriz." Fadime de gülümsedi. "Hemen yarın gidelim." Dedi heyecanla.

İsmail ensesini kaşıyarak bakışlarını kaçırdı. "Yarın olmaz, bu hafta işlerim var ama cumadan çıkarız olur mu?"

Fadime yine kollarını önünde bağlayıp omuz silkti önüne dönerek. Aynı küçük bir kız çocuğu gibi gözüküyordu bu haliyle. Sonra aklına gelen şeyle tekrar İso'ya döndü. "Ben gideyim önden, sen de işlerini halledip gelirsin işte."

İsmail cümlenin bitmesini bile beklemeden kafasını sallamaya başlamıştı. "Seni tek yollamam oraya, delirdin herhalde. Bilmiyormuş gibi konuşma."

"Sensin deli." Dedi Fadime yine çocukça bir alınganlıkla. Şu an niye böyle davrandığını o da anlayamıyordu ama içinde bir duygu karmaşası yaşıyordu. Aklındaki düşünceler onu oldukça zora sokmuştu. İsmail de onun bu haline anlam veremese de gözüne inanılmaz tatlı geldiğinden güldü yine istemsizce.

"Tamam, bana iki gün ver o zaman. Hafta ortasında gitmek zor ama en azından birkaç işimi halledeyim salı akşamı çıkarız, ya da çarşamba sabah. Hem sürpriz yaparız olur mu?"

Fadime hemen gülümseyerek kafasını salladı. İki gün daha bekleyebilirdi elbette. İsmail dayanamayıp onun minik burnunda bir makas aldı. Fadime bir anlığına utansa da sonra gülümseyerek önüne döndü.

"Dizine yatabilir miyim?" İsmail'den gelen soru onu şaşırtmamıştı. Bazen böyle istekleri olabiliyordu. Fadime'yi rahatsız etmek istemediği için çok nadir soruyordu. Hatta Fadime hepsinde kabul etmemişti bile. Bu da her zaman istemesine rağmen cesaret edip soramamasının sebeplerinden biriydi. Fadime onun beklentiyle ve kendine itiraf etmek istemese de tatlı bir şekilde ona bakmasına daha fazla dayanamayıp başını olumlu anlamda salladı.

İsmail büyük bir gülümsemeyle sevdiğinin dizine kafasını koyduğunda içini de büyük bir huzur kaplamıştı. Fadime'ye yaklaşabildiği maksimum bu kadardı ama o yetinmeyi öğrenmişti. Fadime'nin tereddütlü eli onun sarı saçlarını hafifçe okşadığında İsmail gülümseyerek gözlerini yumdu. Şimdi çocuk olma sırası ondaydı.

Sonunda Trabzon havalimanına indiklerinde hava iyice kararmıştı. Fadime indiği anda içine dolan özlem ve mutlulukla midesinde ufak ufak heyecan kasılmaları hissediyordu. İsmail bavulları almış ona doğru yaklaşırken Fadime yüzündeki gülümsemeye engel olamıyordu.

"Bilseydim böyle mutlu olacağını daha önce gelirdik Fadime'm."

Fadime bile bu kadar özlediğinin farkında değildi. Taşınma, alışma süresi, İstanbul'u tanıma derken vakit uçup gitmiş duyguları içinde saklı kalmıştı. Sadece son zamanlarda bastıran hisleri sayesinde anlamıştı.

"Sen birine söyledin mi geleceğimizi?"

İsmail kafasını salladı. "Sadece Fatih'e söyledim gelsin bizi alsın diye. İnşallah birine söylememiştir."

Fadime kaşlarını çattı. "Eğer sürprizimizi bozduysa boğarım onu valla." İsmail de onaylayarak güldü. Fadime aklına gelen şeyle İso'ya döndü tekrar.

"Koçari'ye gideceğiz, değil mi?" Dedi tereddütle. Sonuçta İso'nun da ailesini görmek istemesi doğal hakkıydı.

"Elbet Koçari'ye gideceğiz. Seni o," sinirle gözlerini başka yöne çevirdi. "o şerefsizin yanına götürecek değilim." Şerif'ten bir süredir ses çıkmasa da onun yapacaklarına karşı temkinli olmakta fayda vardı. Fadime cevap vermedi ama düşünceliydi.

Birkaç dakika sonra önlerinde kornaya basa basa duran arabayla Fatih'in geldiğini hemen anlamışlardı. Zaten sadece onlar değil bütün havalimanı da anlamıştı. Fatih yine Fatih'liğini yapmıştı. Arabadan inip abisine doğru yürüdü.

"Ooo abilerin kralı, hoş geldin be özlettin kendini. Bensiz gittin İstanbul'a zaten, başıma sardın Oruç Furtuna'yı." Diye bir çırpıda hem sevindi hem yakındı.

"Ula bi sus!" Diyerek sitem ettikten sonra sarıldı kardeşine İsmail de. Fadime onlara gülerek bakarken Fatih ona döndü.

"Yengelerin bir tanesi ya gel sana da sarılayım, hoş geldin." Fadime daha ne olup bittiğini anlamadan Fatih ona da sarılınca karşılık vermek zorunda kaldı. Gülmeden de edememişti. Fatih'in uçarılığını bile özlemiş olduğu aklına gelmezdi.

"Bırak sululuğu da şu bavullara yardım et hadi." İsmail'in uyarısıyla başını bir asker edasıyla sallayan Fatih yine güldürmüştü onları.

Bavulları bagaja koyup, kendileri de arabanın içinde yerlerini aldıklarında Fadime'nin göğsünde anlam veremediği bir heyecan vardı. Arka koltukta özlediği yolları seyrederken, İsmail de Fatih'in yakınmalarını dinliyordu.

"Bıraktın gittin beni Oruç Reis'in eline, canıma okuyor vallahi. Şu iki ayda bile burda olmadığım yılların acısını çıkarmıştır."

"İyi etmiş, söylenme abinin arkasından."

Fatih gözlerini devirdi. "Ben lafımı sakınır mıyım ya, yüzüne de söyleniyorum zaten. Bu yüzden birkaç kere dayak yemiş olabilirim ama neyse. O çok önemli bir detay değil."

İsmail gülmeden edememişti, onların bu hallerini bile özlemişti.

"Ee yenge, İstanbul nasıl? Bıraktığım gibi mi abi" Bir Fadime'ye bir abisine bakıp sorduğu sorulardan sonra sesine sahte bir hüzün yerleştirip, onların konuşmasına izin vermeden devam etti. "Ah ah çok özledim İstanbul'un havasını, arkadaşlarımı, mekanları, kızları-" Ensesine atılan tokatla susmak zorunda kalmıştı. "Ah!" diye yakındı yalandan.
"Ne vuruyorsun be sanki sen İstanbul'dayke-" Ensesine yediği ikinci tokat gerçekten acıtmıştı.

"Fatih!" İsmail'in gür ve tehditkar sesi de hafifçe çizgiyi aştığını gösteriyordu. "Sus istersen, yoksa ben susturacağım seni!"

"Konuş Fatih, konuş. Ne yapıyordu bu abin olacak kılçuk İstanbul'dayken anlat bakalım?"

İsmail yan gözle abisine baktığında oldukça sinirlenmiş görünce masumca gülümseyerek aynadan yengesiyle göz göze geldi. "Ne yapacak yenge ya, sürekli seni anlatıyordu. Ben seni var ya, senden iyi tanıyor olabilirim şu an o derece yani."

Fadime inanmayan gözlerle ona bakmaya devam ederken Fatih yola döndürdü gözlerini. "Yani abimle birkaç mekana gitmiş olabiliriz ama valla hepsinde anca bir köşede seni düşünüp içti. Gurbette perişan ettin sen bu çocuğu." Diye bütün ilgiyi kendi üzerinden atmayı planlamış, sözleriyle başarılı da olmuştu. İsmail mavi gözlerine tezat bir şekilde ateş saçarak Fatih'e bakmayı sürdürürken Fadime de "Yalancı." Diye söylendi kendi kendine. Bu konuyu daha sonra sormayı aklına yazarak şimdilik uzatmamaya karar verdi. İsmail de müsait bir zamanda Fatih'i dövmeyi aklına not ederek önüne dönmüştü.

Yol boyunca Fadime pek fazla konuşmadı, İsmail ve Fatih de biraz işlerden konuşup sonrasında susmuşlardı. Sonunda Koçari'ye geldiklerinde Fatih de arabadan inip onlarla birlikte konağa ilerledi.

Fadime'nin hevesle kaldırdığı evi daha çalmadan açılan kapıyla havada kalmış oldu. Kapıyı kimin açtığını göremedikleri için merakla eve girdiler. Bir saniye sonra herkesin farklı odalardan gelip "SÜRPRİZ!" diye bağırması ve her iki taraftan patlayan konfetilerle neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Asıl sürprizi onlar yapacakken şimdi bu şekilde sürprizle karşılanıyor olmaları ikisini de çok mutlu etmiş.

Fadime şoktan çıktığında gülümseyerek konuştu. "Siz nasıl?" Oruç gözleriyle arkalarında duran Fatih'i işaret ettiğinde İsmail de gülerek kardeşine döndü. "Ulan Fatih!"

Sırasıyla bir sarılma ve hoşgeldin faslından sonra Oruç, İsmail'e dönerek konuştu. "Bir sürprizim daha var sana." Mutfaktan elinde pastayla çıkan uzun kumral saçlı bir kızla İsmail "Yok artık!" diye bir tepki verdi. Fadime ne olduğunu anlayamadan ikili birbirine sarıldığında hafifçe kaşları çatıldı. Gözleri ikisi arasında mekik dokurken Eleni elini onun sırtına koydu. Ona döndüğünde gülümsediğini gördü.

Sonunda İsmail ve o kız ayrıldıklarında Oruç da gelip kızın omzuna kolunu attı. "Tanıştırayım Fadime, teyzemizin kızı Hüma. Yıllardır buralarda değildi, okul için Ankara'daydı. Hatta en son Erasmus'la yurt dışına çıktı. Şimdi son dönemi, bir süre yanımızda staj görmek için geldi. Belki de kalıcı olur." Gülümseyerek ona bakarken tamamladı cümlesini. Fadime'nin içi hafifçe rahatlamıştı. Kız ona doğru yaklaşarak elini uzattı. "Merhaba, çok memnun oldum sonunda tanıştığımıza Fadime. Düğününüze katılamadım o sırada Erasmustaydım maalesef." Dedi üzgün bir sesle. Fadime de gülümseyerek elini tuttu.

"Ben de memnun oldum."

"Hadi da acıktık, geçin sofraya."

Herkes onlar için kurulan masaya geçtiğinde İsmail ve Fadime de bu kadar hazırlık karşısında mahcup ve mutlu olmuşlardı. Masa başında sesler, gülüşmeler eksik olmamıştı. Herkes İsmail ve Fadime'yi çok özlemişti.

Sonunda yemek faslı bittiğinde, herkes salona geçmiş çayları bekliyorlardı. Fadime herkesin kendi halinde olmasını fırsat bilerek Eleni'yi elinden tuttuğu gibi yukarı odasına çıkardı gizlice.

Odaya girdiklerinde Fadime tedirgin gözlerle Eleni'ye bakarken Eleni de kaşlarını çattı. "Fadime, bir sorun mu var?"

"Bilmiyorum ki," dedi yatağa çökerek. "Sen söyleyeceksin var mı yok mu?" Eleni de onun yanına oturdu.

"Neyin var?"

Fadime gözlerini kaçırarak ofladı. "Olur olmadık şeylerden midem bulanıyor, göz kararması ve mide kramplarım var, iştahım kesildi, reglim gecikti he bir de hiç olmadığım kadar alıngan ve duygusalım." Bir çırpıda söylediği şeyleri kendisi bile şu an tam anlamıyla fark ediyor ve algılıyor gibiydi. Her kelimesinde ağzı biraz daha açılan Eleni sonunda konuştu.

"Ohi Fadime! Yoksa sen hamile misin?"

-

Bölümü nasıl buldunuz? Yorumlarınızı bekliyorum. 🩷