33. bölüm · Küllerinde Saklı, isfad

kıskançlık

leila a.

33. Bölüm

İsmail son hızla sürdüğü arabasını ani bir frenle durdurdu. Asfaltın çığlık atan sesini bile duymamıştı, kulaklarında yalnızca İlve'nin söylediği cümle dolanıp duruyordu.

"Fadime Poyraz'ın yanına gitmiş."

Yaklaşık yarım saat önce Koçari Konağına Bora'nın onda kalan çantasını götürmek için gitmişti. Hem içinde ihtiyacı olabilecek şeyler vardı hem de bunu bahane etmişti. Yeni bulduğu oğlundan bir dakika bile ayrı kalmak zor geliyordu artık. Ancak oraya vardığında ne oğlunu ne de karısını bulamamıştı.

Nedenini, nasılını dinlemeden esmişti yine. Kendisini şimdi Fadime'yi hem yeniden bulduğu hem de bir kez daha kaybettiği evin önünde bulmuştu. Fadime ne yapmaya çalışıyordu, oğlunu büyüttüğü o adamın evine geri gelmek de ne demekti?

Hiç vakit kaybetmeden kapıya ulaştığında darbeleri neredeyse kapıyı kıracak gibiydi. Es vermeden yumruklarını çarptığı kapı aniden açıldığında karşısında öfkeli bakışlarıyla Poyraz, arkasında da oğluna korkuyla sarılmış Fadime duruyordu.

İsmail Poyraz'ı ittirip Fadime'nin tam önünde durdu. Bakışları öfke doluydu. Hiçbir şey demeden canını yakmayacak şekilde kolunu tutup yönlendirdi karısını. Ancak Poyraz yolunu kesti.

"Ne oluyor ya? Hayırdır İso Furtuna, eşkiya mısın sen?"

İsmail sinirle güldü. Boştaki elini Poyraz'ın omzuna koyarak hafifçe sıktı. "Çekil önümden, kendini öldürtme bana!"

Poyraz da aynı şekilde güldü. Tam ağzını açmıştı ki Fadime kolunu İsmail'den kurtarıp aralarına girdi. "Sakin olsana, Bora korkuyor!"

İsmail puslu mavilerini Fadime'ye çevirdi. Annesinin koynuna sığınmış oğlunu gördüğünde bir nebze içi yumuşamıştı ama hala öfkesi gün yüzündeydi. "Senin burda ne işin var?" dedi dişlerinin arasından. Ses tonu Fadime'nin içini titretti, bağırsa bu kadar etkili olmazdı.

Fadime tam ağzını açtığında bu sefer araya giren Poyraz'dı. "Beni özlemişler."

İsmail anında ona döndüğünde Poyraz'ın sırıtan yüzü öfkesini harlamıştı. Hiç beklemeden suratına geçirdiği yumrukla gülüşünü soldururken Fadime'nin de ağzından ufak bir çığlık kaçtı. "Sen kimsin lan?!" diye kükreyip bir yumruk daha savururken Poyraz kapının pervazına doğru düşer gibi oldu. Ancak hızlıca doğrulup o da İsmail'in yakalarına yapıştı.

"Ben Fadime'yle Bora'nın yıllardır yanında olan tek kişiyim, asıl sen kimsin?" diye tısladı Poyraz.

"Ulan... Ulan!" İsmail dolup taştığını hissettiğinde iki eliyle boğazına sarıldı Poyraz'ın. "Seni gebertmeden ölmek yok ulan bana!"

Fadime koşarak oğlunu salona bırakıp geri döndüğünde kıpkırmızı olmuş Poyraz'ı İsmail'in ellerinden kurtarmak için aralarına girdi. "İso, yeter! Öldüreceksin!"

İsmail cevap vermedi, zaten amacı tam da buydu. Fadime tüm gücüyle İsmail'i itse de bir işe yaramamıştı.

Poyraz zar zor uzandığı yan tarafındaki komodinden eline ilk geçen ahşap dekoru İsmail'in kafasına vurduğunda, anlık gelen acı ellerini gevşetmesine sebep olmuştu. Hızlıca öksürerek doğrulan Poyraz İsmail'i sertçe itti. Fadime hemen onun önünde durarak yeniden saldırmasına engel olmaya çalıştı. "Yeter artık, durun!"

İsmail bir Fadime'ye bir de ona öfkeyle bakan Poyraz'a baktı. Bora'yı göremeyince içeriye yöneldi, siniri ve nefreti gözünü kör etmişti. Salonda elinde oyuncağıyla sadece oturan oğlunu gördüğünde biraz olsun içi rahatladı. Hızlıca onu kucaklayarak Fadime'nin yanına geri döndüğünde, hâlâ öksüren şerefsizle konuşurken buldu onu.

Seri adımlarla koridoru tamamlayıp karısının kolunu tutarak hafifçe arkasını aldı. Tehditkar bakışlarını Poyraz'a çevirdi. "Bana bak lan, bir daha seni karımla oğlumun yakınında, etrafında görürsem senin ciğerini delip, nefesini keserim!"

Onun bir şey demesine izin vermeden Fadime'yi de yanına çekerek evden çıkardı. Arabanın yanına ulaştıklarında sağ koltuğun kapısını açmak için Fadime'nin elini bırakıp ona doğru döndü. "Bin."

Fadime öfkeli bakışlarla onu izliyordu. "Ne yapıyorsun sen ya?"

"Fadime bin şu arabaya!" Bora korkmasın diye sesini hafifçe yükseltmişti.

"Bağırma öküz gibi," Bora'ya doğru uzandı. "ver oğlumu ya, dengesiz!" Onu kucağına alarak sert hareketlerle yerleşti ön koltuğa. İsmail'in yüzüne bakmadan tripli bir şekilde önüne bakıyordu.

İsmail havaya bakıp sabır çekerek sertçe itip kapattı kapıyı. Kendisi de şoför koltuğuna yerleşip motoru çalıştırırken hala çatık kaşlarıyla önüne bakan Fadime'ye gözü takılınca o da kaşlarını çattı.

"Bir de sen mi trip atıyorsun?" Diye sordu sinirle. Fadime kaşlarını daha fazla çattı ama yine de cevap vermemişti. İsmail sinirle önüne dönüp gaza bastı. Arada bir göz ucuyla baktığı karısının hala aynı pozisyonda durduğunu görünce dayanamadı.

"Ne işin vardı o şerefsizin yanında?"

Fadime bu soruya tepki olarak sadece yalandan güldüğünde İsmail yeniden sinirlenmeye başladı. "Fadime!" dedi uyarıcı bir tonda.

Fadime başını ona çevirerek öfkeli ama yorulmuş bakışlarını yöneltti. "Bozuk musun sen ya, ilk sorman gereken şeyi en son soruyorsun?"

İsmail arabada oğlu olduğu için yumuşak bir frenle köşede durdurdu arabayı. Tehditkar bakışlarının hedefinde bu sefer Fadime vardı. "Ne işin vardı dedim?"

"Sana ne ya! Boşanma davası açmadın mı sen bana? Seni ilgilendirmez!"

İsmail sinirle gülerek kafasını direksiyona yasladı. Birkaç saniye sonra kaldırdığında ciddileşmişti. "Boşanıyoruz diye oğlumu alıp o şerefsizin yanına gidebileceğini mi sandın?"

Fadime kaşlarını çattı. Onun bu fevri davranışlarından sıkılmıştı artık. "Ben Poyraz'ın ya-"

"O itin adını ağzına alma!" diye birden bağırdı İsmail, Fadime'nin sözünü keserek.

Fadime bir anda gelen bu tepkiyi beklemediğinden irkildi, kendisi gibi irkilip dudak büzen oğluna baktıktan sonra göğsüne yasladı Bora'yı. "Bağırma!" diye tısladı dişlerinin arasından.

İsmail de oğluna baktıktan sonra sesini alçalttı, ama taviz vermemişti. "Sen de cevap ver o zaman!"

"Bora'nın eşyalarını almaya gittim, geri zekalı! Dinlemeden anlamadan saldırıyorsun, oğlumu da korkutuyorsun!" dedi Fadime sinirle, bir çırpıda sıraladığı sözcüklerin İsmail'in içine resmen su serpmişti. Çatık kaşları düzeldi önce, sonra boğazını temizledi.

"Gidemezsin." dedi net bir şekilde. "Bana söyleyeceksin, ben alırım oğluma ne eksikse."

Fadime sabır çekip oğluna baktı. "Alamadım zaten senin yüzünden, tam toplanıyordum geldin bastın evi delirmiş gibi."

"Delirdim zaten!" diye ağzından kaçırdı İsmail. İkisinin de birbirine bakakaldığı uzun sessizliği Bora bozdu. Fadime oğlunun başını okşadı.

"Tamam oğlum acıktın biliyorum, birazcık sabret gidiyoruz."

İsmail yeniden arabayı çalıştırmadan önce Fadime'ye baktı. "Gidelim acil ihtiyaçları alalım, sonra yine çıkarız alışverişe."

Fadime onay verecekken aklına takılan şeyle vazgeçti. Şu kimlik olayından sonra kartlarının hiçbirini kullanamazdı, tereddütle İsmail'e döndü. "Ben hallederim abimle."

İsmail sevdiğinin gözlerine bakması neden istemediğini anlamasına yetmişti. "Oğluma yapacağım alışveriş için senden onay olacak değilim." Parayı dert etmesi sinirlerini bozmuştu.

"Bana biraz daha ters davranmaya devam edersen gideceğim!" diye çıkıştı.

"Allah Allah," diye alayla konuştu İsmail. "Nasıl yapacakmışsın onu?" Hafifçe Fadime'ye yaklaştı.

Fadime gözlerini devirdi, daha fazla katlanmak istemiyordu bu triplere. Kapıyı açmak için uzandığında İsmail ondan önce davranıp kilitlemişti bile. Çabucak arabayı çalıştırıp yola devam etti. Fadime ona kötü kötü bakarken o ise sırıtmamak için zor duruyordu.

"Sen illaki indireceksin bizi, bak bakalım bir daha seninle bir yere gidiyor muyum, çapsız zorba!"

İsmail ona yandan bir bakış attı. "Asıl bundan sonra bensiz bir yere gidemezsin." Ne dediğinin farkına vararak aceleyle ekledi. "Oğlum varken yani."

"Hıhı," bu sefer dalga geçen Fadime'ydi. "Unut canım sen onu, unut."

"Unutamam." diye mırıldandı İsmail. Fadime onu duymamıştı. İsmail de daha fazla bir şey demeden yoluna devam etti.

İsmail ellerindeki paketleri bagaja koyarken Fadime de az önceden beri yaptığı gibi söylenip duruyordu. "Bu kadar çok şey almana ne gerek vardı?"

"Ne var ya, hepsi ihtiyaç işte."

Fadime İsmail'in elindeki poşetlerden birkaçına uzandı. İçlerine üstten bir bakış atarak alaylı bir sesle konuştu. "Uzaktan kumandalı araba, dört çeşit spider-man, yarış seti... He bir de eve sipariş ettiğin akülü arabayı unutmayalım." Kaşlarını çattı. "Çok acil ihtiyaçlar gerçekten." Bunlar sadece oyunca kısmıydı. Poşetleri geri eline tıkıştırırken söylenmeye devam etti. "Mesela Bora nasıl binecek o akülü arabaya?"

İsmail gözlerini kaçırdı, tamam biraz abartmış olabilirdi ama oğluna ilk kez alışveriş yapıyordu. Hevesine ve heyecanına yenik düşmüştü işte, gördüğü her şeyi almak istiyordu oğluna. Hiçbir şeyden mahrum kalmasın istiyordu. Fadime'yi taklit edip kaşlarını çattı. "Sana ne kızım ya, oğlum beni daha çok sevecek diye kıskanma."

Fadime gözlerini kısıp parmak uçlarına yükseldi. "Ne kıskanacağım seni, üç beş oyuncak aldın diye seni daha mı çok sevecek oğlum?"

İsmail başını hafifçe öne eğerek alınlarını birleştirdi. "Kıskançsın işte," işaret parmağına bir tutam saçını doladı Fadime'nin. "oğlum bana benziyor diye kıskanıp saçını da benim gibi sarıya boyamışsın." Kısık bir sesle söylediği bu cümle Fadime'nin tenini gıdıklamıştı.

Fadime'nin gözlerinden bir dalga geçti ama hemen kendini toparladı. Topuklarının üzerine geri çökerken İsmail de sırıtmaya başladı. "Zevzek." diye söylendi ona. Oğlunu da alıp ön koltuğa yerleşirken İsmail arkasından seslendi.

"Etkilendin diye mi kaçıyorsun Fadime Furtuna?"

Fadime açtığı kapıya sertçe geri kapattı. "Bence sen bana Koçari demeye alış İsmail Furtuna, boşanıyoruz ya hani."

İsmail seri adımlarla aralarındaki mesafeyi kapattı. "E o zaman hoş geldin Koçari Kızı." Onun bu dalga geçen haline Fadime daha beter sinirleniyordu.

"Boğacağım şimdi seni o olacak," İsmail'i göğsünden ittirdi. "Çekil şurdan."

İsmail sırıtmaya devam ederken arabanın anahtarını elinde çevirerek geri çekildi. Fadime yerine yerleşirken o da arabaya binerek motoru çalıştırdı. Yola çıkmadan önce Fadime'ye döndü. "Fadime," Fadime ona döndüğünde ciddileşerek bir nefes verdi. "Bizim konağa gel, yemeği orda yeriz. Hem de açıklamamız gereken bazı şeyler var, anam başımın etini yedi."

"Bilmiyor mu?"

İsmail kaşlarını kaldırdı. "Bora'yı eve götürdüğümde benim söyleyecek vaktim olmadı, abim de söyleyememiş."

Fadime ofladı. "Tamam, gidelim."

Akşam yemeğinin ortasında her şeyi öğrenen Zarife'nin ayılıp bayılmaların, hesap sormalarından kaçıp konağın arka bahçesinde soluklanıyordu. Zarife Bora'nın onun torunu olduğunu öğrendiğinde tam da ondan beklenildiği gibi aşırı tepki vermişti.

İsmail Bora'yı uyutma bahanesiyle yukarı kaçarken Fadime de fırsattan istifade dışarı kaçmıştı. Çardağa oturup İsmail'in arabasından çaldığı sigara paketinden bir dal çıkardı. Uzun zamandır alışık olmadığı duman ciğerlerini yakarken, başını döndürmüştü. Bu baş dönmesi sebepsizce iyi hissettirmişti Fadime'ye.

"Değişmeyen tek şey bu galiba?" Arkasından yaklaşan İsmail'e döndü Fadime korkuyla, sessizce gelip birden konuşması onu ürkütmüştü.

İsmail sigarayı başıyla işaret edip kafasını sallarken Fadime aceleyle konuştu. "Yok, Bora'yı öğrendiğimden beri hiç içmedim." Sonra İsmail'e şüpheyle baktı. "Arabanda buldum bunu, sen bu sigarayı içmezdin ki. Ne ara slim içmeye başladın?"

İsmail onun yanına çökerken pakete uzanıp bir dal da kendine çıkardı. "Sen gittiğinden beri."

Fadime bu cevabı beklemiyordu, hatta bu sigarananın başka bir kıza ait olduğunu bile geçirmişti aklından ama bunu düşünmemişti. Bir şey demeden önüne döndü. Sigarasından başını döndüren bir duman daha çekti. "Niye uyuttun Bora'yı? Geçe kalmadan eve gitseydik biz, şimdi uyandırırsam huysuzlanacak." diye sitem etti.

İsmail birkaç saniye cevap vermedi. Sonra Fadime'ye biraz daha yaklaştı. "Bu gece burda kalın." Bir çırpıda sarfettiği sözler Fadime'nin kaşlarının çatılmasına sebep olmuştu.

"Sen dengesiz misin ya?" diye hafifçe sesini yükseltti. İsmail de kaşlarını çattı, neden böyle tepki verdiğini anlamamıştı. "Sen daha bugün elime boşanma davası kağıtlarını sıkıştırdıktan sonra oğlumla tehdit edip çekip gitmedin mi?"

İsmail ensesini kaşıyarak gözlerini kaçırdı. "Hee," dedi mırıldanarak. "Yaptım onu."

Fadime gözlerini devirdi. "Ama unut onu, daha bir buçuk yaşındaki bir bebeği annesinden ayırıp velayetini babasına vermezler."

"Oğlunu babasından kaçırıp sahte kimlikle yurtdışında doğurmana rağmen mi?" Sahte bir alayla konuştu.

"Sürekli böyle mi yapacaksın? Tamam kabul ben kendimde değildim, bir hata yaptım. Sen de mi aynı hatayı yapacaksın?" Kendi kendine yanan sigarasını yere attı. "Ben akılladım peki sen akıllandığında geç olmayacak mı? Oğlumuz her şeyi fark ettiği yaşa geldiğinde ne olacak?"

İsmail Fadime'ye her ne kadar hak verse de sinirlenmeden edemedi. "Bunları bir tek benim mi düşünmem gerekiyor, zamanında sen niye düşünmedin? Sen neden önemsemedin?"

Fadime öfkeli bir şekilde ona baktı. "Sen kendini benimle bir mi tutuyorsun ya? Benim hayatım mahvolmuştu, üstelik hamile olduğumu öğrendiğim gün. Aklım başımda mıydı benim? Sonra da mecbur kaldım bazı şeylere." Sesini alçaltarak önüne döndü. "Mecbur kaldım, anla artık..."

"Sen kendi kendini mecbur bıraktın, başa dönmeyelim!"

Fadime cevap vermedi, her şey çok tazeyken İsmail'e laf anlatmak oldukça zordu.

İkisi de bir süre sessizliğe bürünmüşken Fatih'in sesi onları böldü. "Oooo," yanlarına yaklaşırken tezahürat etti. "Sizleri yeniden yan yana görmek ne güzel."

İsmail sinirli bir bakış attıktan sonra önüne döndü. "Gözüme gözükme demedim mi sana?"

Fatih ikilinin karşısına otururken yüzüne bozulmuş bir ifade yerleştirdi. Sonra da Fadime'ye döndü. "Deve kini var bu herifte." dedi bezgin bir şekilde.

Fadime başını sallayıp yakasını silkti. "Bilmez miyim..."

"Bak yenge, sen bile affettin. Bu herif daha kendi oğlu olduğunu bilmediği halde öldürecekti beni." dedi dalga geçer gibi. "Bunların hepsi sana yaranmak için."

İsmail dayanamayıp ayaklandığında Fatih ondan hızlı davranarak kaçmaya başladı. Çardağın etrafından dolanarak İsmail onu kovalarken, Fadime'nin arkasına sığındı. Fadime de ayağa kalktığında iki sarı kafanın arasında kalmıştı. "İso sakin ol, şakalaşıyor çocuk."

"Evet İso, sakin ol. Şakalaşıyorum." dedi Fadime'yi taklit ederek. Bu yaptığı İsmail'i daha çok sinirlendirmişti.

"Ulan sen benim elime geçeceksin nasılsa, o zaman gör bak sana neler edeceğim!" dedi tehditkar bir şekilde.

"Bir de alenen tehdit ediyor, sen şahitsin yenge."

Fadime dayanamayıp "Fatih!" diye yükseldi. "Yeter." Ama onların bu haline gülmeden de edememişti.

İsmail Fadime'nin üzerinden Fatih'e uzanıp omzunu sıkıca tuttu. "Gel gel..." Diğer eliyle Fadime'yi hafifçe kenara itti. Fatih'in ensesinden tuttu. "Utanmıyor musun yarın kadar kızın arkasına saklanmaya?"

"Utanmıyorum, yarım kadar kız diyorsun da seni kedi ettiği günleri unutmadık İso Furtunaa." dedi gülerek. Abisinin mavi gözleri kararırken hafifçe öksürüp Fadime'ye baktı, yardım dilenir gibi. Fadime iki elini havaya kaldırdı. "Bu sefer hak ettin."

İsmail yumruk yaptığı elini bir süre havada tuttuktan sonra derin bir nefes verip geri indirdi. Fatih yarı kapalı gözlerini tehlikenin geçtiğini anlayıp açtığında bir oh çekti. Abisinin yakasını silkeler gibi yaptı. "Hiç de kıyamaz."

İsmail öfkeli bakışlarını birkaç saniye daha tuttuktan sonra dayanamayıp güldü. "Gel lan buraya, zevzek herif." Kardeşini kolunun altına aldı. Fatih kendisiyle birlikte Fadime'yi çekti abisinin yanına. Sonra da anında aralarından çekildi.

"Hop, ben sizi yalnız bırakayım." Seri adımlarla uzaklaşırken abisi ve yengesini kaşla göz arasında sarmaş dolaş bırakmıştı. "Siz bozmayın ya, sarılın sarılın. Yeğenimi ben kontrol ederim merak etmeyin." Geri geri yürürken cıvık bir şekilde asker selamı verip kahkaha atarak eve kaçtı.

İsmail sinirle bir adım atacaktı ki Fadime onu tuttu. Bakışları birbirlerine takılı kaldığında bir süre şaşkınca baktılar. Bu kadar yakın olmak ikisine de iyi gelmemişti. En sonunda İsmail dayanamayıp Fadime'yi göğsüne yasladı. "En azından bir işe yaradı." diye mırıldandı Fatih'i kastederek.

İkisi de gözlerini kapatıp bu anın tadını çıkardılar. Bunca huzursuzluğun içinde birkaç dakika huzuru bulmaya hakları vardı. Belki yarın yeniden kaldıkları yerden edeceklerdi ama bu gece ikisi de birbirinin kokusunda rahat bir nefes alacaklardı.

-

selaaamm, onca kaoslu dramlı bölümden sonra biraz da eğlenceli şöyle bir çıtır çerez geçiş bölümümüz olsun dedimm. nasıl buldunuz??🩷🩷🩷