12. bölüm · Küllerinde Saklı, isfad
çünkü vazgeçemem senden, sevdim çocuk yaşımda
12. Bölüm | Günümüz
Yazarın Ağzından
Her şey bir saniye içinde olmuştu. İsmail'in arkasını dönmesiyle Eyüphan'ın silahını ateşlemesi arasında bir an vardı sadece. Fadime'nin içinin rahatlaması bir saniye sürmüştü. İsmail yüzüstü yere düştüğünde Fadime çığlık bile atamamış yalnızca şokla kan gölüne dönmüş yere bakıyordu.
Eleni ve Oruç şoku daha hızlı atlatarak hemen İsmail'in yanında diz çöktüler. "Çabuk! Tampon çabuk!" Nefes nefese konuştu Eleni. Sonra da boynundaki fuları çıkardığı gibi top haline getirip yaraya bastırdı. İsmail acıyla inledi. Koçarilerin şoktan oluşturduğu sessizlikte İsmail'in acılı sesini duyan Fadime koşarak onun yanına gitti. Yarasından süzülen kanlar onun içine akıyordu sanki. "İso." Dedi sessizce. İsmail sevdiğinin sesini duyar gibi oldu ama gözlerini açmadı, muhtemelen bu bir hayaldi.
"Oruç hastaneye götürmemiz lazım, böyle olmaz." Eleni endişeyle konuştu. Oruç da başını salladı. "Yardım edin!" Kaybetme korkusuyla çıkan gür sesi birkaç kişiyi harekete geçirmişti. O sırada İsmail zorla konuştu. "Has-tane ol-maz." Sesi kısık ve kelimeleri kesikti.
"İso!" Diye yakındı Fadime. "Hastaneye gitmen gerekiyor."
İsmail son nefesiyle aynı cümleyi kurduğunda Oruç sinirle nefes verdi. Fadime ise ağlayarak onun bu inatçılığından nefret ettiğini söylüyordu. O sırada kalabalığı yararak gelen Fatih, abisini o halde gördüğünde şokla mıhlandı olduğu yere.
"Fatih çabuk! Yardım et arabaya taşıyalım."
Fatih duyduğu komutla abisinin önüne çöktü. Gözleri görmüyordu sanki, kulakları duymuyordu sadece abisinin kanlar içindeki bedenini sarsmadan taşımaya odaklanmıştı.
Arabanın önüne geldiklerinde Fadime de arabaya binmeye hazırlanıyordu ki birisi onu kolundan tutup durdurdu. Onu tutan ellerin sahibine döndüğünde, Eyüphan'ın kanlanmış ama pişman gibi bakmayan gözlerini gördü. Ona öfke bakıp kolunu çekmeye çalıştı ama başaramadı. "Eyüphan bırak!"
"Hiçbir yere gidemezsin, onun cenazesine bile gidemezsin!"
Eyüphan beklemediği bir hareketle ensesinden geriye çekilip burnuna yumruğu yemişti. "Sen çok fazla oldun!" Diyerek itip uzaklaştırmıştı onu Adil.
Fadime abisine baktı, o sırada Oruç be Fatih, İsmail'i arabaya koymuşlar, Fatih arkadan takip etmek üzere kendi arabasına doğru koşmuştu. Arabaya girmek üzere olan Eleni endişeyle seslendi. "Fadime çabuk ol, geleceksen gel bre!"
"Git abim, bana da haber ver." Beklediği cevabı alan Fadime Eleni'yi arka koltuğa oturacakken durdurdu. "Ben geçebilir miyim?" Diye sordu masumca.
Eleni bir baş hareketiyle, "Yaraya sıkıca bastır." Dedi.
Fadime dikkatli bir şekilde yüz üstü yatan İsmail'in kafasını dizlerine koyarak oturdu, onda yıllardır bir sürü yara açmış olan sevdiğinin yarasına tampon yapıyordu şimdi. Onu ölmekten beter etmiş İsmail'in ölmemesi için dualar ediyordu. Gözyaşlarının ıslattığı sarı saçları okşuyordu şefkatle. Onun da kırılma noktası buydu, bütün planlar bütün intikamlar İsmail'i kaybetme korkusuyla yüzleştiğinde uçup gitmişti.
Ne kadar ağladı, ne zaman Furtuna sağlık ocağına geldiler bilmiyordu. Oruç onun kapısını açtı, Fadime de yavaşça İso'yu bırakıp indi. Fatih ve Oruç birlikte İsmail'i içeri taşıdılar. Eleni Oruç'la beraber müdahale etmeye başladığında Fatih ve Fadime'ye kapının ardından izlemek kalmıştı.
•
Birkaç saatin sonunda Fatih kapının yanında yere çökmüş Fadime ise kafasını duvara yaslamış içine içine ağlıyordu. Arada bir odanın camından içeriye bakıyor, ama çoğunlukla yüreği kaldırmıyordu içeride canıyla uğraşan sevdiğini görmeyi.
Kapının arkasındaki üzülmeye bile vakti olmayan Eleni ve Oruç en sonunda dışarı çıktığında Fadime ve Fatih doğruldu hemen.
"İyi mi?"
"Kurşunu çıkardık, çok şükür. Hayati bir şey yok, uyansın bakacağız." Kısa kesti Oruç, az önce kardeşini ameliyat ederkenki soğukkanlılığı şimdi onu terk etmiş ve yerini dolup taşamayan hislere bırakmıştı. Fatih sarıldı abisine, "Şükürler olsun."
Fadime de derin bir nefes vererek biraz olsun rahatladı, ama bu sefer de hissettiği suçluluk duygusu peşini bırakmıyordu. Eleni de onun bu halini görünce Fadime'ye sarıldı.
"Gidip o Eyüphan denen şerefsizin hesabını keseceğim!" Fatih'in sesiyle Fadime aniden ona döndü, Eleni'nin kollarından çıkıp.
"Dur oğlum dur, İso bi uyansın onu da halledeceğiz."
"Abim Eyüphan'ın cezasını keser." Oruç sinirle Fadime'ye baktı. "Yok öyle Fadime Koçari, onun cezasını ben kendi ellerimle vereceğim." Fatih de onaylayarak başını salladı.
Fadime başını eğdi, aslında kötü bir şey demek istememişti. Sadece bu işin daha fazla kötüye gitmesini istemiyordu. Sadece İso'nun iyileşmesini istiyordu.
"Bre siz delirdiniz! Ceza kesmek falan yok, ceza isteseydiniz hastaneye giderdik, polis çağırırdık. Kabul etmediniz!" Eleni ortaya konuşsa da Oruç'un gözlerine bakıyordu. Onun da aynı şeyleri yaşamasını kaldıramazdı.
Oruç bir şey demedi ama elbetteki İso'nun intikamı alacaktı.
Fadime Eleni'yi dürttü. "İçeri," dedi duraksadı. Çekiniyordu işte. Sesini daha da kıstı. "girebilir miyim?"
Eleni gülümseyerek başını salladı. "Hadi biz de hava alalım biraz, beyninize oksijen gitsin!" Diyerek Furtuna kardeşleri dışarı itekledi. Fadime yalnız kalsın diye yapmıştı bunu.
Fadime içeri girdiğinde girdiğinde bir süre İsmail'in yanına yaklaşamadı. Omzunu ve sırtının üst kısmını kaplayan sargısıyla yüzüstü yatıyordu. Sanki uyuyor gibiydi, bir yandan onun uyanmasını istiyor bir yandan da acı çekmemesi için uyumaya devam etmesini istiyordu Fadime. Köşedeki sandalyeyi İso'nun başucuna çekmeden önce abisine durumla alakalı kısa bir mesaj çekti.
Dakikalar, belki de saatler geçmişti. Bu süreçte Oruç iki kere kardeşini kontrol etmeye gelmiş, Eleni bir kere serum yenilemişti. Fatih de bir süre abisinin yanında kalmak istemişti. Ama hepsi de en sonunda Fadime'yi sevdiğiyle yalnız bırakmak için çıkıyordu, Fadime gerçekten minnettardı. Çünkü istediği kadar ağlıyor, sapasağlam karşısındayken onun yüzüne söyleyemediklerini İsmail bilinçsizce yatarken döküyordu.
"Ben hiç seni suçlamadım biliyor musun İso? Aslında hep kendimi suçladım." Eliyle göz yaşlarını sildi, artık silmekten göz altları acıyordu. "Dedim ki hep, ben ne yaptım da İso benden vazgeçti? Ama bir şey yapmadığıma kendimi ikna ettiğimde de bu sefer dedim ki, ben savaşmaya değecek bir kız değilim demek ki. Sana demiştim ki o gece, sana düşman bile olmayacağım, onu dahi hak etmiyorsun. Ama ben seni hayatımda hiç kimse yerine koymayı başaramadım. Sevdiğin olamadım diye düşmanın olmak istedim. Kalbimin kırıkları elime battıkça ben de sana batırmak istedim."
Derim bir nefes aldı, ellerini İso'nun geceyi aydınlatacak kadar parlak sarı saçlarına geçirdi. En çok da bunu yapmayı özlemişti, hayır, en çok her şeyi yapmayı özlemişti. İso'yla yaptığı her şeyi. "Ama kendime yediremedim, yapamadım işte bu kadar kolay kaybedilmeyi göze alınan bir kız olmayı yediremedim." Yavaşça yeni çıkmaya başlamış sakallarını severek devam etti.
"Ama yıllar oldu, çakır gözlüm, beni de anla. Ben sensizliğe alıştım sanarken sen çıktım geldin. Beni bırakmamışsın gibi davrandın, sanki suçlu benmişim gibi. Yıllardır sakladığım yaralarımı gün yüzüne çıkardın. Ben de sadece senden değil, kendimden de kaçmaya başladım. Ama sen," bir hıçkırık kaçtı ağzından. "sen şimdi burda yatarken hiçbir şeyin önemi yok. Haklının haksızın bir önemi yok, çektiğim acıların şimdikinin yanında bir önemi yok." Ağlayarak konuşmaya devam ediyordu.
"Uyan lütfen, sen uyan, ben her şeyi yeniden yaşamaya bile razıyım."
"Ağlama." İsmail'in hırıltılı sesi zar zor konuştuğunu belli ediyordu. Fadime sevdiğinin sesini duyar duymaz daha fazla ağlamaya, aynı zamanda da gülmeye başladı. "İso!"
Fadime oturduğu sandalyeden kalkıp İso'nun önünde diz çöktü, yüzüstü yattığından onun yüzünü daha iyi görebilmek için yapmıştı. Yüzündeki ellerini ayırmadı. "İso, iyi misin? Ağrın sızın var mı, nasılsın? Ben çok özür dilerim."
"Ağlama." Dedi tekrardan İso. "Ağlama gözbebeğim."
Fadime bu hitabı duyduğunda kendine engel olamayarak daha da fazla ağladı, ama İso ona ağlama dediği için ağlamak istemiyordu. "Ağlamıyorum." Diyebildi gözyaşlarının arasından.
"Senin suçun değil." İso hala zar zor ve yavaş yavaş konuşuyordu ama Fadime'nin bu halde olması onun canını mermiden daha fazla yakıyordu.
Fadime başını öne eğdi, cevap vermedi. "Ben Oruç'u çağırayım."
"Gitme." Fadime tam kalkacakken İso'nun sesiyle durdu. "Gitme, ben iyiyim." Biraz öksürdü. "Sadece sana ihtiyacım var."
"Burdayım, yanındayım." Dedi Fadime, onun sakallarını okşarken.
"Böyle olacağını bilseydim daha önce vurulurdum." Dedi İso kısık sesle. Fadime güldü. "Birileri iyileşmiş."
"Birileri evlenmeyeceğini söyleyene kadar iyileşmeyeceğim." Fadime derin bir nefes verdi, İso ölümden dönmüşken bile aklında bu mu vardı gerçekten. Ama Fadime'nın bu sıkıntısını yanlış anlayan İso kaşlarını çattı.
"Fadime-"
"Evlenmeyeceğim." İso'nun elini tuttu. "Kabul ediyorum, bana zamanı geldiğinde her şeyi anlat, o zamana kadar bekleyeceğim." Nasıl yapacaktı bilmiyordu çünkü hala çok kırgındı ama bunları şimdilik İso'ya söylemedi önce İsmail tamamen iyileşecek sonra oturup doğru düzgün konuşacaklardı.
"Kurban olduğum, teşekkür ederim. Düzelteceğim her şeyi göreceksin." İso durumuna tezat bir şekilde heyecanla konuştu.
"Yorma kendini, bunları sonra konuşuruz tamam mı?"
"Tamam."
Birbirlerine gülümsediler. İkisininki de buruk birer gülümsemeydi ama bu bir başlangıçtı.
"Seni çok seviyorum, kurban olduğum."
Fadime cevap vermedi ama gülümsemeye devam etti. Ben daha çok diye geçirdi içinden. İsmail elini tutan Fadime'nin elini yavaşça kaldırdı. Onun her hareketini dikkatle izliyordu Fadime.
İso elinin içindeki minik avuca bir öpücük kondurdu. "Korkma." Fadime öpücüğün etkisiyle kapattı gözlerini. Cevap veremedi sadece başını salladı. Korkmuyordu, tek korkusu İso'ya bir şey olmasıydı.
"Ben Oruç'u çağıracağım tamam mı?" Dedi izim alır gibi, o gitme derken gitmek kolay değildi bu yüzden İsmail'in onaylamasını bekledi.
"Sonra gidecek misin?" Diye sordu mahcupça İso.
Fadime gülümsedi, gözleri dolu doluydu. "Gitmeyeceğim, söz." İsmail de gülümsedi. Bu seferki gülümseleri buruk değildi, içtendi.
Bundan sonra kaybedecek bir dakikaları bile yoktu, bunu ikisi de anlamıştı. Üstelik çok uzun süre ayrı kalmışlardı. İsmail içinden her şeyi telafi edeceğine söz verdi, Fadime de onun telafi etmesini bekleyeceğine.
Birbirlerine bakarlarken gözleriyle konuşuyorlardı sanki. Sözsüz bir anlaşma yaptılar bakışlarının arasında. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Küllerinde saklı olan gerçekler de, etrafa saçılmış ateşten yalanlar da onları ayıramayacaktı.
-
Umarım beğenmişsinizdir, sizi seviyorum🩷🩷🩷
