6. bölüm / 6
Küllerin Doğuşu: Aves-15.Bölüm: Tanıdık Bir Son
Bölümler 6Şu an: 5.Bölüm: Tanıdık Bir Son
Bazı cevaplarla karşılaşmaya hazır mısın?
İyi okumalar,)
Adım attıkça ana koridordan gelen ışık azalıyordu. Koridor kısaydı, sonunda başka kapı vardı ve orası merdiven boşluğuna açılıyordu. Azcık ışıkda oradan geliyordu.
Dın... dın... dın...
Kapının önünde durduğumda afalladım. Gözlerim sonuna kadar açıldı.
Önümde uzanmış bir beden. Kıpırdamıyor sadece yatıyordu. Bedenin tam göğsüne saplanmış bir hançer duruyordu. Görebildiğim kadarıyla cesedin sırtından akan kan vardı ve öyle çoktu ki gözlerimi alamıyordum. Cesedin hemen başında ayakta duran bir siluet de vardı. İşte, ona katil denmez miydi? Pelerinin şapkasıyla kapattığı yüzü görülmüyordu. Çenesi ve dudağı az çok gözüküyordu ancak.
Biraz uzağında da heykel gibi duran ben vardım. Hareket edemiyordum. Dişlerimi sıkıyordum, çenem seğriyordu, bedenimin her yeri titriyordu ama kaçamıyordum. Çünkü arkamdan geleceğinden korkuyordum. Neredeyse bayılmama az kalmıştı. Ah! tanrım, hareket etsene!
"Ben..." dedim ve sustum. Ne diyebilirdim ki? Kanın keskin kokusunu aldığımda kusmamak için zor duruyordum. Hatta durduğum bile söylemez olduğum yerde çırpınıyordum. Ayağımı kaldırıp geriye gidecektim ki daha önce de duyduğum bir ses tekrar kulağıma fısıldadı.
Dın...dın...dın...dın...
Dın...dın...dın...dın...
Adımlarımı merdiven boşluğuna getiren o çan sesi.
Ses nereden geliyordu bilmiyordum ama beni oraya itiyordu. Çan sesini takip ettiğim için buradaydım ve bundan nefret ediyordum. Boğazıma adeta taş oturmuştu. Yutkundum yavaşça. Şimdi de o taş, boğazımdan geçip içimde bir yere yerleşmişti. Kaçmalıydım.
Yavaşça ayağımı geriye attım. Bir hareketlilik olmadı. Bir adım daha attım. Aynı şekilde kaldı. Orada öylece dikiliyordu. Acaba beni görmedi mi diye düşünürken sesi
"Nereye kadar kaçmayı planlıyorsun, güzel varlığım?" dediğinde ağlamak üzereydim.
Titreyen ellerimi yumruk yaptım ve yanağımı dişledim. Bir kaç saniye sonra kanın tadı geldiğinde yüzümü ekşitip yutkundum.
“Ben...” dedim ve yine sustum.
Ne yapmam gerekiyordu? cesede mi bakmalıydım? yardım mı etmeliydim? bu pek mümkün değildi. Cesedin sırtından kan gelmeye devam ediyordu. Bir kaç dakika sonra kan gölüne dönecekti. Kaç! diye bağırıyordu iç sesim. Hala adım atacak gücüm var mıydı bilmiyorum.
Onu oyalamalı mıydım?
“Bunu... sen mi yaptın?” diye sordum.
Şayet bunu nasıl yapabilirdi? krallık tarafından korunan bir akademiydi burası. Kim böyle bir şeyi yapmayı akıl ederdi ki? o an aklıma gelen bir soruyla ışık belirdi gözlerimde. Diğer herkes neden burada değildi ve neredeydi? lütfen biri gelebilir mi?
Sorularımla boğuşurken alaycı bir gülme sesi duydum. Bana gülmüştü. Kulaklarımı kapatmak isteği uyandırmıştı içimde. Bir yandan da cesede bakıyordum. Kafası katilin ayağın altında kaldığı için kim olduğunu seçemiyordum. Ancak ayakları bana yakın duruyordu. Bir çift siyah çizmeler.
Gülmesi sona erdiğinde “Her insanın seçim hakkı vardır.” diye homurdandı.
Konuştuğunda tüylerim diken diken oluyordu. Dizlerimin üstüne çöküp ağlayacaktım.
“Sana da sunuyorum. İlk olarak burada kalır ve borcunu ödersin. İkinci seçenek sonuçların farkında olarak arkana bakmadan kaçarsın.”
Ve yüzünü yavaşça yukarı kaldırdığında şok içindeydim. Karanlığın bile saklayamadığı bir çift kırmızı gözler. O yoksa...
“Seçim senin varisim.”
Bilmiyordum. Hangisini seçeceğimi bilmiyordum. Seçim yapmak istemiyordum. Hiç görmemiş gibi yapsak olmuyor muydu? saçmalama. Tanrım lütfen bana yardım et. Anne, baba nerdesiniz lütfen gitmek istiyorum. Yardım edin ne yapıcağımı bilmiyorum
Kaçmayı seç. İlk seçenek kaçmaktır. Kaç arkana bakma. Sol gözümden bir damla düştü. Yanağımdan çeneme yol çizerken yutkundum.
"Görmemiş gibi yapabilir miyiz lütfen?" katile yalvaran acınası varis.
"Öyle mi yapalım? ne yazık ki gördüm ben seni."
Bir damla daha yanağımı ıslattı. Durdum. Durdu. Ayaklarımı geriye gitti. Yavaş olan adımlar daha hızlı adım attım. Kollarımı etrafıma doladım. Saçlarımı önümü kapatırken son kez cesede bakıp arkamı döndüm ve olabildiğince hızlı koşmaya başladım. Belirsizlikle geldiğim yolu koşarak geri döndüm.
Yolda kendimle karşılaştım. Kendime varmayan bir yokuştum. Bana baktı ve devam etmemi söyledi ama ben zaten çoktan yok olmuştum.
Koşarken ayağım takıldı. Düşmedim, durmadım. Ana koridora geldiğimi fark ettiğimde deli gibi titriyordum. O an kapı açılınca arkama baktım.
"Seren?" diyen Zen'in sesini duydum. Ona döndüğümde beni süzüyordu. Bir adım yaklaşınca ellerimi kaldırarak durmasını işaret ettim. Şaşkınca titreyen ellerime baktı.
"İyi görünmüyorsun." diye mırıldandı.
"Ben..." arkamı dönüp koridoru kontrol ettim, hareketlilik yoktu. Hala karanlıkta saklıydı. Koridorun sonu ise görünmüyordu.
Zen koluma dokununca ona dönüp elimi kendime çektim. Ağzımı açmış bir şey diyecekken konuşmasına engel oldum.
"Benim gitmem gerek..."
Onu orada bırakıp ana salonun kapısına ilerledim. Merdivenin tırabzanına tutunarak inmeye başladım. Arkamı kontrol ederek gidiyordum. Arkamdan gelmesinden ödüm kopuyordu, eve gitmek ve bunları unutmak istiyordum ama şuan buradaydım. Kendinde kal, olduğun yerde kal. Zihninde dolaşma. Kalbim daha hızlı atmaya başladı. Hemen eve gitmelisin.
Kafamı kaldırıp yanımdan geçen insanlara baktım. Hepsi başını eğmiş sığınacak yer arıyordu. Islanmayı göze alamadıkları için sığınacak yer arıyorlardı. Sattıkları yiyecekler ıslanmasın diye aceleyle sepetlerini topluyorlardı. Yağmur yavaş yavaş atıştırmaya başladığında Molendro sarayını gördüm. Şehrin ortasında çeşme bulunuyordu, çeşmenin yanında duran bir siluetde gördüm. Ona baktığımı hissetmiş gibi bana döndü. Şapkanın altında zalimce gülümsemesini ve parıldayan kırmızı gözlerini gördüm. Hayır, hayır, hayır.
Aynı sahne farklı yerler diye fısıldadı içimdeki ses.
Adımlarım geriye giderek birbirini takip etti.
İnsanlara çarptım. Garip bakışlar üzerimdeydi. O anda kayışıma koyduğum hançerime uzandım. Avucum içine aldım. Çeşmeye baktığımda onun orada olmadığını gördüm. Telaş her yerimi ele geçirdi. Vücudum buz kesti. Bıraktım, seçim yaptım lütfen gelme peşimden.
Sırtım arkamdaki kişinin göğsüne temas ettiğinde bir hışımla arkamı dönerek elimde ki hançeri boğazının yanına dayadım.
Karşımda o kişiyi bekliyordum fakat o değildi. Zyran sakin bir şekilde, kığırdamadan duruyordu. Kaşlarımı çattım. Etrafta bizi izleyen kişilere göz gezdirip hançeri Zyran'ın boğazından çektim.
"Özür dilerim. Gitmem gerek." gözlerine bakamıyordum çünkü yakalanmak istemiyordum.
Arkamı döndüğümde sesi beni durdur.
"Korkuyorsun."
Sarayın yolunu tutarak yürümeye devam ettim.
***
Eve vardığımda gökyüzü kararmıştı. Odama geçmiş kimseye tek kelime etmeden yatmıştım. Yatmanın üzerinden ne kadar geçmişti bilmiyorum ama gözlerim hala açıktı. Gözlerimi kapatamamıştım. Eğer kapatırsam karanlık beni bulurdu. Oradan sağ çıkacağımı sanmıyordum. Sadece yaşananları unutmak ve sabah saraydan çıkıp gitmemiş olmak istiyordum. Böyle olması gerekmiyordu. Asla gerekmiyordu.
Bir kerede de yerinde dur. Bir kerede anneni dinle. Küçükken yaramaz biriydim ama o zamanlar annem böyle değildi. O kadar kızmazdı tabi. Büyüyünce değişti sadece o değil herşey değişti. Artık diken üstündeydim. Dikenler bana batmasın diye kaçar dururdum ama gün sonun sıkışırdım. O zaman anlamıştım ki, üstünde duran gözlerden ne kadar kaçarsan kaç mutlaka seni yakalayan olacaktı. Belki hiçbir işe yaramıyordu ama ben bunu biliyordum, en azından bunu biliyordum.
Unutmak istiyordum. Uyuyup unutmak ve ertesi güne hiç bir şey olmamış gibi başlamak istiyordum. Bunların hepsi bir kabussa eğer çıkabilirsem güzel rüyalar denk gelebilirdim. Ya da tanrı beni cezalandırır ve hiç uyutmazdı.
Terk edilmiş bir beden, hikayelerden düşündükçe o kadar korkutucu gelmezdi bana ama gerçekten yaşayınca işte o herşeyden daha beterdi. Kırmızı gözlü katilin benim peşime düşeceği ihtimali düşünmekten nefret ediyordum. Yalnız kalmazsam belki bana hiç bir şey yapamazdı. Aklıma gelen düşünceden az da olsa rahatlayıp doğruldum. Ayaklarımı yataktan sarkıtarak bir süre öyle durdum. Maviye çalan gökyüzüne baktım. Pencere yatağıma uzaktı ama buradan gökyüzünü görebiliyordum. Pencereden sarkan ip orada mıydı ve sabah odama birisi girmiş miydi?
Ayağa kalkarak balkonun açık kapısına yaklaştım, ipin olmadığını gördüğümde iç çektim. Fakat şimdi ki sorun daha önemliydi. İpi kim çözmüştü?
Kapının önünden gelen ayak ve konuşma seslerini duydum. Altdan odaya ışık geliyordu. Sesler gittikçe çoğalmaya başladı. Konuşmalar net duyulmayan başladı.
"Herkes aşağı toplanmış. Majesteleri koşarak bahçeye çıkmış."
Annem bahçeye mi çıktı?
"Herkes bağırıyordu aşağıda. Olayı duydun mu? Bahçe kapısının önüne bir ceset bırakılmış. Muhafızlar bırakıldığını saatde yerlerinde yokmuş. Çok garip ve şüphece değil mi?"
Duyduklarım karşısında nefesim tıkandı. Elim boğazıma gitti. Balkondan bahçenin kapısı görülüyordu. Etrafa bir sürü insan toplamış. Muhafızlar onları geri çekmeye çalışıyordu. Herkes aynı yere bakıp şaşırıyorlar ya da kıpırdayamıyorlardı. Annemi göremeyince yerimde kıpırdanmaya başladım. Kapıya doğru koşup odadan çıktım. Koridordan geçen hizmetçi ve muhafızlar vardı. Ellerinde mum ile bahçeye doğru ilerliyorlardı ve normalden daha fazla kişilerdi.
Yanlarından geçerken beni gören bir hizmetçi "Varisim?" dedi. Ağzı açık kalmış hizmetçinin elindeki mumu aldım. Hızla yanlarından süzülerek bahçeye ulaştım. Kalabalığın arasına girerek ortaya doğru ilerledim. Halk beni gördüklerinden geri çekilip yol açtılar. Yüzlerine bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ama hepsinin yüzünde aynı ifade vardı. Şaşkınlık.
Orta kısma verdiğim ilk annemi gördüm. Dizlerinin üzerine çökmüş hıçkırarak ağlıyordu. Annemin dizlerinin önünde bir beden vardı. Bir çift siyah botlar. Görüş alanıma o kişi girdi. Gördüğüm şeye inanamadım. Dona kaldım. Aklımdan sırasıyla binbir düşünce geçti. Kan... hançer... ceset.
Yoksa.
Hayır.
Hayır.
Hayır.
Hayır.
Düşündüğüm şey olamazdı, kimse bunu yapamazdı. Gözlerimden yanaklarıma damlalar süzüldü, yere ulaştı ve toprakla bütün oldu. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. İlk defa bu kadar güçsüz hissettim. Kimsem kalmamış gibi çünkü benim olan şimdi gitmişti.
Ve tanrı beni cezalandırdı. Gitmenin bedelini kalmakla cezalandırdı.
Akademide gördüğüm ceset şuan yerde yatan babamın bedeniydi. Göğsünde saplı duran hançerden anlamıştım.
O çan sesi yeniden duyuldu ama bu sefer içimde bir çığlığa dönüştü.
Bölüm etkileşimi
