4. bölüm / 6
Küllerin Doğuşu: Aves-13.Bölüm: Kabuk Bağlayan Çizikler
Bölümler 6Şu an: 3.Bölüm: Kabuk Bağlayan Çizikler
Olay günü
Balkonun kenarında duran çiçeğe parmak uçlarımla dokunduğumda yüzümde sıcak bir tebessüm oluşmuştu.
Çiçekleri sevdiğimi söyleyemezdim fakat anlamları hoşuma gidiyordu. Bana Eirian'ı hatırlatan bu çiçeğin anlamda görünüşü kadar güzeldi. Çiçek, bağlılık ya da uzun ömürlü dostluk anlamına geliyordu.
"Hoşuna gitti mi?" dediğinde arkamı dönüp ona bakmadım.
"Hmm pek sayılmaz."
"Annen seni çağrıyor, ikinci salonda olacağını söyledi."Oturduğum yerden kalkıp kapıya doğru ilerledim, Eirian'da beni takip etti.
Odadan çıkıp yanyana koridorda ilerlemeye başladık.Eirian benim yakın arkadaşlarımdan biriydi. Onunla bir davet akşamında tanışmıştım. Herkesin arasında gözüme çarpmıştı ve gidip onunla konuşmuştum. O gerçektende saf ruhu olan güzel insandı.
Sarı saçlar, bembeyaz ten ve açık mavi gözleriyle melekleri andırıyordu. Güzel ve dikkat çekici biriydi. Ancak kaderi ondan yana değildi. Annesi ve babasını kaybetmiş onların yokluğunda bir halasıyla kaldığını söylemişti. Evde sadece ikisi yaşıyor ve zor geçiniyorlardı. Bende ona yardım etmek isterken sarayda hizmetçi olarak bulmuştum. Çünkü acınası görünmek hoşuna gitmiyordu ve her türlü işte çalışabileceğini söylemişti.İlk olarak garip bulsada sonra iyi fikir olduğunu düşünmüş olacak ki kabul etmişti. Başka seçeneğide yoktu.
Anne ve babasının yokluğunda bir halasıyla kaldığını söylemişti. Evde sadece ikisi yaşıyor ve zor geçiniyorlardı. Bende ona yardım etmek isterken sarayda hizmetçi olarak bulmuştum. Çünkü acınası görünmek hoşuna gitmiyordu ve her türlü işte çalışabileceğini söylemişti.İlk olarak garip bulsada sonra iyi fikir olduğunu düşünmüş olacak ki kabul etmişti. Başka seçeneğide yoktu.
"Gergin görünmüyorsun." dediğinde ona döndüm.
"Neden gergin olacakmışım ki?" diye soru yönettim ona."Bilmem." dedi çekinerek. "Genelde yüzünden pek okunmuyor nasıl olduğun ancak hareketlerin belli ediyor."Dedikleri karşısında şaşırdım çünkü böyle demesini beklemiyordum.
Bazen ne yaptığımı bende bilmiyordum. Sadece o an ki duygu durumuma göre değişirdi işte fakat beni fark etmesine sevinmiştim.Belki haklı olabilirdi çünkü ben akademiye gitmiyordum. Annem bana evde eğitim veriyordu. Nedenini sorduğumda böylesi daha doğru diyip beni geçiştiriyordu. O eğitim verdiği sırada gergin olurdum çünkü annemin benim üzerimde vazgeçmediği işaretleri vardı. Her eğitim sonunda, ona göre başarısız olursam ellerime hançeriyle çizikler bırakırdı. Hatalarını gör, gör ki neden başarısız olduğunu hatırla. Hatalarında ders al derdi.
Elimde ki çizikleri gördüğümde başarısız olacağımı, asla bir varis olmayı hak etmediğimi düşünüyordum. Annemde çizikler görülmesin diye eldiven takıp çıkartmamam gerektiğini düşünmüş, tonlarca eldiven vermişti. Yaralıyor ardından yaranın üstünü bir kumaş parçasıyla kapatmaya çalışıyordu. Bu annemle benim aramızdaydı başka kimse bilmiyordu. Eirian haricinde. Eğitim sırasında destek olmak için kapının önünde elinde bez ile bekliyordu. Annemde bunu sorun etmiyordu neyse ki. Bu nedenle doğal olarak sırrımızı biliyordu.Garip şekilde bu sabah eğitim için gergin değildim. Başımın üstüne yerleşmiş sakin bulutlar vardı.
İkinci salona vardığımda kapıyı açıp içeri girdim. Eirian'da girip arkasından kapıyı kapatırken pencereden aşağı bakan anneme döndüm.
"Eldivenlerini çıkar. Kılıcı al. Seni uyarmama rağmen geç kalmaya devam ediyorsan senin için hiç iyi olmaz, Serein." bana dönüp keskin gözlerini üzerime dikti.Yutkunup eldivenlerimi çıkardım, Eirian'a uzatırken çıplak ellerime baktı. Avuçlarımda, elimin tersinde küçük ama bir sürü çizik vardı. Bazıları iyileşmeye başlamış, bazısıda kabuk bağlamıştı. Ellerime her baktıkça kendimi sadece kötü hissetmekle kalmıyor ağlayasım geliyordu. Duygusal düşünmeyi bırakıp kılıca uzandım.
Annemde elinde kılıçla üzerime gelirken kılıcı boynuma doğru savurdu, kılıçla karşılık verdim.
Yarım saat boyunca durmadan devam ettik. Annem hızını arttırarak üstüme geliyordu ama ben son anda geri çekilip karşılık veriyordum. Salonda yankılanan kılıcın metalik sesi kesinlikle huzursuzdu.
Sırtımdan ve alnımdan soğuk terler dökülürken nefes nefese kalmıştım. Ellerimi dizlerime bastırıp öne eğildim. Annem yavaşça gelip önümde durdu. Sol elimi dizlerimden çekerek elimi avucuna aldı. Kılıcıyla yeni bir çizgi bıraktığında kafamı kaldırıp ona baktım.
"Hala yavaşsın, aklını topla Serein. Varis olarak doğdun ama hiç bir şekilde ilerleme gösteremiyorsun. Böyle devam edersen daha kötüsü yapmak için bahanen olmayacak. Öğle yemeğinden sonra devam edeceğiz." deyip salonda çıktı.
Kendimi yere bıraktım. Bluzum terli sırtıma yapışmıştı ama umursamadım. Eirian yanıma gelip diz çöktü. Islak avuçlarımı silip sargı beziyle sarmaya başladı.
"Asla yeterli olamayacağım." diye mırıldanmaya başladım. "Onun için asla yeterli olamayacağım. Her seferinde daha iyisini bekleyecek benden. Karşılayamadığımda bana kızacak, bağıracak benden çıkaracak öfkesini. Daha kötü hissettirecek, durmayacak. Görmeyecek beni. Yeterli olamayacağım."Beni dinliyordu sadece çünkü elinden bu geliyordu.
Bana ne kadar şey anlatmaya çalışsada, iyi olduğumu söylesede yeterli olmayacaktı. Annemle sorunumu sadece o çözebilirdi ama çözebileceğini sanmıyordum.
"Kendine bu kadar yüklenme. İyi gidiyorsun." dedi ve bunun beni biraz daha iyi hissettirmesini diledim.
Akademide eğitim alsaydım böyle olmazdı. Onların beklentilerini karşılamak için kendimi bu kadar zorlamazdım. O zaman herşey daha farklı olurdu. Akademi şehrin bir köşesinde duruyordu ve savaşçılar zorunlu olarak oraya gitmek zorundalardı. Varisler içinde bu tercih ediliyordu fakat sadece Hannah ve Zen için geçerli olmuştu. Zyran neden gitmediğini bilmiyordum ama benim açıkça ortadaydı. Babam bu konuda anneme karşı çıkmamıştı. Ne kadar ısrar edersem edeyim geçersiz olmuştu.
"Orada olsaydım daha farklı olurdu." kafamı Eirian'a doğru çevirdim.
"Öyleyse neden şimdi gitmiyorsun?" diye sordu.
"Ne?"
"Neden oraya gitmiyorsun. Madem annen için yeterli bir varis olamayacaksan o zaman neden karşı çıkmıyorsun. Neden inadına oraya gitmiyorsun?" gerçekten merak ediyordu.
"Çünkü..." dedim ama hiç bir sebep bulamadım. Belki haklıydı. Belki kızacağından korkuyordum sadece.
"Annen için ne kadar çabalayacaksan o kadar yetersiz olacaksın. Bu nedenle kendine yıpratman doğru değil." tam bir bilge gibi konuşuyordu ama bunu bilmek için de bilge olmaya gerek yoktu.
"Cidden böyle mi düşünüyorsun?"
"Evet." derken kendinden emin gözüküyordu.O an ihtimalleri düşünmek için kendimi yormadım. Bir çırpıda ayağa fırladığımda Eirian irkilerek geriye sıçradı. Hızla ilerleyip kapının yanındaki koltuğa bıraktığım eldivenleri taktım. Kapıyı açıp çıkacakken durup ona döndüm.
"Teşekkür ederim." küçük bir tebessüm yollayarak salonda onu bırakıp odama ilerlemeye koyuldum.
Odama girip bluzumu çıkardım. Üstüme bluz ile pantolan giyip üstüme koyu mavi bir pelerin aldım. Saçlarımı sıkı sıkı toplayıp, pelerinin şapkasını saçlarımın üzerine örttüm. Siyah, deri bir kayışı belime bağlayıp masanın üstünde duran hançerimi kayışa yerleştirdim. Aynadan kendime bakıp kapıya yöneldim. Kafamı dışarıya uzattım ve o sırada kapının önünden geçen hizmetçinin kolundan yakaladım. Neye uğradın şaşıran hizmetçi gözlerini kocaman açmış bana bakarken onu korkutmamak için gülümsedim.
"Acaba annem nerede? biliyor musun?"Beni şöyle bir süzüp düşündü.
"Majesteleri sarayda dolaşıyor."Gözlerimi kapatıp dudağımı dişlerimin arasına sıkıştırdım. İşte bu iyi olmamıştı. Gözlerimi açıp hala kolunu tutmakta olduğum hizmetçinin kolu serbest bırakıp teşekkür ederek kapıyı kapattım.
Sarayın kapısından çıkamazdım annem beni görebilirdi. Düşün, düşün başka yollar da var.Odamda ki balkona doğru koştum. Demirliklerden tutunup aşağı baktım. Balkonun aşağısı bahçeyi gösteriyordu ve yüksekti.
Odam üçüncü kattaydı ve yerle mesafesi bayağı vardı. Balkona sırtımı dönüp odanın içinde uzun bir ip aramaya başladım. İpin odada ne işi vardı bilmiyorum fakat çekmecelerin birinde buldum. Uzun gözüküyordu fakat o kadar kalın değildi. Beni taşır mıydı? işte burası koca bir soru işaretiydi. Eğilerek ipi balkonun demirine bağlamaya başladım. Sıkı sıkı düğümler attım düşme tehlikesine karşı. Gerçi bahçe yeşil kısa çimlerle doluydu. Pek bir şey olacağını sanmıyordum. Aşağı bakıp üzerimdekileri kontrol ettim. Demirlerin üzerinden ayağımı geçirip diğer tarafa geçtim. İpi tutup aşağı baktım.Nefes al, ver. Al ver. Sakin ol birşey olmayacak.
Açıkçası annemden değil onun sözlerinden korkuyordum. Korkunun benden öne geçmesine izin vermeyecektim. Bu sefer değil.İpi olabildiğince sıkı kavrayıp kendimi aşağı bırakmamla çığlık atmam bir oldu. Henüz yere yaklaşmamıştım. Balkonun zemini kafamın hemen yanında duruyordu. Ancak o kadar sarkabilmiştim.
"Tanrım çok yüksek burası!"
Bahçenin kapısının önünde duran muhafızların çığlığımı duymamasını dilerken kendimi aşağı itmeye çalıştım. Eldivenlerim olduğu için ellerim acımıyordu fakat ipe bacaklarımı dolamıştım. Elimi ipin aşağısına götürerek inmeye başladım. Tüm ağırlığımı omuzlarım ve ellerimde taşıyordum.
"Neden bu kadar ağırımı?"
Zayıf gözüküyordum ama iş kendini ipten sarkmaya gelince ağırdım. Dişimle dilimi sıkarken ağzıma kanın metalik tadı geldi. Yüzümü buruşturup ipten sarkmaya devam ettim. Yerden biraz daha yüksekte duruyordum.
"Ne zaman bitecek bu?"
Sızlanmalarım arasında bir ses duydum. Yukarıdan yani odamdan geliyordu. Hayır, hayır, hayır. Panikleyip daha hızlı inmeye başladım. Beni görmemeleri lazımdı. Sağ elimle ipe tutunacakken havayı tuttuğumun farkında değildim. Beni taşıyamayan zavallı omuzlarım daha fazla dayanamadı ve çimlerin üzerine sırt üstü düştüm.
Sırtım yere çarpmanın şiddetiyle bütün vücuduma yayıldı. Kemiklerim sızlıyordu. Nefesim daralınca yüzümü ekşitmekten başka birşey yapamadım. Kulaklarımdaki uğultu yavaş yavaş azalırken sırtımdan belime doğru inen bir ağrı hissettim. Bağırmamak için dudaklarımı ısırdım. Yukarıdan sallanan ipe bakmaya çalıştım fakat gözlerime gelen güneş ışığı buna engel oldu. Elimi gözlerimin önüne siper edip yavaşça doğrulmaya çalıştım. Sırtım öyle şiddetli acıyordu ki geçmeyecek gibiydi. Yan tarafımdan gelen hışırtıları duyduğumda sırtımı tutup ayağa kalktım.
Tökezleye tökezleye bahçeyi saran taştan duvarlara ilerledim. Duvarın yanlarında bulunan küçük çukurlara ayağını sokup tırmanmaya başladım. Bir yandan arama bakıp gelen var mı diye kontrol ediyordum.
O gün duvardan atlayıp geçmiştim ama günün akşamında tüm duvarlar üzerime yıkıldı. Taşların arasında kaldım. Bir daha hiç çıkamadım.
Bölüm etkileşimi
