5. bölüm / 6
Küllerin Doğuşu: Aves-14.Bölüm: Kaçmak Bir Aldatmaca
Bölümler 6Şu an: 4.Bölüm: Kaçmak Bir Aldatmaca
Duvarın üzerinden atlayıp şapkamı düzeltmeye çalışırken yamuk yumuk koşmaya başladım. Arkamı dönüp uzakta kalan sarayın muhafızlarına baktım. Etrafa göz atıp ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. O an ki tepkilerine bakıp gülecektim ki sert bir göğüse çarpıp sırt üstü yere düştüm. Acıyan sırtımdan dolayı dudaklarım arasında inilti kaçtı. Yüzümü kapatan şapkayı kaldırınca önümde eğilmiş ne olduğunu çözmeye çalışan tanıdık kahverengi gözlere denk geldim.
"Ben özür dilerim sizi görmedim, iyi misiniz?" kafasını yüzümü görebilecek şekilde yatırıp bakmaya çalışıyordu. Ama buna izin veremezdim.
Gereksiz panik eşliğinde şapkayla iyice yüzümü kapatıp yan tarafıma yuvarlandım. Ellerimi zemine bastırıp ayağa fırladığım gibi koşmaya başladım. Arkamdan şaşkınlıkla baktığını biliyordum ama dönüp bakamadım. Sırtım az önce ki düşmenin etkisinde daha çok ağımaya başlamıştı. Ne güzel, ilk önce bahçeye düş şimdi de yakalanma diye kendini yerde yuvarla. Müthiş bir gün!
Aslında kaçtığımı söylesem Zyran, bunu yargılamaz gidip anneme söylemezdi. Ama ben bilmediğim bir nedenden dolayı görünmemeye çalışmıştım. İnsanların arasından bir hırsız misali geçerken, muhafızların beni bir anda yakalasalar ne yapacağımı düşünüyordum. Kurumuş dudaklarımın üstünü dilimi gezdirdim. Fena halde susamıştım.
Akademiyi gördüğümde adımlarımı hızlandırdım.
Arkamdan birisi omuzuma çarptı. Panik her yerime yayıldı. Önümden geçince kısa bir an kafasını bana çevirdi. Yüzünü pelerinin şapkasıyla kapatmıştı. Kafasını kaldırıp birşeyler mırıldandı. O an da gözlerini gördüm. Bir çift kırmızı gözler. Ne garip...
Olduğum yerde donup kaldım o ise önüne dönüp başka bir sokağa girdi. Daha önce gözleri kırmızı olan birini görmemiştim. Etkileyici ama bi o kadar da tehlikeli gözüküyordu. Akademinin önüne geldiğimde şapkamı indirdim. Beni görün muhafızlar kıpırdandılar.
"Girebilir miyim? Evet, annemin haberi var." malesef buraya gelmem için annemin izni olması gereken can sıkıcı durum vardı.
İlk de tereddüt etselerde kapıyı aralayıp girmeme izin verdiler. Gülümseyip içeri girdim. Hava henüz kararmamıştı, akademi'nin camlarından ışık giriyordu. İçeri girdiğinizgibi büyük bir kapı karşılıyordu sizi. Oraya hiç girmemiştim büyük ihtimalle başka yere açılıyordu. Giriş büyüktü yerde yuvarlak halde renkli camlar vardı. İki yandan sarmaşık gibi yukarı uzanan taş merdivenler bulunuyordu. Merdivenler sarayın ana katına uzanıyor yolcularına doğrudan akademini sade ama görkemli katını görmelerini sağlıyordu. Merdivenleri çıktığımda önümde uzun ve büyük bir koridor duruyordu. Salonun sonunda merdivenler vardı. Onlar yukarı katta öğrencilerin odalarına uzanıyordu ama ben oraya gitmeyecektim. Koridorda ilerleyip sağ tarafımda kalan kapılara baktım. Beyaz kapıyı gördüğümde kolunu indirip içeri girdim ve bağırış sesleri ile yüz yüze geldim.
Salonda yankılanan eğitmenlerin sesi tribün kadar geliyordu. Ardından kapıyı koltuklardan birine yerleştim. Salon uçtan uça uzun ve büyüktü. Hemen önümde - salonun sağında - tüm duvarı kaplayan dev pencereler bulunuyordu. Bazı savaşçı adayları kenarda ya da tribünden eğitmenlerin izliyorlardı. Onların arasında Hannah ve Mylo'yu bulmaya çalışıyordum. Az sonra salonun köşesinde yerde oturan Mylo'yu gördüm. Beyaz bluzu terden ıslaktı. Boynunda duran bez ile saçlarını kuruluyordu.
Gözleri sanki benim ona baktığımı hissetmiş gibi tribünle döndü. Çok geçmeden beni bulduğunda küçük çocuk gibi gülümseyerek elini salladı. Gülümseyip karşılık verdiğimde Hannah'ın yankılanan sesini duyduk. Önünde ki rakibi yere devirdiğinde eğitmeni ışıldayan gözlerle onu alkışladı, gurur duyuyordu öğrencisiyle. Hannah eğitmenine ters bakış atıp önünde hafif eğildi ve Zen'in yanına ilerlemeye koyuldu. Zen oturduğu yerden eğitmenini taklit ederek ellerini birbirine çarptığında, Hannah gözlerini devirerek yerdeki bezine uzandı.
Ne zaman başlamışlardı emin değilim ama hepsinin yüzünde yorgunluk akıyordu. Bir an önce odalarına çıkıp uzanmak için can atıyor olmalılardı.
Zen, benim burada olduğumu söylemiş olacak ki Hannah tribüne döndü. Beni kolayca bulması için elimi kaldırdım. O da gülümseyerek tribünlere yürümeye koyuldu.
Az sonra yanıma vardığında koltuğa yerleşti.
"Vay be! İyisin baya."
Güldü. "Sen neden buradasın?"
"Eğitimden kaçtım."
"Ne?" şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Çünkü o da biliyordu.
"Öyle işte ama çok kötü düştüm ipten. Sırtım hala ağrıyor." elimi sırtıma götürüp ovamaya başladım. "Birde Zyran'dan kaçmaya çalışmakta kolay değildi."
"Sen ciddi misin? bu başımızdan bir avcı gibi yaklaşan Zen'den başkası değildi. İkimizin önüne geçerek kalçasını öndeki koltuğun sırtına yasladı."Akademi de hırsız varmış da bizim haberimiz yokmuş."
"Zyran dan neden kaçtın ki? O annene söylemezdi." dedi Hannah.
Omuz silktim. "O an ki telaş işte."
"Peki o halde." Yaslandığı yerden doğruldu Zen ve, "Su almaya gidiyorum."dedi.
Kuru boğazım kendini hatırlattığında "Bana da getirebilir misin?"
Zen çıkmadan önce dönüp "Emredersiniz majesteleri. " Dedi.
Zen gittikten sonra Hannah la sohbet etmeye başladık. Genelde ben konuştum o dinledi. Her zaman böyleydi bu onu konuşmaya zorlamadığım için benim konuşmamdan memnundu. Ona baştan itibaren bir anda ortaya çıkan kaçış planımı anlattım. Bazen dinlediği göstermek için kafasını sallıyor, bazen benimle birlikte gülüyor ama gözleri benim üzerimden başka yere ayrılmıyordu. Ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum fakat konuştukça yutkunmakta zorlanıyordum. Dakikalar geçmişti ama Zen girdiğim kapıdan içeri henüz girmemişti.
"Ne oldu?" diye sordu Hannah.
"Zen hala gelmedi. Gitsem mi bakmaya" içime kurt düşmüştü.
"Gelir birazdan hem yoruldu ya yavaş geliyordur. Kaplumbağa değilse şuan merdivenlerden iniyordur muhtemelen." Hannah beni güldürmeye çalışsa da başarılı olmamıştı. Neden bilmiyorum ama bir anda rahatsız olmuştum. Duvarlar üstüme geliyordu sanki.
Omuzumda ki elin varlığını hissettiğimde ona baktım. "İyi misin?"
Bakışlarımda ki endişeyi görmüş olacak ki yüzü düştü. Daha yeni parıldayan bakışları şimdi endişeye yer bırakmıştı.
"Garip davranıyorsun. Gerçekten iyi misin? Bakıp gelmemi ister misin?" dedi nazikçe.
Dışardan nasıl gördüğümü bilmiyorum ama bir kaç gün önce toplantıda üstüme çöken kara bulutlar yavaşça yaklaşmaya başlamıştı. Normalde böyle davranmadığımı biliyordum. Durduk yere saçma endişelere kapılmazdım ama şimdi kontrolümü hissedemiyordum.
Kendi üstümde ki kontrolümü hissedemiyordum.
Ellerimin buz kestiğini hissettim. Eldivenlerin içinde ellerin nasıl buz keserdi ki? Benim ki kesiyordu. Hiç birşey bilmiyordum. Ama ben biliyorum kendimi kandırma. Yapma. Kes şunu. İçimde ki ses her nasılsa bana ait değildi.
Kapının açılma sesini duyduğumda, endişiyle ne yapacağını bilmeyen Hannah'a bakıp arkamı döndüm. Zen elinde matara ile bir bana bir arkamda ki Hannah'a baktı. Havada ki farklılığı o da hissetmiş olacak ki kaşlarını çattı. Ayağa fırlayıp elindeki perakende kapağını açarak kuru boğazımdan suyu içeri yolladım.
Hava alacağımı söyleyip salondan çıktım. Ardından kapıyı kapatıp bekledim.
"Onun nesi var?" diyen Zen'i duydum.
"Bilemiyorum bir anda garip davranmaya başladı. Senin için endişelendi. Yüzü sarardı sonra daldı bir yere sen gelince kendine geldi. "
Zen'den ses çıkmayınca "Yanına gitmeli miyim sence?" dedi Hannah. Kararsızdı.
"Biraz kendi halinde bırak onu. "
Derin nefes alıp sırtımı kapıdan ayırdım. Akademinin koridorunda yürümeye başladım. Ne oluyordu hiç bir fikrim yoktu. Belirsizlik tuzaktan başka birşey değildi ve ben tuzaklar nefret ederdim.
Kendine gel Seren. Sakin ol, hiç bişey olmadı. Daha yeni hiç bişey olmadı, sakin ol. Arkadaşlarımın gözünde böyle görülmek istemiyordum. Bu...çok garip bir durumdu...
Onlara asla yük olmak istemek gibi bir derdim de yokdu. Ama...
dın...dın...dın...dın...
Bir anda kulaklarımdan çınlayan sese anlam veremeyip kendi etrafımda döndüm.
Dın...dın...dın...dın...
İkinci bir kere ses geldiğinde kaşlarımı çattım. Neler oluyor?
Dın...dın...dın...dın...
Olduğum yerde afalladım. Düşmemek için elimle tutunacak birşeyler aradım ama şuan koridorun tam ortasında duruyordum. Kafamı kaldırıp tavana baktım. Yerden çok yüksekteydi ve dönüyordu. Usul usul yavaşça dönüyordu. Hızlanmaya başladı, sarhoş olmuş gibiydim. Dönen tavanın içine çekilmeye bekledim ama çok geçmeden iblis sesini duyurdu.
Dın...dın...dın...dın...
Şimdi anlamaya başlamıştım çan sesiydi bu. Kafamı iki yana salladım. Kendinde kal. Ses hangi taraftan geliyordu ve akademide çan sesi neyin nesiydi? Tekrar aynı ses geldiğinde bu sefer gözüme kestirmiştim. Sol tarafımda, güneşin gelmediği koridordan geliyordu. İçimde ki ses, gitmenin aptalca olduğunu söyleyip geri dönmemi emrediyordu. Göz kapaklarım yarıya kadar inmişti. Önümü tam olarak göremiyordum ve bu durum rahatsız bir hal almaya başlamıştı. Adımlarım benden habersiz sesin geldiği koridora doğru ilerlemeye başladı.
Durmak gereksiz geldi. Kaçmaksa bir aldatmaca. Neden beni kendine çeken ses duyuyordum bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da kaderimin benim sonuma götürmesiydi.
Bölüm etkileşimi
