Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Gittin

Çuvalın ağzı açıldığı an içeri gözü kör edecek bir ışık ve ağır bir hava yayıldı. Gözlerimi sıkıca kapatıp yüzümü buruşturdum. Kolumu çeken sert bir el beni çuvaldan söküp dışarı çıkardı. Doğrulurken kambur oturmaktan bükülmüş kemiklerim kırılırcasına kütledi. Ayaklarım ve kollarım bağlı olduğundan yere fırlatıldığımda yüzüstü düştüm. Ağzımdaki bez kumla dolarken ağzımı sıkıca kapamak zorunda kaldım.
“Hepsini götür.” Etrafımdaki boğuk ve kalın sesler kaderime işleyen kara veba gibi hissettiriyordu. Geri dönüşü olmayan yola düşmüş acize. Bedenim yerde titrerken hareket etmeye azıcık bile gücüm yoktu. İçim yanıyor, derim donuyordu.
Ellerimin bağlı olduğu ipin ucunu tutup vücudumu sürüklerken bıkkınlıkla nefes veren kişinin küfürleri kulağımda çınlıyordu. Gözlerimi açmaya cesaret ettiğimde gördüklerimle çığlık çığlığa ağlamak istiyordum. Kirli kahverengi giysilerle yağlı suratlı, sakalı göğsüne kadar yapışık uzayan adam benim gibi esir çocukları sürüklerken kendi aralarında insanlığın bile duymadığı kelimelerle mırıldanıp gidiyorlardı. Çocuğun biri ayağı takıldığında arkadan ayaklarına ittiriliyordu.
Çocuklar sessizce gözyaşlarına boğulmuş, yere bakıp sürüklenerek yürüyorlardı. Herkes kaderine boyun eğmişti artık. Uslu durursak daha az acı çeker, hatta belki ölüm riski azalırdı.
Kanım dondu, düşünme yetimi gözlerimi açtığım an kaybetmiştim bile. Korku, karnımdan göğsüme kadar kaplayan bir kara delik gibiydi.
Bir süre sonra ayaklarımızın altındaki toprak değişti; çamurun yerini kırık taşlar, özgürlüğün yerini ise pas kokusu aldı. Sürüklenerek sokulduğumuz yer bir ev değildi; duvarları ayakta kalmayı unutmuş, içi insan sesleriyle kirlenmiş bir harabeydi. Kollarımızı sıkıca saran ipleri çıkarmadan duvarlara çivilenmiş zincirlere bağlanır halde bulduk kendimizi. Kapıların yüzümüze çarpmasıyla artık geri dönüş kelimesi anlamını yitirdi.
Akşamüstü önümüze konulan tabaklardaki sıvıya baktım, ağzımdaki bez parçasını çıkararak tabağı güçsüzce kaldırıp içtim. Şu an kaçmak için çabalamam gerekirdi ancak bedenim birkaç adımda bana ihanet edebilecek kadar bitkindi. Yemekten sonrası ağzımızı kimse tekrar kapatmaya kalkışmadı, onlar da halimizden anlamıştı.
Geldiğim andan beri içimde yanan alevler tüm bedenimi titretiyordu. Üşüyordum ama yanıyordum. Kollarımı etrafımda sıkıca dolayarak başımı yana çevirdim. Pencere orada dursun küçük delik bile yoktu. Hıçkırık ve inlemelerle dolu kara duvarlar. Ruhu emen soğuk zemin, umutsuzluğun acılı yaşları. Gitmek istemiştin, İl.
“Buradalar efendim.” Odanın dışından gelen adım sesleriyle gözlerimi aralamaya çalıştım ama olmadı. Kapının açılmasıyla ağır hava tüm bedenime çarptı. Kapalı gözlerimi açmayıp sesleri dinledim. Yanımdaki çocuklar nefeslerini tutmuş gibi inlemeleri durdu. Adım sesleri ortamın ağırlığını daha da eziyordu. Bir adım, bir adım daha. Derken korkuyla yalvaran çocuk fısıltısı geldi kulağıma. Merakla gör kapaklarımı araladım. Uzun boylu, kaplan kürkü giyen iri bir adam çocuğun boğazından tutup yüzünü inceliyordu.
“Çok pis” dedi ve çocuğu et parçası gibi yere attı. Gözlerini etrafta gezdirirken suratı buruşmuştu. Beklemediğim anda birkaç adımla önümde bitti. Ben daha yayılmadan o çenemi sertçe kavrayıp yüzüne yaklaştırdı.
“Konuşuyor mu” dedi arkasında duran kişiye.
“Konuşur zamanla, efendim” dedi fare suratlı, dar omuzlu adam.
“Gerek yok.” Çenemi bıraktıktan sonra arkasına dönüp parmağını şıklattı. Gümüş zırh giyen bir kişi yanıma gelip kolumu zincirden kurtardı. İki elime yeni bir ip bağladıktan sonra beni kürklü adamın arkasından sürükledi. Ayaklarımı zemine gücüm olduğu kadar bastım. Gitmek istemiyordum. Belki buradan kaçma ihtimalim vardı, ama onlarla gidersem ne olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Zırhlı adam tel eliyle ipin ucunu çektiğinde yere dizimin üstüne düştüm.
Hiçbir şey demeden tekrar ipi çekip yürümeye başladı. İlerlemek zorunda kaldım. Eğer bana zarar vermek isteseydi şimdi yapardı. Belki yapacaktı. Kürklü adam ağzı bağlı küçük çuvalı fare adama attı. Çuval şıngırdayarak fare adamın eline düştüğünde adam sırıttı. Zırhlı adam beni sürüklerken fare adamla göz göze geldik. Bana bakıp göz kırptı. Daha geldiğim ilk günden onu memnun etmemden mutlu olmuştu.
Kalın duvarlarla çevrili, ruhsuzluğun merkezi gibi duran kale bizi karşılamıştı. Algılarımın izin verdiği kadar bakındım etrafa. Taş duvarlar çığlıkları örten bir perde gibi, labirentten bir farkı olmayacak şekilde karışıktı. Dev ahşap kapının ardında mırıltılar kapı açılınca kesildi. Zırhlı adam yüksek sesle birini yanına çağırdı. Başım öne eğikti ve kendimde değildim, kulağıma her ses buğulu bir şekilde geliyordu. İpler çözülüp birinin beni tutmasıyla her şeyi bıraktım. Gücüm kalmamıştı artık. Karanlığa kendimi teslim ettim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

75okunma 6beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…