4. bölüm / 7
Küller ve TaçlarBölüm 3 — Küllerden Önce
Bölümler 7Şu an: Bölüm 3 — Küllerden Önce
- 1 Giriş2.408 kelime
- 2 Bölüm 1 Kader Gecesi2.574 kelime
- 3 Bölüm 2 Büyük Temizlik1.602 kelime
- 4 Bölüm 3 — Küllerden Önce2.090 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Bölüm 4— Savaşın Gölgesinde1.089 kelime
- 6 BÖLÜM 5 : İKİ KRALLIĞIN BAĞI1.095 kelime
- 7 BÖLÜM 6 : GÜVENİN İLK ADIMLARI1.055 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kraliçe Soléné
Bazı insanların hikâyeleri, yaptıklarıyla başlamaz.
Onları o insan yapan şeylerle başlar.
Ben Caedren'i yıllar sonra tanıdım.
Solarya'nın tahtına oturmuş, kardeşinin kanını ellerinde taşıyan bir kral olarak.
Ama onun hikâyesinin başladığı geceyi ben görmedim.
Çünkü o gece henüz doğmamıştım.
Aradan kırk altı yıl geçti.
Ve ben, onun hikâyesinin en başına döndüğümde bir canavar görmedim
Sadece annesini doğumda kaybeden küçük bir çocuk gördüm.
Sevilmek isteyen bir çocuk.
Babası tarafından görülmek isteyen bir çocuk.
Ve zamanla içine karanlık doldurulan bir çocuk.
sonradan yasadıkları sebebiyle tiranlaşan birini gördüm.
Belki de bazı insanlar karanlık doğmaz.
Karanlığı onlara başkaları öğretir.
46 yıl önce
Solarya ile Asterya arasındaki savaş, artık iki krallığın sınırlarını aşmıştı.
Yıllardır süren çatışmaların temelinde Körfez Gemilerinin Yağmalanması vardı. Ticaret gemileri yağmalanmış, deniz yolları kapanmış, iki krallığın limanlarında karşılıklı saldırılar başlamıştı.
Solarya'nın Kralı Aldric ile Asterya'nın Kralı Varkhan, artık birbirlerine yalnızca rakip krallar olarak değil, yıllardır süren bir savaşın başındaki iki düşman olarak bakıyordu.
Savaş meydanlarında binlerce asker ölüyor, köyler yakılıyor, ticaret yolları kapanıyordu.
Ama Solarya'nın başkenti Elyzara'da savaşın ortasında başka bir hayat devam ediyordu.
Kraliçe Rowena doğum yapmak üzereydi.
Ve günlerdir sarayın hekimleri onun başından ayrılmıyordu.
---
Rowena, Elyzara Sarayı'nın yüksek kulelerinden birindeki odasında yatıyordu.
Bir eli karnının üzerindeydi.
Diğer eli ise yatağın kenarını tutuyordu.
Bir sancı daha geldiğinde yüzünü buruşturdu.
Yanındaki hekim hemen ayağa kalktı.
"Majesteleri?"
Rowena gözlerini kapattı.
"Henüz değil."
Hekim endişeyle birbirine baktı.
"Doğum için daha birkaç gün olduğunu düşünüyorduk."
Rowena nefesini yavaşça verdi.
"Bebeğim beklemek istemiyor."
Yorgun bir gülümseme belirdi yüzünde.
Sonra pencereden dışarı baktı.
Uzaklarda savaşın olduğu toprakların üzerinde koyu bulutlar vardı.
Aldric oradaydı.
Kocası.
Kralı.
Ve doğacak çocuğunun babası.
Rowena elini karnına bastırdı.
"Keşke burada olsaydın."
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
"Onu birlikte karşılasaydık."
Bir sancı daha geldi.
Bu kez daha şiddetliydi.
Rowena yatağa tutundu.
"Hekimi çağırın."
---
Saatler sonra sarayın koridorlarında telaş başladı.
Kapıların önünde muhafızlar bekliyor, hizmetkârlar sessizce gidip geliyordu.
Sonra...
Bir bebek ağlaması duyuldu.
İnce ama güçlü bir ses.
Hekim bebeği kucağına aldı.
"Bir erkek çocuk."
Fakat odadaki sevinç uzun sürmedi.
Çünkü Rowena gözlerini bir daha açmadı.
Kraliçe doğum sırasında hayatını kaybetmişti.
Dünyaya gelen çocuk ise daha ilk nefesinde annesini kaybetmişti.
---
Aldric oğlunun doğduğu haberini savaş meydanında aldı.
Yanındaki asker haber verdiğinde kral uzun süre hiçbir şey söylemedi.
"Majesteleri..."
Aldric başını kaldırdı.
"Çocuğum?"
"Bir erkek çocuk, majesteleri."
Aldric'in gözleri doldu.
"Rowena?"
Asker başını eğdi.
Aldric cevabı anlamıştı.
Bir süre atının üzerinde hareketsiz kaldı.
Sonra başını gökyüzüne kaldırdı.
"Rowena..."
Sesi kırıldı.
Savaşın ortasında, etrafındaki askerleri ve düşmanı unutmuştu.
O gün Aldric hem bir oğul kazanmış hem de karısını kaybetmişti.
Çocuğun adı verildi:
Caedren.
Kralın ilk oğlu.
Solarya'nın erkek varisi.
Fakat Caedren'in doğumunda fark edilen başka bir şey daha vardı.
Sağ ayağında doğuştan gelen bir sorun bulunuyordu.
Büyüdüğünde yürürken hafifçe aksayacaktı.
Hekimler bunun onun hayatını engellemeyeceğini söylediler.
Ama hiç kimse bunun küçük bir çocuğun zihninde nasıl bir iz bırakacağını bilmiyordu.
---
Aylar sonra savaş sona erdi.
Aldric Elyzara'ya döndüğünde onu karşılayan şey zafer değildi.
Yıkımdı.
Savaş, Solarya'nın hazinesini tüketmişti.
Askerlerin büyük bölümü yaralıydı.
Ticaret yolları zarar görmüştü.
Ve lordluklar arasındaki güç dengesi değişmeye başlamıştı.
Aldric krallığını yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken yanında duran bir adam vardı.
Lorien Lordu Vaelor.
Vaelor savaş boyunca Aldric'e yardım etmişti.
Asker göndermişti.
Erzak sağlamıştı.
Krala sadakatini göstermişti.
Aldric onun desteğine minnettardı.
Fakat kralın bilmediği bir şey vardı.
Vaelor, savaş sırasında yalnızca Aldric'in düşmanlarıyla savaşmamıştı.
Krallığın içindeki karmaşadan da faydalanmıştı.
Bazı soyluları birbirine düşürmüş, Lorien'in gücünü artırmıştı.
Ve şimdi önünde daha büyük bir hedef vardı.
Taht.
Fakat Vaelor'un kendisi kral olmayacaktı.
Onun yerine kızı olacaktı.
Vera.
---
Vera, kısa süre sonra Elyzara Sarayı'nda daha fazla görünmeye başladı.
Aldric onunla vakit geçiriyordu.
Sonunda evlendiler.
Vera, Solarya'nın ikinci kraliçesi oldu.
Ama saraya geldiği anda karşısında bir çocuk vardı.
Caedren.
Kralın ilk oğlu.
Veliaht.
Vera ona baktığında hiçbir zaman annelik hissi duymadı.
Caedren de bunu fark edecek kadar zekiydi.
Vaelor ise kızının zihnine aynı düşünceyi tekrar tekrar yerleştiriyordu.
"Tahta bizim kanımızdan biri çıkmalı."
Vera her seferinde susuyordu.
Çünkü Caedren erkekti.
Kanunlar onun tarafındaydı.
Ama bekleyebilirlerdi.
---
Bir yıl sonra sarayda yeni bir bebek dünyaya geldi.
Vera'nın kızı.
Amara.
Vera bebeğini kucağına aldığında yüzünde gerçek bir mutluluk vardı.
Ama Vaelor'un sözleri yine aklına geldi.
Tahta bizim kanımızdan biri çıkmalı.
Amara kızdı.
Caedren ise erkekti.
Bu nedenle Amara'nın doğumu taht sırasını değiştirmedi.
Vera bunu kabullenmek zorunda kaldı.
Fakat bir yıl sonra her şey yeniden değişti.
Vera bir erkek çocuk dünyaya getirdi.
Alistair.
Artık Vera'nın istediği erkek çocuk vardı.
Ama Caedren hâlâ ilk sıradaydı.
Alistair ikinci sıradaydı.
Vera'nın yüzündeki gülümsemenin altında başka bir düşünce büyümeye başladı.
Caedren ortadan kalkarsa...
---
Caedren beş yaşındayken sarayda bir gece her şey değişti.
Koridorlardan bağırışlar yükseldi.
Muhafızlar kılıçlarını çekerek koşuyordu.
Bir saldırı olmuştu.
Hedef Caedren'di.
Küçük çocuk saldırıdan son anda kurtuldu.
Saldırının arkasında kimin olduğunu kimse öğrenemedi.
En azından resmî olarak.
Vera ve Vaelor ise başarısız olduklarını biliyordu.
Bu kez daha dikkatli davranmaları gerekiyordu.
Kısa süre sonra Aldric'in karşısına çıktılar.
"Veliahtın güvenliği tehlikede," dediler.
"Caedren sarayda kaldığı sürece yeni bir saldırı olabilir."
Aldric uzun süre düşündü.
Sonunda kabul etti.
Caedren, güvenliği için Morgrath Kalesi'ne gönderilecekti.
Caedren bunun bir ceza olduğunu düşünmedi.
Babası ona bunun geçici olduğunu söylemişti.
"Yakında döneceksin."
Caedren babasına baktı.
"Gerçekten mi?"
Aldric başını salladı.
"Gerçekten."
Ama Caedren'in bilmediği şey şuydu:
Morgrath'a gidişi bir güvenlik önlemi değil...
ailesinden uzaklaştırılmasının başlangıcıydı.
---
Yıllar geçti.
Caedren büyüdü.
Morgrath'ın taş duvarları arasında.
Tek başına.
Sessizce.
Babası zaman zaman onu ziyaret ediyordu.
Ama her ziyaretin ardından Aldric tekrar saraya dönüyordu.
Bir gün Caedren, sarayın bahçesinde babasını gördü.
Alistair koşarak ona sarılmıştı.
"Babacım!"
Aldric gülüyordu.
Amara da yanlarındaydı.
Caedren uzaktan onları izledi.
Bir süre sonra yanlarına gitti.
Aldric ona döndü.
"Caedren."
Caedren başını eğdi.
"Kralım."
Aldric'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Caedren, bana öyle deme."
Caedren cevap vermedi.
Alistair babasının elini tutuyordu.
"Babacım, bugün benimle kılıç çalışacak mısın?"
Caedren o an gözlerini yere indirdi.
Bir süre sonra arkasını dönüp yürüdü.
O gece Morgrath'ın soğuk odasında tek başına otururken aklında yalnızca bir soru vardı.
Neden onlar "babacım" diyebiliyordu da o diyemiyordu?
---
Caedren'in sağ ayağı hâlâ aksıyordu.
Ama bundan utanmak yerine daha çok çalışıyordu.
Kılıç kullanmayı öğrenmek istiyordu.
Düşüyordu.
Kalkıyordu.
Tekrar düşüyordu.
Ve tekrar kalkıyordu.
Bir gün Alistair onun karşısına çıktı.
Elinde tahta bir kılıç vardı.
"Ben de seninle çalışacağım."
Caedren kaşını kaldırdı.
"Sen mi?"
Alistair gülümsedi.
"Bir gün seni yeneceğim."
Caedren ilk kez gerçekten güldü.
"Önce beni yakalaman gerekir."
İki kardeş saatlerce talim yaptı.
Günün sonunda yorgunluktan yere oturdular.
Alistair Caedren'e baktı.
"Bir gün kral olduğunda..."
Caedren ona döndü.
"Ne?"
"Ben yanında olacağım."
Caedren'in yüzündeki gülümseme büyüdü.
"Sen benim kardeşimsin."
Alistair elini uzattı.
"Her zaman."
Caedren onun elini tuttu.
O gün Caedren'in içinde hâlâ karanlık yoktu.
Sadece yalnız bir çocuk vardı.
---
On iki yaşına geldiğinde Caedren'in hayatına Nyxor girdi.
Morgrath'ın kullanılmayan bölümlerinden birinde karşılaştılar.
Caedren karanlık koridorda yürürken bir adamın önünde durduğunu gördü.
Adamın yüzü gölgelerin arasındaydı.
"Sen kimsin?"
Adam başını kaldırdı.
"Adım Nyxor."
"Burada ne yapıyorsun?"
Nyxor ona baktı.
"Senin gibi birini bekliyordum."
Caedren kaşlarını çattı.
"Benim gibi?"
Nyxor'un bakışları Caedren'in aksayan ayağına indi.
Sonra tekrar gözlerine baktı.
"Yalnız."
Caedren sustu.
Nyxor'un dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Burada seni kimse anlamıyor."
Caedren sertçe cevap verdi.
"Babam beni anlıyor."
Nyxor başını eğdi.
"Öyle olduğuna inanıyorsan..."
Sonra arkasını dönüp yürüdü.
Caedren onun gidişini izledi.
İlk kez biri onun yalnızlığını fark etmişti.
---
Sonraki günlerde Nyxor ile tekrar karşılaşmaya başladı.
Nyxor ona büyüden söz ediyordu.
Karanlık büyülerden.
Gücün sınırlarından.
Ama en çok ailesinden bahsediyordu.
"Neden sen Morgrath'tasın?"
Caedren cevap vermiyordu.
"Alistair neden sarayda?"
Sessizlik.
"Amara neden babanla birlikte?"
Caedren kaşlarını çattı.
"Onlar benim kardeşlerim."
Nyxor başını salladı.
"Ben kardeşin olmadıklarını söylemedim."
Bir süre sustu.
"Yalnızca senin yerinde olsam bunu sorgulardım."
Caedren ilk kez onun sözlerini düşünmeye başladı.
---
Alistair ise onu bırakmadı.
Morgrath'a geldi.
Yanında tahta bir kılıç getirdi.
"Bugün seni yeneceğim."
Caedren gülümsedi.
"Geçen sefer de öyle demiştin."
Talim başladığında ikisi de birbirine saldırdı.
Caedren'in aksayan ayağına rağmen hareketleri hızlıydı.
Alistair güldü.
"Sen gerçekten çok inatçısın."
"Sen de çok konuşuyorsun."
İki kardeş güldü.
Bir süre sonra Caedren'in gözleri Alistair'in eline takıldı.
Kılıcı tutuşunda küçük bir hata vardı.
"Dur."
Alistair şaşırdı.
"Ne?"
"Elini yanlış tutuyorsun."
Caedren onun elini düzeltti.
Alistair gülümsedi.
"İyi ki varsın."
Caedren bir an sustu.
"Sen de."
---
Fakat yıllar geçtikçe Nyxor'un sözleri Caedren'in zihninde daha fazla yer etmeye başladı.
Bir gün kılıç talimi sırasında korkunç bir kaza yaşandı.
Alistair'in kılıcı savruldu.
Caedren'in sağ eline çarptı.
Caedren acıyla yere düştü.
Kan elinden aşağı süzülüyordu.
Alistair'in yüzü bembeyaz oldu.
"Caedren!"
Caedren dişlerini sıktı.
"İyiyim."
"Elin!"
"Bir kazaydı."
Ama yara ağırdı.
Caedren uzun süre kılıç kullanamayacaktı.
Onun için bundan daha kötü bir şey düşünülemezdi.
Çünkü ayağındaki aksaklık zaten insanların gözünde onu farklı kılıyordu.
Şimdi bir de sağ eli...
Nyxor bunu duyduğunda yalnızca sessizce baktı.
"Demek oldu."
Caedren ona döndü.
"Ne oldu?"
"Kardeşin seni yaraladı."
Caedren öfkeyle ayağa kalktı.
"Bu kazaydı."
Nyxor sakinliğini bozmadı.
"Öyle olduğuna inanmak istiyorsun."
"Çünkü öyle."
Nyxor ona yaklaştı.
"Kazalar bazen en kolay saklanan suikastlardır."
Caedren başını iki yana salladı.
"Alistair bunu yapmaz."
Nyxor cevap vermedi.
Sadece tek bir cümle söyledi:
"Şimdilik."
---
Caedren'in içinde ilk kez bir şüphe doğdu.
Küçüktü.
Ama oradaydı.
Ve Nyxor o küçük şüpheyi beslemeye devam etti.
---
Yıllar sonra Caedren saraya gizlice geldi.
Babası Aldric ile Alistair'in konuşmasını duydu.
Kapının dışında durdu.
Aldric'in sesi geldi.
"Bir gün bu krallığı sana emanet etmek zorunda kalabilirim."
Caedren'in nefesi kesildi.
Devamını dinlemedi.
Sessizce oradan uzaklaştı.
Aklında tek bir düşünce vardı.
Babam beni tahtından indirecek.
O gece Nyxor'a her şeyi anlattı.
Nyxor şaşırmış gibi yaptı.
"Sonunda gerçek yüzlerini gördün."
Caedren başını kaldırdı.
"Ya yanılıyorsam?"
Nyxor'un cevabı gecikmedi.
"İnsanlar gerçeği gördüklerinde genellikle ilk olarak ona inanmak istemezler."
Caedren sustu.
---
Fakat Alistair onun değiştiğini fark etmişti.
Bir gün karşısına çıktı.
"Bana neden böyle bakıyorsun?"
Caedren cevap vermedi.
"Caedren."
"Ne?"
"Ben sana ne yaptım?"
Caedren'in gözleri doldu.
"Hiçbir şey."
"Öyleyse neden benden uzaklaşıyorsun?"
Caedren başını çevirdi.
Alistair onun yanına geldi.
"Ben senin kardeşinim."
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Caedren ona sarıldı.
Alistair de onu tuttu.
"Ne olursa olsun," dedi Alistair.
"Seni bırakmayacağım."
Caedren gözlerini kapattı.
O an Nyxor'un bütün sözlerini unutmak istedi.
Çünkü Alistair hâlâ onun kardeşiydi.
Hâlâ sevdiği tek kişiydi.
---
Ama Vera'nın sözleri başka bir yara açtı.
Bir gün Caedren onunla karşılaştığında Vera'nın bakışları soğuktu.
"Sen bu saraya hiçbir zaman ait olmadın."
Caedren olduğu yerde kaldı.
Vera arkasını dönüp gitti.
Caedren'in yüzündeki ifade değişmişti.
Çünkü bazı sözler insanın içine bir kez girdiğinde...
oradan kolay kolay çıkmıyordu.
---
Caedren on beş yaşına geldiğinde sarayda bazı soylular Alistair'in etrafında toplanmaya başladı.
Caedren bunu öğrendi.
İlk kez kardeşine karşı kıskançlık hissetti.
Ama hemen kendine kızdı.
"Hayır."
Alistair'in yüzü gözlerinin önüne geldi.
"Benim kardeşim."
Fakat Nyxor başka bir şey söylüyordu.
"Kardeşin, tahtındaki en büyük engelin."
---
Yıllar geçti.
Caedren on yedi yaşına geldi.
Nyxor artık ona yalnızca sözlerle değil, büyülerle de dokunuyordu.
Kara büyü öğrenmeye başladı.
Başlangıçta bunun yalnızca güç olduğunu düşünüyordu.
Kendisini savunmak için kullanabileceği bir güç.
Fakat her büyüyle birlikte içindeki karanlık biraz daha büyüyordu.
Yine de Alistair onun için hâlâ farklıydı.
Bir gün Alistair ona baktı.
"Ne olursa olsun seni bırakmayacağım."
Caedren'in dudakları titredi.
Bir an için eski Caedren geri dönmüş gibiydi.
Ama Nyxor'un sesi zihninde yankılandı.
"Seni en çok sevdiğin kişi bile terk edecek."
---
Caedren yirmi yaşına geldiğinde artık eskisi gibi değildi.
Alistair on sekiz yaşındaydı.
İki kardeşin arasındaki bağ hâlâ vardı.
Ama artık ince bir ipliğe dönüşmüştü.
Bir gün Alistair onun karşısına geçti.
"Bana güvenmiyorsun."
Caedren sustu.
"Ben sana hiç ihanet etmedim."
Caedren gözlerini yere indirdi.
Biliyordu.
Alistair ona hiç ihanet etmemişti.
Ama yıllardır zihnine ekilen şüpheler artık kök salmıştı.
Caedren cevap vermedi.
Alistair son kez ona baktı.
"Ben senin kardeşinim."
Sonra uzaklaştı.
Caedren arkasından baktı.
İçinde bir ses onu durdurmak istiyordu.
Ama başka bir ses daha güçlüydü.
---
O gece Nyxor Caedren'in karşısına çıktı.
Elinde karanlık bir büyü vardı.
"Artık hazırsın."
Caedren büyüye baktı.
"Ne yapmam gerekiyor?"
"Hiçbir şey."
Nyxor büyüyü ona uzattı.
"Yalnızca kullan."
Caedren tereddüt etti.
Sonra elini kaldırdı.
Karanlık güç odanın içinde yayıldı.
Bir insan yere düştü.
Caedren donup kaldı.
Nefesi hızlandı.
Ellerine baktı.
"Ben..."
Sesi titredi.
"Ben ne yaptım?"
Nyxor arkasında duruyordu.
"Artık korkmana gerek yok."
Caedren yavaşça ona döndü.
Yüzünde korku vardı.
Ama korkunun altında başka bir şey daha vardı.
Öfke.
Yıllarca içinde biriktirdiği öfke.
Babası.
Vera.
Saray.
Taht.
Yalnızlık.
Ve Alistair'e karşı bile büyümeye başlayan şüphe...
Hepsi birbirine karışmıştı.
Caedren karanlık koridorda tek başına kaldı.
Bir zamanlar babasının sevgisini isteyen küçük çocuk artık çok uzaktaydı.
Ama tamamen kaybolmamıştı.
Çünkü hâlâ içinde bir yerde Alistair'in sesi vardı.
"Ne olursa olsun seni bırakmayacağım."
Caedren gözlerini kapattı.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra gözlerini açtı.
Ve fısıldadı:
"Belki de korkması gereken kişi..."
Bir an durdu.
"...ben değilim."
Nyxor'un yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Karanlık koridor yeniden sessizliğe gömüldü.
Ve Caedren henüz bilmiyordu.
Yıllar sonra o sessizlik...
Solarya'nın üzerine çökecek bir savaşın başlangıcı olacaktı.
Bölüm etkileşimi
