7. bölüm / 8
Küller ve KalplerTEK ODA
Bölümler 8Şu an: TEK ODA
Sahra hastanesinden çıkışları aceleye gelmişti. Saldırıdan sonra bölge güvenli sayılmıyordu ve yaralı personelin daha korunaklı bir noktaya alınması emri verilmişti. Askeri lojman, kampın arka tarafında, betonarme bir yapıydı. Dışarıdan bakıldığında sıradan, içerideyse geçici bir sükûnet barındırıyordu.
Gece serindi. Projektör ışıkları avluyu bıçak gibi kesiyor, gölgeleri duvarlara çarpıyordu. Alper yürürken göğsündeki sızıyı bastırmaya çalışıyor, belli etmemeye özen gösteriyordu. Elena yanındaydı. Omuzları gergin, çenesi kilitliydi. Az önce yaşananlar hâlâ gözlerinde duruyordu.
Lojmanın girişinde görevli er onları karşıladı. Elindeki deftere baktı, isimleri kontrol etti. Sonra duraksadı.
“Komutanım,” dedi temkinli bir sesle, “şu an boş olan… tek oda var.”
Elena’nın başı anında kalktı. “Nasıl yani?” dedi. “Tek oda mı?”
Alper görevliye döndü. Sesi sakindi ama sertti. “Sorun değil.”
Elena ona baktı. “Sorun var,” dedi. “Bu uygun değil.”
Görevli er ne yapacağını bilemedi. İki tarafa da bakıyordu. Alper bir adım öne çıktı. “Odayı aç,” dedi net bir şekilde.
Elena itiraz etmek için ağzını açtı.
“Dur,” dedi Alper sertçe, ona bakmadan. Bu tek kelime, tartışmayı anında kesti.
Elena dondu kaldı. Gözleri öfkeyle parladı. Sonra bir anda Makedonca patladı:
“Što e ova, cirkus li e?”
(Bu ne, sirk mi burası?)
Ardından nefes bile almadan devam etti:
“Prokleta vojska i nivnite glupi naredbi!”
(Lanet ordu ve onun aptal emirleri!)
Alper derin bir iç çekti. Başını hafifçe geriye yasladı. Sabır dilediğini belli eden bir nefesti bu. “Elena,” dedi sakin bir tonla, “şu an güvenli bir yer bulmamız gerekiyor. Tartışma zamanı değil.”
Görevli er anahtarı uzattı. Alper aldı. Kapıyı açtı.
Oda… küçüktü.
Tek bir yatak vardı. Metal çerçeveli, askeri tip. Yanında küçük bir komodin, karşı duvarda dar bir pencere. Floresan ışık beyaz ve acımasızdı. Odanın içi soğuk ve boştu.
Elena kapının eşiğinde durdu. İçeri girmedi. “Bu imkânsız,” dedi. “Ben—”
“Başka oda yok,” dedi Alper. “İstersen ben koridorda yatarım.”
Elena ona sertçe baktı. “Sen yaralısın.”
“Biliyorum.”
“Bildiğini sanıyorsun.”
Alper içeri girdi, anahtarı masaya bıraktı. Sonra Elena’ya döndü. Bakışları sakindi ama kararlıydı. “Bu geceyi atlatmamız gerekiyor,” dedi. “Hepsi bu.”
Elena dişlerini sıktı. Birkaç saniye boyunca sadece baktı. Sonra içeri girdi. Kapıyı sertçe kapattı.
“Ti si nevreden,” dedi kısık ama öfkeli bir sesle.
(Sen akıl sağlığını yitirmişsin.)
Alper yatağın kenarına oturdu. Göğsündeki sızı kendini hatırlattı. Bir an gözlerini kapattı. Sabır diledi. Gerçekten diledi.
“Elena,” dedi yavaşça, “bunun benim tercihim olduğunu mu sanıyorsun?”
“Evet,” diye cevap verdi hemen. “Her şey senin tercihin. Ayağa kalkman, silah alman, beni önüne siper etmen—”
“Ben seni korudum.”
“Ben bunu istemedim!” diye çıkıştı Elena.
“Ben de istemedim,” dedi Alper. “Ama oldu.”
Oda bir anda sessizleşti. Elena pencereye yürüdü. Dışarı baktı. Projektör ışıkları, nöbet tutan askerler… savaşın bitmediğini hatırlatan her şey oradaydı.
“Elena,” dedi Alper arkasından, “istersen yatağı sen al. Ben sandalyede dururum.”
Elena döndü. Sertçe baktı. “Kahramanlık oynama,” dedi. “Bundan nefret ediyorum.”
Alper hafifçe gülümsedi. “Ben de.”
Elena yine Makedonca mırıldandı, bu kez daha yorgun bir tonla:
“Tvrdoglavec…”
(İnatçı.)
Alper başını salladı. “Bunu öğrendim.”
Elena sonunda yatağın kenarına oturdu. Omuzları düştü. Öfke hâlâ vardı ama altına yorgunluk çökmüştü. Alper onu izledi. Bir şey söylemedi. Bazen susmak, en doğru emirdi.
“Bu gece,” dedi Elena sonunda, “kimse konuşmasın.”
Alper başını salladı. “Tamam.”
Işık kapandı. Oda yarı karanlığa gömüldü. Aynı odadaydılar. Tek yatak. İki farklı dünya.
Alper derin bir nefes aldı. Sabır diledi. Bir kez daha.
Bölüm etkileşimi
