5. bölüm / 8
Küller ve KalplerAKŞAM VAKTİ
Bölümler 8Şu an: AKŞAM VAKTİ
Akşam, sahra hastanesine ağır bir yorgunlukla geldi. Gün boyu çadırın içinden girip çıkan askerlerin ayak sesleri azalmış, yerini jeneratörün tekdüze uğultusu almıştı. Işıklar kısıktı. Gölgelere karışan sedyeler, yarım bırakılmış konuşmalar gibi duruyordu.
Alper hâlâ buradaydı.
Bir gün daha.
Bunu kendine itiraf etmese de biliyordu. Göğsündeki sızı azalmıştı ama Elena’nın bakışları, kalkıp gitmesine izin vermeyecek kadar keskindi. Yatağın kenarında oturuyor, dışarıdan gelen rüzgârın çadır brandasını titreyişini dinliyordu.
Brandanın aralandığını duydu.
Elena içeri girdi.
Üzerindeki önlük değişmişti. Daha temizdi ama yorgunluk yüzünden silinmemişti. Elinde bir dosya, birkaç kâğıt vardı. Hiç konuşmadan masaya geçti. Kalemini çıkardı. Kâğıda eğildi.
Alper onu izledi.
Elena yazarken sessizdi. Sertti. Kalemin kâğıtla buluştuğu her çizgi netti. Sanki yazmak bile bir emir gibiydi.
Bir süre sonra kâğıdı çevirdi, birkaç satır daha ekledi. En alta imza attı. Dosyayı kapattı. Ayağa kalktı.
“Durumun stabil,” dedi. “Ama bir gün daha buradasın.”
Alper kaşlarını kaldırdı. “Bir gün mü?”
“Evet.”
“Yani,” dedi Alper alaycı bir tonla, “seni bir gün daha görmek zorundayım.”
Elena başını kaldırdı. Gözleri daraldı. “Bu zorunda kalınacak bir şey değil.”
Alper gülümsedi. “Bence öyle.”
Elena kâğıdı masaya bıraktı. Türkçesi biraz kayıktı ama niyeti son derece netti. “Bak asker,” dedi sertçe, “burada laf atmak yok. Sen konuşur, ben dinlersem bu tıbbi hata olur.”
Alper kahkahayı bastıramadı. “Vay vay,” dedi. “Sert çıktın.”
Elena’nın sabrı ince bir ip gibi koptu.
“Ajde bre, ne mi pravi pameten!”
(Hadi oradan, bana akıllılık taslama!)
Ardından durmadı.
“Se misliš mnogu važен, a?”
(Kendini çok mu önemli sanıyorsun?)
Alper tek kelime anlamadı.
Ama gülümsedi.
Bu, Elena’yı daha da sinirlendirdi.
“Şuna bak,” dedi. “Anlamıyor ama sırıtıyor.”
“Bilmiyorum ne dedin,” dedi Alper sakin bir sesle. “Ama kulağa… tutkulu geliyor.”
Elena sertçe ona baktı. Göz göze geldiler. Bir an için ikisi de sustu. O sessizlikte ne rütbe vardı ne de doktor önlüğü. Sadece iki insan.
“Sen çok sinir bozucusun,” dedi Elena.
“Bunu daha önce de söyledin,” dedi Alper. “Tekrarlar sıkıcıdır.”
Elena bir adım yaklaştı. “Seni burada tutuyorum çünkü gerekiyorsun,” dedi. “Ama bu… bu tavır…”
“Benim tavrım mı?” Alper başını hafifçe yana eğdi. “Sen bana bağırıyorsun, küfür ediyorsun, imza atıyorsun… ben sadece bakıyorum.”
Elena dişlerini sıktı. “Bakma.”
“Bakamam,” dedi Alper. “Bu daha zor.”
Elena istemsizce durdu. Gözleri Alper’in yüzünde gezindi. Yorgundu ama dimdikti. Sinirliydi ama kontrolü elinde tutmaya çalışıyordu.
“Beni zorlaştırma,” dedi.
Alper sesi yumuşattı. “Ben zorlaştırmıyorum,” dedi. “Zaten zor bir yerdeyiz.”
Elena derin bir nefes aldı. Sonra kısık bir sesle, neredeyse fark ettirmeden mırıldandı:
“Tvrdoglavec…”
(İnatçı.)
Alper bunu duydu. Kelimeyi anlamasa bile tonunu tanıdı. “Bu da iltifat değil, değil mi?”
Elena başını salladı. “Hayır.”
“Yine de,” dedi Alper gülümseyerek, “alıştım.”
Elena kâğıtları toparladı. Çıkmak için döndü ama durdu. Arkasını dönmeden konuştu.
“Yarın,” dedi, “eğer hâlâ buradaysan… kurallara uyacaksın.”
Alper başını salladı. “Söz.”
Elena ona baktı. Sertti ama bu kez sinirinin altında başka bir şey vardı. Yorgunluk. Belki de alışılmadık bir yakınlık.
“İyi geceler,” dedi kısa bir şekilde.
“İyi geceler, doktor,” dedi Alper.
Elena çıktı.
Alper yalnız kaldı. Gülümsedi. Bir gün daha buradaydı.
Ve garip bir şekilde… bu, onu eskisi kadar rahatsız etmiyordu.
Bölüm etkileşimi
