Kül ve Zehir kitap kapağı

3. bölüm / 6

Kül ve Zehir

beyazın tonu

Vaveyla Yazarı: 𓇼 .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: beyazın tonu

Rüya, Miran'ın ona olan çıkışından sonra daha da sinirlenmiş olacak ki cebinden telefonunu çıkardı. Parmakları telefonun üzerinde gezinirken yüzündeki öfkenin biraz daha belirginleştiğini gördüm. Sanki Miran'ın onu durdurması, geri adım atması için yeterli olmamıştı. Aksine, söyleyeceklerini daha da sertleştirmişti.

“Bilmiyoruz sanıyorsun? Annen katil olmuş, baban da onun arkasını toplayamadığı için kaçmış ülkeden.”

Cümlesi koridorda yankılandığı anda etraftan birkaç kahkaha yükseldi.
Bir insanın canını acıtmak bu kadar kolay mıydı?
Bir cümle söyleyip karşısındaki insanın bütün dünyasını yerle bir etmek...

“Katildi mi bir de senin annen?”

“Hayır, hayır.”

Kız hızla ayağa kalktı. Gözlerinden süzülen yaşları eliyle sertçe sildi. Ağlamadığını kanıtlamak ister gibiydi ama sesi, titreyen elleri ve nefes alışları aksini söylüyordu.

“Değil. Annem katil.”

Bunu söylerken sanki kendi söylediğine kendisi de inanmak zorundaymış gibi bir hâli vardı.
Rüya ise susmadı.

“Ya öyle mi? Sen de katilsindir şimdi.”

“Annenin öldürdüğü kimdi ya?”

“Nasıl öldürmüş? Anlatmış mı sana? Masal yerine onu mu anlatıyordu?”

Kahkahalar yeniden yükseldi.
Kızın yüzü mosmor olmuştu.Annesi hassas yeriydi sanırım.
Nefesi giderek hızlandı. Birkaç saniye önce yalnızca ağlayan kız, şimdi sanki bulunduğu yerden kaçacak bir yol arıyordu. Gözleri kalabalığın arasında dolaşıyor, fakat nereye baksa başka bir yüzle karşılaşıyordu.

Sonra göğsünü tuttu.
Bir adım geriledi.
Ve bir anda yere çöktü.
Kendinden geçmeye başladığını görünce düşünmeden yanına koştum.

“Sana ne oluyor, Asel? Kendini yakın mı hissettin aile konusunda?”

Rüya kolumdan tuttu.
O an neye daha çok sinirlendiğimi anlayamadım. Bana söylediği söze mi, yoksa yerde nefes almakta zorlanan bir kızın yanında hâlâ bununla uğraşmasına mı?
Ağzımı açamadan Miran yanımıza geldi ve koluma sıkıca sarılan Rüya'nın elini sertçe itti.

“Yeter, Rüya.”

Sesi bu kez daha sertti.
Rüya'nın yüzündeki ifade değişti. Bir şey söylemek için ağzını açtı ama Miran'ın bakışları karşısında sustu.
Ben ise çoktan kıza dönmüştüm.
Kollarımdan destek alarak onu lavaboya taşıdım. Biraz sonra Alin de arkamızdan geldi.
Kızın yüzüne su çarpıp,

"İyi misin?” diye sordum.

Başını kaldırdı ama cevap vermedi.
Sonra daha çok ağlamaya başladı ve tekrar yere yığıldı.
Alin hemen yanına çöktü.

“Efsun, çok özür dilerim. Yardım edemedim. Beni de doldurmuşlardı... Ne yapacağımı bilemedim.”

Sesindeki pişmanlık o kadar gerçekti ki bir an ne düşüneceğimi şaşırdım.
İsmi Efsun'du.
Az önceye kadar yalnızca yerde ağlayan bir kızdı benim için.
Şimdi ise benim için bir adı vardı.

“...Sorun değil. Anlıyorum.”

Sesi hâlâ titriyordu.
Ama yavaş yavaş kendine gelmeye başladığını görebiliyordum.
Bir süre sonra Alin bana döndü.

“Asel, değil mi?”

Kafamı salladım.
Bana bakarken yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. İçimi ısıtan, tuhaf bir şekilde samimi gelen bir gülümsemeydi.
Hislerim beni yanıltıyor muydu, yoksa gerçekten iyi bir kız mıydı?
Bilmiyordum.

“Efsun, Asel'le birlikte çıkıp biraz bahçede dolaşalım mı? Hava alırız.”

Efsun başını kaldırdı.

“Dışarıda...”

Hıçkırarak konuşmaya çalıştı.

“Beni görürlerse yine anneme katil derler.”

Alin'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

“Annen cidden katil mi ki?”

Alin'in ani sorusuyla kolunu hafifçe dürttüm.

“Hava alman iyi gelecektir. Üzülme, bir şey söyleyemezler. Gel, çıkalım hadi.”

Efsun'u kaldırmaya çalıştım.
Alin de diğer tarafından tutup bana yardım etti.
Koridora çıktığımızda bütün gözlerin üzerimize çevrildiğini hissettim.
Kimse bir şey söylemiyordu.
Ama bakışlar bazen kelimelerden daha ağırdı.

Efsun başını öne eğmişti. Alin ise yanında yürüyordu.
Ben de ikisinin arasında ilerlerken az önce olanları düşünüyordum.
Bir gün önce yanıma gelse asla muhatap olmayacağım bir kızı, bugün iyi olması için dışarı çıkarıyordum.
Bir sürü çocuğun ortasında onu lavaboya kadar sürüklemiş, yüzüne su çarpmış, nefes alışlarını düzene sokmaya çalışmıştım.
Garipti.

Okulun çıkışına geldiğimizde ileride bir kalabalık gördüm.
Miran, Yalın, Uras, Rüya ve ona benzeyen birkaç arkadaşı oradaydı.
Birbirlerine karşı durmuşlardı.
Sesleri bize kadar geliyordu.Tam olarak ne konuştuklarını anlayamasam da Rüya'nın öfkeli hareketlerinden kavga ettikleri belliydi.
Bir anlık Miran'ın gözleri bizi buldu.
Bakışları önce bana, sonra yanımdaki Efsun'a kaydı.
Ardından yeniden Rüya'ya döndü.
Yeşil ormanın ela güneşe ihtiyacı vardır,benim toprağımda boğulmaya değil.
Biz ise biraz ileride, hocaların ders aralarında oturması için düzenlenmiş boş masalara doğru yürümeye devam ettik.
Tabii ki görünmez değildik.

“Alin!”

Rüya'nın sesi arkamızdan geldi.
Alinse durmadı.
"Beklesene sen!”
Rüya bize doğru yürümeye başladı.
Fakat daha birkaç adım atamadan Miran kolundan tuttu.

“Bırak beni.”

Rüya kolunu kurtarmaya çalıştı.
Miran bir şeyler söyledi. Sesini duyamıyordum ama Rüya'nın yüzündeki öfkenin giderek arttığını görebiliyordum.
Sonunda Miran onu yeniden okula doğru götürdü.
Biz de masaya geçtik.
Efsun artık biraz daha iyi görünüyordu.
Yüzündeki korku tamamen gitmemişti ama nefesi düzene girmişti.
Bir süre onu izledim.
Sonra istemsizce gözlerimi okul binasına çevirdim.
Beyaz duvarlar,
Temiz pencereler,
İçeride kahkahalar atan insanlar.
Dışarıdan bakınca her şey ne kadar normal görünüyordu.
Oysa birkaç dakika önce o duvarların arasında bir kızın dünyası parçalanmıştı.
Belki de herkesin hayatında böyle bir yer vardı.
Kimsenin görmediği,
Kimsenin bilemediği.
Efsun'un da bize gösterdiği beyaz perdenin arkasında fırtınalar kopuyormuş aslında.
Ve ben, o gün ilk kez perdenin arkasına bakmıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

85okunma 42beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.