4. bölüm / 6
Kül ve Zehiranısı kalmış duvarlar
Bölümler 6Şu an: anısı kalmış duvarlar
Okul çıkışı Efsunlara gitmiştik. Eskiden aklımda canlanan o süslü evi yoktu. Bir insanın bile kendini zorla idare edeceği küçücük bir yerde kalıyordu.
O küçücük evin her köşesinde bir resim vardı. Bazılarını annesi, babası diye tahmin ediyordum. Ve içlerinde Yalın'ın da resimleri vardı.
Eskiden sevgili olduklarını duymuştum. Onların dostluğu ilkokula dayanıyordu. Büyük ihtimalle Efsun'un bu hâlini biliyordu ama hiç belli etmeden uzak dururdu ondan. Aralarında ne yaşandı bilmiyorum ama ben Yalın'ın hiçbir zaman Efsun'a baktığı gibi birine baktığını görmemiştim. Siyaha kaçan gözleri Efsun'u gördüğünde güneş gibi aydınlanırdı.
"Toplamaya vaktim olmadı resimleri," diyerek duvardaki resimleri çekmecelere tıkıştırdı.
"Geçip otursanıza hadi," diyerek tahtadan sandalyeleri gösterdi.
"Bu zamana kadar niye söylemedin ya Efsun?" dedi Alin.
"Öğrendiniz de ne oldu Alin? Yine aynı şeyler olacaktı."
Alin, Efsun'un haklı olduğunu kabul edecek ki gözlerini etrafta gezdirmeye başladı.
"İş bulabildin mi? Yardıma ihtiyacın olursa birlikte hallederiz," dedim.
"Okulun iki sokak aşağısında bir çorbacı var. Orada kasaya bakıyorum."
"Sormamda sakınca yoksa niye önceleri babanla annenin yaşadığı evde yaşamıyorsun? Onlar varken maddi durumunuz iyiydi sanırım," dedi Alin.
Alin'in sorusuyla başını yere eğmişti Efsun. O zaman da burada kalıyorlardı...
"Biz gidelim artık, Efsun da dinlensin," dedim Alin'in kolundan çekerek.
"Yardıma ihtiyacın olursa hep buradayım, Efsun," dedim kapıya yaklaşırken.
"Teşekkür ederim, gerçekten."
Gözlerinde o kadar büyük bir mahcubiyet vardı ki sanki onun içinde boğuluyordu.
"Eve mi?" diye sordum Alin'e.
"Evet," dedi somurtkan bir ifadeyle.
"Ya ama yakınlarda bir kafe tanıyorum, istersen gidelim," dedi. Ben de onaylarcasına kafamı salladığımda hemen koluma girip gülümseyerek beni çekiştirmeye başladı.
"Rüya'yla ne olacak? Bitti mi arkadaşlığınız?" dedim bir anda.
Sanki ona hatırlamak istemediği bir şeyi hatırlatmışım gibi duraksadı.
"Bilmiyorum. Gidip düzeltirim aramı yine, umarım."
"Onlarla arkadaş kalmak niye bu kadar önemli senin için? Efsun'a yaptıklarını görmüyor musun? Böyleleri en kötü anını beklerler ve tam yarandan vururlar. Yanında gezdirdiği, kendine benzeyen kızlar da yavaş yavaş azalacak Alin. Sonra yenileri gelecek ve yine aynı şeyler olacak," dedim bir nefeste.
Bu zamana kadar hep böyle olmuştu. Rüya bütün okulu elinde oynatırdı. Herkese övgüler söyler, kendini masum ve güzel bir kız gibi gösterirdi. Yanınıza yaklaşır, bir sırrınızı öğrenince sizi postlardı.
Ortaokulun ilk yıllarında yaşamıştım bunu. En yakın arkadaşım olarak görmüş, her şeyimi anlatmış, sonra da paylaşılması zor olan sırrımı herkesin dilinden duymuştum.
"Mecburum, Asel," diyerek kolumdan çıkıp hemen kafeye doğru yürüdü.
Ben de onun ardından gittim.
Yalın, Uras ve Miran'ı kafede gördüğümde şaşırdığımı gören Alin,
"Hep uğrarlar buraya. Miran'ın en sevdiği kafe burası," demişti.
Daha sonra onların da gözü bizi bulmuştu.
Biz de kasaya yaklaşmıştık. Aç olduğumdan kendime sufle almıştım. Alin'e de teklif etmiştim ama sanki çok istese de hayır demişti.
Boş yerlerden birini bulup oturmuştuk. Ama Miran'ın gözü hâlâ bizdeydi. Oturduktan sonra da gözlerini asla masamızdan çekmemişti. Ona aldırış etmeyerek suflemi yemeye başlamıştım.
Gözlerim hep Alin'e kayıyordu. Onun gözleri de benim tatlımdaydı.
"Alin, yemek ister misin?" dediğimde,
"Yok, sadece aklım başka yere gitti de öyle baka kaldım," dedi geçiştirerek.
İki, üç kaşık yedikten sonra yemeği bırakmıştım. Alin'in öyle bana bakması beni kötü hissettiriyordu. Belki de tatlı şeylere alerjisi vardı ama yemek istiyordu.
"Yanlarına gidelim mi?" dedi Alin heyecanla.
"Sen git istersen, ben tanımıyorum zaten onları."
"Tanışırsınız, hadi," dedi kolumdan tutup onların masasına iterken.
"Alin," diye kolumu çekmek istesem de çoktan beni masanın yanındaki koltuğa itmişti.
Kendimi düzeltip oturduktan sonra Alin de yanıma geçti.
"Efsun iyi mi?" dedi Uras.
Ben de sorusuyla gözlerimi yerden çekip onlara çevirmiştim. Miran'ın gözleri saçlarımın uçlarında olan küçük buklelerde geziniyordu. İçimi bir anda delicesine, beni öldürecek bir gerginlik hissi kaplamıştı. Ama gözlerimi Miran'dan ayıramamıştım.
Kulaklarım Alin'i dinlerken gözlerim hâlâ Miran'ın üzerindeydi. Miran'ınki de saçlarımdaki buklelerdeydi. Sanki uzak bir yerlere dalmıştı da oradan kopamıyordu.
"Ya lütfen sizinle beraber de gidelim. Kendini kötü hissetmesin, zaten yeterince bütün okul tarafından aşağılandı," dedi Alin.
Artık Alin'e içim ısınmaya başlamıştı.
Hayatımda ilk kez insanları tanımaya başlamıştım; yüzden değil, içten.
"Ben gelemeyeceğim," demişti Yalın.
Gözlerimi Miran'dan alıp Yalın'a doğru çevirmiştim.
"Aranızda ne oldu bilmiyorum ama yine de yanında olman bence onu mutlu eder," dedim.
Yalın, montunun cebinden çıkardığı sigarayı yakarken,
"O işler öyle kolay olmuyor," diyerek sigaranın bütün havasını içine çekmişti.
"O zaman dördümüz gideriz, değil mi Miran?" dedi Alin.
Artık gözleri bende değil, Yalın'ın sigarasının küllerindeydi.
Kafasını hiç kaldırmadan,
"Olur," demişti sakin bir sesle.
Buklelerim sanki Miran'ın zihninde bir hortum yaratmış, onu çok uzaklarda kalmış bir anının içine çekmişti.
Bölüm etkileşimi
