5. bölüm / 6
Kül ve Zehirbana değil,ona
Bölümler 6Şu an: bana değil,ona
Biraz sonra Alin, beni kendi alacağı şeyler yüzünden farklı mağazalara sürüklemeye başlamıştı.
“Gece 1-2'ye kadar açık oluyor kafe,” dedi Alin duş jellerine bakarken.
“O zamana kadar da öyle orada takılırlar,” dedi.
Benim de ilgimi çiçek kokulu bir şampuan çekmişti. Çiçek kokusu gelen her şeyi seviyordum. Sanki etrafı güllerle kaplanmış bir bahçedeymişim gibi hissettiriyordu.
“Niye orası olduğunu merak etmiyor musun?”
“Niye?”dedim.
Delicesine merak ediyordum açıkçası ama Alin yine Rüya'yla barışırsa diye ağzımdaki her kelimeyi dikkatle seçmeye çalışıyordum.
“Miran'ın eskiden çok yakın olduğu bir kız arkadaşı varmış. Böyle bayağı yakın arkadaşmışlar ama Miran kızı seviyormuş. Kızın ismi sanırım Lalin. Ama Lalin, Miran'ı sevmiyormuş. Miran'ın bir arkadaşından hoşlanıyormuş. O arkadaşı da o kafede çalışıyormuş. Lalin onu görmek için hep Miran'ı oraya sürüklermiş. Miran da sadece onunla vakit geçirmek için gelirmiş oraya. Sonra bir gün Lalin çocukla bayağı yakınlaşmış. Hatta ailesiyle bile tanıştıracakmış çocuğu. Lalin çok ısrar etmiş, en yakın arkadaşı Miran'ın da onlarla gelmesi için. O da onlarla birlikte gitmiş. Miran, Lalin ve o çocuk birlikte yola çıkmışlar. Daha sonra bir araba kazası olmuş. Lalin ve o çocuk ölmüş. Miran ise kazadan sağ kurtulmuş. O günden sonra Miran çok değişmiş. Yalın anlatmıştı, eskiden o kadar farklıymış ki... O olaydan sonra suskunlaşmış.”
İçime öyle derin bir boşluk oturmuştu ki... Ne kadar üzücü bir hikâyesi varmış. Oysa ben onu görünce herkes tarafından sevilen, istediğini elde eden bir çocuk olarak görüyordum. Ama o, aşkını içine gömen, sessizleşmiş bir çocukmuş.
Ve Lalin'i o kadar merak ediyordum ki...okulun bütün kızlarının sevdiği bir çocuk, bir kız için hayatını değiştirmişti.
“Lalin'in bir resmi var mı? Merak ettim de,” dedim.
“Kim merak etmiyor ki?” dedi Alin, ojelerin rengine bakarken.
“Miran'da vardır fotoğrafı ama bize hiç göstermedi. Hele Rüya'nın yanında bu konu asla açılmaz. Kendisiyle de konuşamazsın. Ama Yalının anlattığına göre açık kumral saçları, bukleleri ve ela gözleri olan bir kızmış sanırım"
Demek bu yüzden gözleri saçlarımdaki buklelerde kalmıştı. İçimde yine bir sızı hissetmiştim. Aklı benim buklelerimde değil, içinde yaşattığı kızdaymış.
“Sen de benim hayalimdeki Lalin'e benziyorsun,” deyip yüzümü incelemişti Alin.
Sonra da kolumdan tutup beni kasaya sürüklemişti. Bir sürü duş jeli, şampuan, sabun ve parfüm almıştı. Ben de çiçekli, elime geçen birkaç şey alıp çıkmıştım.
“Çiçekli şeylere zaafın var sanırım.”
“Kokularını çok seviyorum. Beni evimdeymişim gibi hissettiriyor.”
“Evin çiçeklerle mi dolu?” demişti Alin, rujunu tazelerken.
Evim değil, Alin. Kalbim çiçeklerle dolu ama şu sıralar hiç yağmur yağmıyor bahçeme.
“Evet,” deyip geçiştirmiştim Alin'i.
Daha sonra eve dönmüştüm. Annemle babam işteydi, dadım da yine ortalıkta yoktu. Ev o kadar sessizdi ki kendi kalp atışlarımı bile duyabiliyordum.
Yine nefret ettiğim sessizliğin içinde boğuluyordum. Aklım ise Alin'in sözlerinde kalmıştı. Aklıma birden saçlarımı düzleştirmek esmişti. Annemin odasına koşup odasından düzleştiriciyi almıştım.
Çocukluktan beri saçıma asla hiçbir şey sürmezdim. Buklelerimi bozmaktan korkardım. Makas vurmaya bile korkardım.
Ama şu an içimden saçlarımı düzleştirmek istiyordum. Kendimi huzursuz hissediyordum.
Aptal kalbim yine bana ait olmayan bir şey için heyecanlanmıştı. Yine aynı şeyler olsun istemiyordum. Bu yüzden düzleştiriciyi fişe taktıktan sonra saçımı düzleştirmiştim.
İlk kez kendimi buklelerimsiz görüyordum. İçimdeki his yavaş yavaş bütün bedenime yayılıyorken telefonuma gelen bildirimle irkildim.
Tanımadığım bir numaradan:
“Asel, Alin ben. Bugün sizde kalabilir miyim, lütfen?” yazmıştı.
Şimdi yanımdan gitmişti ve evime gelmek istiyordu. Tereddüt etsem de evimin konumunu gönderip içeriyi düzenlemiş ve aldığım oda parfümünden her yere sıkmıştım. Evimin çiçeklerle kaplı olduğunu görmese de düşünsün en azından.
Biraz sonra kapı çalınmıştı. Alin'in bütün makyajı dağılmış, tir tir titriyordu.
Onu görünce gözlerimi irice açıp,
“Alin, ne oldu?” demiştim.
Oysa hiç bir şey söylemeden bana sarılmıştı.
“Başka saklanacak bir yer düşünemedim,” dedi hıçkırarak.
Kapıyı kapatıp onu salona getirmiştim.
“Ne oldu sana?”
Hala ağlamaya devam ediyorken benim aklımı, o kadar arkadaşı olan birinin niye benim yanıma geleceği fikri tırmalıyordu.
“Annem,” dedi, nefesini dengelemeye çalışarak.
“Tamam, anlatırsın. Kendine gel ilk önce,” diyerek gidip temiz havlu ve kahve getirmiştim.
“Nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Kimseye de anlatamıyorum. Şimdi diyeceksin, ‘Niye gitmedin o yakın arkadaşlarının yanına?’ Onlara anlatamam ki, Asel. O mükemmel arkadaşlığımızın içinde birbirimize sırlarımızı, hayatımızı anlatmıyoruz ki,” dedi ağlayarak.
“Aramızda kalsın,” dedi.
“Tabii ki Alin, sonsuza kadar aramızda kalacak. Ağlama artık, lütfen,” demiştim ellerini ısıtırken.
“Annem bugün Rüya'ya karşı geldiğimi, Efsun'a yardım ettiğimi öğrenmiş.”
Alin'in sözünden sonra donup kalmıştım. Annesinin öğrenmesi neden bu kadar sorun ki? Gerçi sağlıklı bir ailede büyümeyen birinin başkasının ailesini sorgulaması da garipti.
“Babamın şirketi Rüya'nın babasının şirketiyle ortak. Bir şey olunca Rüya'nın babası ailemi uyarır. Sonra ailem de bütün sinirlerini benim üzerime dökerler. Annem, kendimizden aşağı insanlara yardım etmememiz gerektiğini söyler hep. Efsun'a yardım ettim diye beni yine odaya kilitlemeye çalışıyordu. Tatlı yememe de izin vermez, kalorili şeyler de yiyemem. Sesli kahkaha atamam, sakız çiğneyemem, makyaj yapmadan dışarı çıkamam. Bir kız gibi olmalıymışım,” diyerek etraftaki yastıkları yere fırlatmaya başlamıştı.
Ne söyleyeceğimi cidden bilmiyordum. Bu yüzden tatlı yiyemiyordu, bu yüzden en küçük etkinliklerde bile makyajı ve saçları hazır şekilde geliyordu. Annesinin algısı yüzünden...
Sadece sarılmıştım Alin'e. Bir şeyler anlatmak yerine bazen sarılmak bile insanı iyileştirirdi.
O kadar sıkı sarılmıştı ki bana, on dakika gibi böylece kalmıştık. Sonraysa elini yüzünü yıkamıştı.
Gidip yukarıdan makyaj temizleme suyumu ve pamuklarımı almıştım.
“Burası annenin evi değil. Burası benim evim ve benim evimde kurallar yok,” diye içten gülerek elimdekileri alıp makyajını temizlemişti.
“Tatlı yapalım mı?” demiştim o işini bitirirken.
“Olur,” demişti, ayağa kalkıp heyecanla mutfağa koşarken.
“Ne yapacağız peki?”
“Kurabiye yapalım, olur mu?”
“Olur. Tadı güzel mi?” dediğinde üzülmüştüm ama belli etmeden,
“Güzel,” demiştim.
Daha sonra bize lazım olacak şeyleri masanın üzerine bırakmıştım. Alin de tarifi açmıştı. Tarifdeki gibi mükemmel yapamasak da bir şeyler deniyorduk.
Kendimi onun yanında çok huzurlu hissediyordum. Sanki küçükken annemin bana yaşatmasını beklediğim heyecanı şu an Alin'le birlikte yaşıyormuş gibi.
Bir anda,
“Asel!” diye bağırdığı için ona bakmıştım.
“Ne oldu?”
“Biz bugün Miran'larla Efsun'u ziyarete gidecektik.”
“Biz mi?”
“Ya dedik ya, görüşeceğiz diye. Saat yazdılar bana, kabul ettim ben de. Bunu böyle atıp fırına gitsek mi?”
“Sen git, ben yaparım zaten.”
“Lütfen birlikte gidelim,” dediğinde hayır diyemediğim için odadan çıkmıştık.
“Üstüm un olmuş. Senin giysilerinden giyinebilir miyim?”
“Tabii ki,” diyerek dolabımı göstermiştim.
Kendime beyaz bir tişört, koyu kahve bir kazak ve koyu kahve bir pantolon seçmiştim.
Alin'i odada yalnız bırakıp banyoda üzerimi giyinmiş, saçlarımı taramış, elimle düzeltmiştim. Saçlarımın düzlüğü hâlâ kalıyordu. Salık bırakıp odaya girmiştim. Alin de beyaz kazağımı ve mavi pantolonumu giymişti.
“Çok yakışmış,” dediğimde kocaman gülümsemişti.
“Makyaj malzemelerim burada, eğer istersen...”
“Yapmayacağım bugün,” demişti.
Elleriyle saçlarını arkadan bağlamıştı. Daha sonra aşağı inmiştik. Biz indiğimiz anda kapının zili de çalmıştı. Annemle babam bu saatte gelmezdi ki.
“Asel,” dediğinde ona döndüm. Mahcup hâlde bana bakıyordu.
“Miranlar gidelim deyince nerdesiniz falan dediler. Ben de konum attım, gelsinler diye.”
Tedirgin hâlde kapıyı açmıştım.
Miran'ın soğuktan beyazlamış teni, yeşil gözleri ve siyah saçlarıyla karşımda dikiliyordu. Ben onun yüzünü incelerken onun gözleri sadece düz saçlarımı bulmuştu.
Dalıp gitmemişti bu sefer. Gözleri yüzüme bile bakmadan arabayı göstermişti.
Birini hatırlatmamıştım ona.
Sadece Asel'dim.
Tanımadığı Asel.
Bölüm etkileşimi
