23. bölüm · Kül ve Taht
BÖLÜM 23: Kan Sunağındaki Gölgeler
Kayıp Tapınak’ın muazzam ve simsiyah kapıları, üç savaşçı yaklaştıkça kendiliğinden gıcırdayarak geriye doğru açıldı. Kapının arkasındaki devasa koridor, insan kemiklerinden oyulmuş sütunlarla desteklenmişti. Duvarlardaki oluklardan akan taze kan, tıpkı bir nehir gibi tapınağın derinliklerine, ana ibadet salonuna doğru süzülüyordu. Havadaki yoğun sülfür ve pas kokusu, soluk almayı dahi acı verici bir işkenceye dönüştürüyordu.Aethel Vanguard, elinde sıkıca tuttuğu Külkesen’in parıltısıyla karanlığı yararak ilerliyordu. Belindeki kılıç, duvardaki kan kanallarına yaklaştıkça adeta görünmez bir feryatla titreşiyordu."Burası sadece bir tapınak değil," dedi Lyra, gümüş kaplama bıçağının ucuyla duvardaki rünlerden birini kazıyarak. "Aurelia Hanesi’nin ilk kurucularının ve Vanguard’ın kadim atalarının bu topraklara gömdüğü yasaklı bir mühür odası. Annem Naile ve baban Alistair... Onlar bu dünyayı yönettiğini sanırken, asıl güç başından beri bu duvarların altında demleniyormuş."Valerius, yürürken duvarlardaki kan oluklarına dokundu. Parmak uçları taze kanla kaplandığında gözleri anlık olarak mor renkte parıldadı, fakat hemen kendini toparladı. "Bu kan sadece köylülerden toplanmamış," dedi sesi boğuklaşarak. "Hissedebiliyorum... İçinde krallığın dört bir yanındaki eski asil ailelerin de kanı var. Rahipler, kehaneti tamamlamak için soy ağaçlarını tek tek avlamış."Tapınağın Kalbindeki ÇemberKoridorun sonundaki devasa tunç kapıyı geçtiklerinde, piramidin tam merkezindeki geniş, dairesel salona ulaştılar. Salonun tavanı yoktu; doğrudan gökyüzündeki mor yarığa ve havada asılı duran devasa kan küresine açılıyordu. Kürenin altındaki devasa obsidian altarda ise siyah cüppeli, yüzleri gümüş maskelerle kaplanmış altı Gölge Rahibi halka halinde diz çökmüştü.Ancak onları asıl donduran şey, altarın üzerindeki taht benzeri yapıda oturan figürdü.Gölge Rahipleri’nin ortasındaki lider, yavaşça ayağa kalktı ve yüzündeki gümüş maskeyi çıkardı. Maskenin altından çıkan yüz, Aethel’ın gözlerinin dehşetle açılmasına yetti. Bu adam, beş yıl önce Kuzey Savaşları’nda öldüğü sanılan, Aethel’ın öz amcası ve Lord Alistair’in en yakın komutanı olan Gareth Vanguard’dı."Gareth...?" diye fısıldadı Aethel, kılıcını tutan parmakları donarak. "Sen... Sen dağlarda öldürülmüştün."Gareth Vanguard acı ve alaycı bir gülüşle öne adım attı. Üzerindeki siyah pelerinini geriye fırlattığında, göğsünde hem Vanguard Hanesi’nin kurt dövmesinin hem de Gölge Rahipleri’nin kadim rünlerinin kazınmış olduğu görüldü."Kuzey’in saflığı her zaman gözlerimi yaşartmıştır, yeğenim," dedi Gareth, sesi duvarlarda çınlayarak. "Baban Alistair, o değersiz taht uğruna güneylilerle pazarlık yaparken, ben bu krallığın gerçek efendileriyle tanıştım. Babanı o barış şöleninde Naile’nin zehirlemesine izin veren kimdi sanıyorsun? Şarabın içine o damlayı koyan el, güneyin değil, Kuzey’in kendi öz elidir!"Aethel’ın zihninde bir şimşek çaktı. Yıllardır Kraliçe Naile’ye duyduğu saf nefret, aniden felç edici bir ihanet gerçeğiyle sarsıldı. Babasının katili sadece güneyin akrebi değildi; kendi kanı, kendi hanedanıydı.İhanetin Bedeli ve Başlayan Ayin"Aethel, dinleme onu!" diye bağırdı Lyra, Aethel’ın sarsıldığını görerek. "Zihnini bulandırmaya çalışıyor! Ayini tamamlamak üzereler!""Geç kaldınız, küçük akrep," dedi Gareth. Elindeki siyah asayı obsidian altara sertçe vurdu.Altarın etrafındaki altı rahip aynı anda kollarını havaya kaldırdı. Kürenin içindeki kan, devasa bir girdap gibi dönmeye başladı ve tavandaki yarıktan süzülen mor şimşekler kürenin içine boşaldı. Gökyüzündeki kükreme, dağın temellerini salladı. Kadim Tanrı’nın eti ve kemiği, toplanan o binlerce insanın kanıyla birleşiyordu."Valerius, Lyra! Rahipleri kesin!" diye kükredi Aethel. İhanetin getirdiği amansız öfke, vücudundaki tüm acıyı uyuşturmuştu.Aethel, Külkesen’i iki eliyle kavrayıp doğrudan amcası Gareth’ın üzerine atıldı. İki Vanguard’ın çeliği ilk kez karşı karşıya geldiğinde, salonda adeta bir patlama yaşandı. Gareth, Kuzey’in eski savaş tekniklerini amansız bir gölge büyüsüyle birleştirerek saldırıyordu. Her kılıç darbesinde havada mor ve siyah alevler uçuşuyordu.Aynı anda Valerius ve Lyra, halkanın etrafındaki rahiplere çullandı. Valerius, çift kılıcıyla iki rahibi tek hamlede biçerken, Lyra hazırladığı gümüş tozu tüplerini kalan rahiplerin cüppelerine saplayarak onları alevler içinde bıraktı. Ancak katledilen her rahibin kanı, yerdeki kanallardan doğrudan yukarıdaki küreye akıyor, yaratığın uyanışını daha da hızlandırıyordu."Anlamıyorsunuz!" diye bağırdı Gareth, Aethel’ın ağır kılıç darbelerini zorlukla karşılarken. "Bu dünya insanoğlunun açgözlülüğüyle zaten çürüdü! Kadim Tanrı yükseldiğinde ne Kuzey kalacak ne Güney! Hepimiz onun ebedi düzeninde birer külden ibaret olacağız!""O düzeni senin kellenin üzerine kuracağız amca!" diye haykırdı Aethel.Aethel, Külkesen’in kabzasıyla Gareth’ın yüzüne sert bir darbe indirdi. Gareth gerileyip kan tükürürken, Aethel dairesel bir hamleyle amcasının göğsünü çaprazlamasına biçti. Gareth, altarın basamaklarına yuvarlandı. Siyah ve kırmızı kanı mermerlere saçılırken gözlerindeki o fanatik ışık sönmedi."Geç kaldın... yeğenim..." diye fısıldadı Gareth, son nefesinde yukarıdaki küreyi göstererek. "Zaten... feda edildik."Kıyametin DoğuşuGareth’ın ölümü ayini durdurmadı; aksine, son hamleyi tamamladı. Hanedan kanından bir liderin daha orada can vermesi, kürenin sınırlarını aşan son kıvılcım oldu.Yukarıdaki devasa kan küresi, kulakları sağır eden bir frekansta çatlamaya başladı. Kürenin içinden sızan amber ve mor ışıklar, tüm tapınağı yakacak bir parlaklığa ulaştı. Küre büyük bir gürültüyle patladı.Patlamanın yarattığı şok dalgası Aethel, Lyra ve Valerius’u salonun farklı köşelerine fırlattı. Tapınağın devasa kubbesi tamamen çökerken, kürenin içinden çıkan şey yeryüzüne indi.Bu, ne bir insan ne de sıradan bir canavardı. Saf karanlıktan ve yürüyen kan damarlarından oluşmuş, sırtından devasa kemik kanatlar çıkan, yüzü olmayan ama başında mor ateşlerden bir taç taşıyan Kadim Tanrı’nın ilk formu yeryüzüne ayak basmıştı.Yaratık, ilk nefesini aldığında tüm Sisli Dağlar’daki rüzgar içeri çekildi. Yaratığın attığı kükreme, sadece dağı değil, yüzlerce mil ötedeki Kül Sığınağı’nı ve yıkık Başkent’i sarsacak kadar dehşet vericiydi.Valerius kanlar içinde ayağa kalkmaya çalıştı, gözleri dehşetle açılmıştı. "Başardılar..." dedi titreyen sesiyle. "Tanrı... uyandı."Aethel, kırık zırhına ve kanayan yaralarına rağmen Külkesen’e tutunarak ayağa kalktı. Yaratığın gölgesi üçünün üzerine çökerken, Sezon 3’ün en karanlık ve kanlı perdesi açılmıştı. Artık karşılarındaki şey bir kraliçe veya bir ordu değil, dünyayı yutmaya gelen saf bir kıyametti.
