14. bölüm · Kül ve Taht

BÖLÜM 14: Kül ve Kanın Zirvesi

Arda Berk

Deniz Krallığı’nın soğuk sularında kazanılan zafer, Kaptan Vael’in gemisindeki kimsenin yüzünü güldürmeye yetmemişti. Güvertede esen rüzgar, tuz kokusuyla birlikte doğudaki volkanik dağların geniz yakan sülfür kokusunu taşıyordu. Ufukta, krallığın en doğu ucunda yükselen Ejderha Kayalıkları, simsiyah bir dev gibi gökyüzünü dikine kesiyordu. Dağın zirvesinden yükselen mor dumanlar, Kraliçe Naile’nin ritüele çoktan başladığının açık bir kanıtıydı.Lyra, kamaranın ahşap masasına serdiği deri haritanın üzerine iki kadim kalıntıyı yerleştirdi: Çatlaklarından mor ışıklar sızan Güneşin Gözyaşı ve gümüş muhafazası içinde cıva gibi dalgalanan Derinliklerin Aynası. İki taş bir araya geldiğinde masadaki ahşap cila hafifçe cızırdayıp kararıyordu."Valerius haklıydı," dedi Lyra, bitkin bir sesle. "Annem üçüncü kalıntı olan Ruh Kadehi’ni ele geçirdiyse, ilk iki kalıntının gücünü nötralize edebilir. Kadeh, dökülen her kanı ve serbest kalan her ruhu emerek sahibine sınırsız bir canlılık sunar. Naile şu an Ejderha Tapınağı’nın kalbinde, tüm krallığın ruhunu o kadehe doldurmak üzere."Aethel Vanguard, köşede oturmuş bileği taşında kılıcını bilyordu. Çeliğin taşa her sürrtünüşünde çıkan tiz ses, kamaradaki gerilimi daha da tırmandırıyordu. Babasının ölümünden bu yana geçen sürede Aethel’ın gözlerindeki o genç Kuzeyli ifadesi tamamen silinmiş, yerini saf, katıksız bir iradeye bırakmıştı."Nasıl bir güce sahip olursa olsun, bir kalbi var," dedi Aethel, kılıcının keskinliğini başparmağıyla kontrol ederek. "Ve bir kalbi olan her şey öldürülebilir. Ejderha Kayalıkları’na vardığımızda pazarlık yapmayacağız, plan yapmayacağız. Doğrudan boğazına sarılacağız.""Bu bir intihar olur," diye araya girdi Kaptan Vael, haritanın üzerine eğilerek. "Ejderha Kayalıkları, 'Alev Muhafızları' adı verilen fanatik bir tarikat ve Naile’nin bizzat oraya yığdığı binden fazla gölge askeri tarafından korunuyor. Sahile çıktığımız an bizi canlı canlı yakarlar."Lyra gözlerini haritadan kaldırıp Aethel’ın kararmış bakışlarına kilitledi. "Vael haklı. Doğrudan saldıramayız. Ama dağın güney yamacında, yanardağın eski lav tünelleri var. Sülfür gazı yüzünden kimse orayı kullanmaz. Gaddar Otu simyasıyla gazı nötralize edip tapınağın tam altındaki kurban altarının arkasından sızabiliriz.""Ve o zaman," dedi Aethel ayağa kalkarak, "Gölge Rahipleri ne olduğunu anlamadan Kraliçe’nin tepesine çökeriz."Karasu, Ejderha Kayalıkları’nın siyah kumsallarına yanaştığında gece yarısı geçmek üzereydi. Gökyüzü, dağın zirvesinden fışkıran kor gibi kızıl alevler ve mor dumanlarla kaplıydı. Deniz burada sıcak, adeta kaynayan bir kazan gibi buğuluydu. Kaptan Vael ve tayfası sahilde savunma hattı kurmak üzere geride kalırken, Aethel ve Lyra yanardağın dik ve sarp patikalarından yukarı tırmanmaya başladı.Lav tünellerinin içi dondurucu Kuzey soğuğunun tam aksine, cehennem gibi sıcaktı. Duvarlardan sızan lav tüpleri yolu aydınlatıyor, Lyra’nın hazırladığı simyasal maskeler sayesinde genizleri yakan gazdan korunuyorlardı. Tırmandıkça, dağın bağrından gelen o ritmik, zihin parçalayıcı fısıltılar şiddetleniyordu. Gölge Rahipleri’nin ayini zirve noktasına ulaşmak üzereydi.Tünelin sonundaki devasa tunç kapıyı aralayıp Ejderha Tapınağı’nın kurban salonuna sızdıklarında, karşılaştıkları manzara kanlarını dondurdu.Devasa bir kubbenin altındaki tapınak salonunun ortasında, som altından işlenmiş, üzerinde ejderha figürleri bulunan devasa bir kadeh duruyordu: Ruh Kadehi. Kadehin içi, yakalanan yüzlerce masum insanın ve düşen askerlerin ruhlarından oluşan mor, parlak bir sıvıyla ağzına kadar doluydu. Kadehin önünde diz çökmüş olan Kraliçe Naile Aurelia, ellerini sıvıya daldırmıştı. Siyah ve altın renkli pelerini havada süzülüyor, vücudundaki yara izleri ve Aethel’ın 10. Bölümde açtığı derin göğüs yarası, kadehten emdiği enerjiyle gözlerinin önünde kapanıyordu."Hissedebiliyorum..." diye fısıldadı Naile, sesi tüm tapınakta bir çan gibi yankılanarak. "Yaşamın ve ölümün sınırları siliniyor. Bu krallık artık bir ceset, ben ise onun ebedi ruhuyum."Tapınağın etrafını sarmış olan elliden fazla Gölge Rahibi, ellerindeki asa ile yere vurarak ritmi tutuyordu. Aethel daha fazla bekleyemedi. İçindeki Kuzeyli kurdun öfkesi, tüm taktiksel hesapları yakıp geçti."NAİLE!" diye kükredi Aethel.Kılıcını çekerek saklandıkları sütun arkasından fırladı. Sırtını tapınağın meşalelerine vermiş, bir intikam fırtınası gibi doğrudan altara doğru koşmaya başladı. Karşısına çıkan ilk iki Gölge Rahibini tek bir dairesel hamlede göğsünden ikiye böldü. Siyah kanlar altın kaplamalı mermerlere saçıldı.Kraliçe Naile yavaşça döndü. Yüzü tamamen pürüzsüzleşmiş, gözleri tıpkı evlatları gibi mor ateşlerle dolmuştu. Yüzünde sadist bir küçümseme belirdi. "Kuzey’in küçük eniği... Hak ettiğin gibi çöplükte ölmek yerine, ayağıma kadar geldin."Naile elini kaldırdı. Ruh Kadehi’nden sıçrayan mor sıvı, havada devasa mızraklara dönüşerek Aethel’ın üzerine yağdı. Aethel kalkanını kaldırıp darbeyi karşıladı ancak büyünün ağırlığıyla geriye savrulup mermer sütunlardan birine çarptı.O sırada Lyra, çantasındaki iki kadim kalıntıyı fırlatarak kurban altarının iki yanındaki enerji odaklarına yerleştirdi. Güneşin Gözyaşı ve Derinliklerin Aynası, Ruh Kadehi ile aynı hizaya geldiği an, tapınağın içindeki hava cızırdayarak patlama noktasına geldi. Üç kalıntı birbiriyle rezonansa girmiş, tapınağın zemininde devasa bir rün dairesi çizmeye başlamıştı."Ne yapıyorsun sen, aşağılık piç?!" diye haykırdı Naile, kızına dönerek."Kendi eserini tamamlıyorum, anne!" diye bağırdı Lyra, elindeki simyasal tüpü kalıntıların ortasına fırlatarak. "Bize öğrettiğin tek şeyi yapıyorum: Sen de dahil, yoluma çıkan her şeyi yok ediyorum!"Üç kalıntının çakışmasıyla oluşan devasa çekim gücü, Ruh Kadehi’ndeki mor sıvıyı dışarı doğru emmeye başladı. Naile’nin bedenine giren kadim güç, gerisin geri kadehe ve diğer iki taşa çekiliyordu. Kraliçe acı içinde feryat ederek dizlerinin üzerine çöktü. Bedenindeki yaşlanma ve yaralar aynı hızla geri dönmeye başladı.Aethel, fırsatı kaçırmadı. Yerden doğruldu, kılıcını iki eliyle kavradı ve son gücüyle Naile’ye doğru atıldı. Kılıcının çeliği, Kraliçe’nin muhafız kalkanını bir cam gibi parçalayarak Naile Aurelia’nın tam kalbine saplandı.Kraliçe Naile’nin gözleri dehşetle açıldı. Ağzından siyah, yoğun bir kan süzülürken elleri Aethel’ın zırhına yapıştı. "Aptal..." diye fısıldadı Naile, son nefesinde Aethel’ın kulağına doğru. "Beni öldürerek... tahtı kurtardığını mı sanıyorsun? Kadim Lanet... kadehten taşmak üzere. Ben sadece bir kilittim... Asıl Tanrı... uyanıyor."Kraliçe Naile’nin bedeni, kalbindeki kılıçla birlikte kül olmaya başlarken, Ruh Kadehi büyük bir gürültüyle çatladı. İçinde biriken binlerce yıllık hapsedilmiş gölge enerjisi ve kadim tanrının ruhu, bir barajın patlaması gibi tapınağın içine saçıldı.Gölge Rahipleri çığlıklar atarak buharlaşırken, tapınağın kubbesi büyük kütleler halinde çökmeye başladı. Üç kalıntı havada birleşerek simsiyah, devasa bir küreye dönüştü.Aethel ve Lyra, birbirlerine tutunarak çöken tapınağın içinden kendilerini zar zor dışarı, dağın yamacına fırlattılar. Arkalarında kalan Ejderha Kayalıkları, ortadan ikiye yarılarak gökyüzüne simsiyah bir ışık sütunu fırlattı.Kraliçe ölmüştü. Aurelia Hanesi’nin zalim hükümdarlığı sona ermişti. Ancak zafer kazanmış gibi hissetmiyorlardı.Gökten kuzeyin karları yerine siyah, lanetli küller yağmaya başladı. Uzaklarda, krallığın tam merkezindeki Başkent’in üzerinde gökyüzü yarılmış, kadim zamanlardan kalma devasa bir gölge silüeti bulutların arasından yeryüzüne doğru süzülmeye başlamıştı. Gölge Rahipleri’nin taptığı Gerçek Tanrı, serbest kalmıştı.Lyra, elleri titreyerek dizlerinin üzerine çöktü. Aethel ise kanlı kılıcını toprağa saplayıp, simsiyah olan gökyüzüne baktı.Sezonun ve savaşın seyri tamamen değişmişti. Artık krallıklar veya tahtlar için değil, insanlığın haritadan silinmemesi için savaşacakları Gölge Savaşları dönemi resmi olarak başlamıştı.