30. bölüm · KÜL VE KEHRİBAR
30. Bölüm: Külün Dönüşü
Gözlerini açtığında, teninde hissettiği şey ateşin sıcaklığı değil, güneşin ilk ışıklarıydı. Lidya, bembeyaz bir hastane odasında, pencereden süzülen ışığın altında uyandı. Sol kolundaki o felç hissi gitmişti. Başını yavaşça yana çevirdiğinde, yanında oturan ve elini tutan kişiyi gördü.
Aras.
Üzerinde hastane önlüğü, yüzünde birkaç yeni sargı ama gözlerinde o hiç sönmeyen kehribar rengi.
"Nasıl?" diye sordu Lidya, sesi çatallıydı.
"Hastanenin o helikopteri..." dedi Aras, hafifçe gülümseyerek. "Babanın son bir vasiyeti varmış. Vedat’tan sakladığı özel bir kurtarma timi. Bizim oraya gireceğimizi biliyormuş. Günahlarının bedeli olarak bizi o ateşten çekip almalarını emretmiş."
Lidya doğrulmaya çalıştı. Aras ona yardım etti. "Yavuz?"
"Bitti," dedi Aras. "O bina bir mezara dönüştü. Yavuz Karahan, kendi hırsının külleri altında kaldı. Artık Karahan Holding yok. 'Anka' yok. Sadece biz varız."
Lidya pencereden dışarı, şehre baktı. Şehir artık o kadar karanlık görünmüyordu. İnsanlar, kurtuldukları o devasa felaketten habersiz, yeni bir güne uyanıyorlardı.
"Şimdi ne yapacağız?" diye sordu Lidya.
Aras, Lidya’nın elini öptü ve ayağa kalktı. Ona yürüyebilmesi için destek oldu. "Şimdi," dedi, "artık steril bir hayatımız olmayacak. Belki biraz karışık, belki biraz yorucu ama tamamen bize ait bir hayat yaşayacağız. Küllerimizden doğduk Lidya. Şimdi uçma vakti."
Hastaneden el ele çıkarlarken, arkalarında bıraktıkları o devasa gölge, güneşin doğuşuyla birlikte yok olup gitti. Hikaye, yedi yıl önce bir yangınla başlamıştı; ama şimdi, denizin kıyısında, sakin bir dalga sesiyle son buluyordu.
-SON-
