23. bölüm · KudZir ❤️

Sadece sen ve ben ||

smyys ★

Kahvaltı bittiğinde ne Kudret ne de Vezir o masadan kalkmak istiyordu. Ancak mutfağa dolan sabah güneşinin yerini yavaş yavaş gri bulutlara bırakması, dışarıda yeni bir kar fırtınasının habercisiydi.

"Hadi bakalım," dedi Vezir, derin bir nefes alıp ayağa kalkarken. "Önce burayı toplayalım. Sonra da dediğin gibi şöminenin başına kaçarız." Kudret de hemen ona katıldı.

Bulaşıkları yıkarken bile elleri sürekli birbirine çarpıyor, her fırsatta araya küçük kaçamaklar sokuşturuyorlardı.

Vezir, köpüklü elleriyle Kudret’in burnuna minik bir dokunuş kondurduğunda mutfak bir kez daha Kudret’in neşeli kahkahasıyla doldu.

İki aşık insan için sıradan bir ev işi bile dünyanın en eğlenceli oyununa dönüşmüştü.

Sonunda mutfak pırıl pırıl olduğunda Vezir, Kudret’in elinden tutup onu salona doğru çekti.
"Sen koltuğa geç, gerisi bende," dedi Vezir, Kudret’i yumuşacık koltuğa yönlendirirken.

Kudret itiraz etmedi. Kalın yün battaniyeyi üzerine çekip bağdaş kurdu ve Vezir’i izlemeye başladı.

Vezir, şöminenin önüne diz çökmüş, odunları büyük bir özenle diziyordu. Ateşi canlandırmak için uğraşırken omuzlarının genişliği, arkadan vuran loş ışıkla daha da belirginleşmişti.

Kudret, bu adamın sadece kendisine ait olduğunu ve şu an sadece onun rahatı için çabaladığını düşündükçe içini tarifsiz bir sıcaklık kaplıyordu.

Birkaç dakika içinde odunlar çıtırdamaya, alevler duvarlarda oynaşmaya başladı.

Vezir ayağa kalkıp ellerini çırptı ve arkasını dönüp Kudret’e baktı. Yüzünde, başardığı işin gururuyla çocuksu bir gülümseme vardı."Nasıl olmuş hanımım? Beğendiniz mi?"

"Mükemmel," dedi Kudret, kollarını iki yana açarak. "Ama burada bir kişilik daha yer var."

Vezir hiç ikiletmeden koltuğa, Kudret’in yanına adımladı. Kudret battaniyeyi kaldırıp onu da altına aldı. Vezir kollarını Kudret’in beline dolayıp onu tamamen kendi göğsüne çekti.

Kudret, sırtını Vezir’in sert ve güven veren göğsüne yasladı. Ayaklarını da koltuğun üzerine toplayarak tamamen onun sarmalında kayboldu.

Odanın tek ışık kaynağı artık şöminenin turuncu alevleriydi. Dışarıda rüzgar camları dövüyor, kar taneleri fırtınayla savruluyordu ama içeride, bu iki kalbin arasında sonsuz bir bahar yaşanıyordu.

Vezir, çenesini Kudret’in omzuna yasladı. Dudakları onun boynuna o kadar yakındı ki her nefes alışında Kudret’in teni ürperiyordu.

Vezir, parmaklarını Kudret’in hırkasının altından geçirip çıplak beline dokundu. Teninin sıcaklığıyla Kudret’in derin bir iç çektiğini hissetti.

"Sevgilim.." dedi Vezir, fısıltıyla. Sesi şöminedeki odunların çıtırtısıyla karışıp odaya yayılıyordu. "Seni her gün daha çok severek uyanıyorum. Bazen göğsümün dar geldiğini, kalbimin bu sevgiyi taşımakta zorlandığını hissediyorum."

Kudret, Vezir’in elinin üzerine kendi elini koydu ve parmaklarını kenetledi. "Ben de seni çok seviyorum Vezir. Hayatın bütün karmaşasında, gürültüsünde beni hiç yalnız bırakmaman, hep sevmen o kadar güzel ki.. Sen benim evimsin ya."

Bu sözler üzerine Vezir, Kudret’i hafifçe kendine doğru çevirdi. Gözleri, şömine ateşinin yansımasıyla parıldıyordu. Hiçbir şey söylemeden, büyük bir şefkatle Kudret’in yüzünü avuçlarının arasına aldı.

Başparmaklarıyla okşadıktan sonra yavaşça eğilip dudaklarını Kudret’in dudaklarıyla birleştirdi.

Bu öpücük, sabah mutfaktaki o aceleci ve muzip öpücüklerden çok farklıydı. Derindi, sakindi ve içinde sonsuz bir bağlılık taşıyordu.

Dudakları birbirinden ayrıldığında ikisi de bir süre alınlarını birbirine dayayarak öylece kaldılar.

"Hiç bitmesin bu an," dedi Kudret, gözlerini açmadan. "Burada, böylece kalalım."

"Sonsuza kadar," dedi Vezir, onun alnına küçük bir öpücük kondurarak. "Sonsuza kadar sadece biz."

Şöminenin sıcaklığı odayı iyice ısıtırken, kollarını birbirine daha da doladılar..

Zaman, şöminenin başında birbirlerinin kollarında akar giderken pencerelerin ardındaki beyaz dünya yavaşça karanlığa gömüldü.

Kudret, Vezir’in göğsünde hafifçe kıpırdandı. Gözlerini açtığında odanın aldığı bu loş ve büyüleyici hal gülümsemesine sebep oldu.
"Akşam olmuş bile," dedi, sesi uykulu ve huzurlu çıkmıştı.

Vezir, onun saçlarını okşayan elini durdurup boynuna kaydırdı. "Uyumuştun. Seni uyandırmaya hiç kıyamadım. O kadar huzurlu görünüyordun ki..."

Kudret doğrulup koltuğun üzerinde oturdu. "O zaman bu güzel akşamı daha da güzelleştirelim," dedi gözleri parlayarak. "Bize harika bir sofra kuralım. Ama bu sefer öyle alelade değil; mumlar olsun, hafif bir müzik olsun. Ne dersin?"

Vezir’in gözleri aşkla kısıldı. "Sen nasıl istersen sevgilim. Sen iste, ben bütün evi mumlarla donatayım."

İkisi de koltuktan kalktı. Vezir hemen mutfağa yönelirken, Kudret de evin köşelerinde duran şamdanları ve irili ufaklı mumları toplamaya başladı.

Birkaç dakika içinde salondaki masanın üzeri, sehpa ve şömine rafı onlarca mumla donatılmıştı. Kudret mumları tek tek yakarken, odanın loş havası yerini büyüleyici, titrek ve romantik bir sarı aydınlığa bıraktı.

Köşedeki eski plaktan yayılan çok hafif, enstrümantal bir melodi odayı doldurduğunda ortam tamamen masalsı bir hal almıştı.

Vezir, mutfakta hazırladığı akşam yemeğini masaya getirdi. Büyük bir özenle tabakları yerleştirdikten sonra Kudret’in sandalyesini çekip oturmasına yardım etti. Kendisi de tam karşısına geçti.

Mum ışığı, Kudret’in gözlerindeki ışıltıyı o kadar ortaya çıkarmıştı ki Vezir yemeğe odaklanmakta zorluk çekiyordu.

"Eline sağlık," dedi Kudret, tabağındaki yemeğe bakıp gülümseyerek. "Harika görünüyor."
"Afiyet olsun," dedi Vezir, uzanıp masanın üzerinden Kudret’in elini tutarak. Parmaklarının ucunu dudaklarına götürdü. "Seninle geçen her saniye için şükrediyorum Kudret. Şu masada, sadece seninle karşılıklı oturmak bile bana hayatın verebileceği en büyük hediye."

Kudret’in kalbi aldığı bu sözlerle bir kez daha hızla çarpmaya başladı. Bu adamın kendisine olan sevgisi o kadar büyüktü ki bazen nefesinin kesildiğini hissediyordu. "İyi ki varsın Vezir"dedi fısıltıyla.

Yemeklerini yerken aralarında o kadar tatlı, o kadar sakin bir sohbet döndü ki ikisi de hayatlarında hiç bu kadar dinlendiklerini hissetmemişlerdi. Gelecekten, kuracakları yeni hayallerden ve sadece ikisine ait olacak yarınlardan bahsettiler. Ne bir engel vardı önlerinde ne de aşamayacakları bir duvar.

Yemek bittiğinde Vezir ayağa kalktı. Plaktan yükselen müziğin ritmine uyarak elini Kudret’e doğru uzattı. "Bu güzel hanımefendi bana bu dansı lütfeder mi acaba?" dedi, gözlerinin içi gülerek.

Kudret büyük bir mutlulukla elini onun avcuna bıraktı. "Büyük bir zevkle."

Vezir, Kudret’i masanın kenarından çekip kollarının arasına aldı. Bir elini beline yerleştirirken, diğer eliyle de Kudret’in elini sıkıca kavradı.

Mumların titrek ışıkları altında, dışarıda fırtına devam ederken, onlar salonun ortasında çok yavaş adımlarla sallanmaya başladılar.Kudret başını Vezir’in omzuna yasladı. Müziğin ritmi, şöminedeki odunların çıtırtısı ve ikisinin kalp atışları birbirine karışıyordu.

Vezir, dans ederken Kudret’i kendine daha da yaklaştırdı. Başını eğip dudaklarını onun kulağına yaklaştırdı."Seni sonsuza kadar seveceğim," diye fısıldadı.

Kudret başını kaldırıp onun derin bakan gözlerine kilitlendi. "Ben de seni Vezir. Sonsuza kadar."

Vezir daha fazla dayanamayarak eğildi ve dudaklarını Kudret’in dudaklarıyla buluşturdu. Mum ışıklarının gölgeleri duvarda birbirine karıştı.

Dansın son tınıları da mumların titrek alevleri arasında kaybolurken, ikisi de kollarını birbirinden çekmek istemedi.

Vezir, Kudret’in yüzünü çevreleyen saç tellerini büyük bir şefkatle geriye doğru itti. Gözlerinde, dünyadaki tüm fırtınaları dindirebilecek bir dinginlik vardı. "Çok yorucu günler geçirdik," dedi fısıltıyla. "Ama şimdi buradayız. Her şey bitti ve sadece biz kaldık."

Kudret, başını Vezir’in göğsüne yaslayıp derin bir nefes aldı. "Burası benim dünyam," dedi. "Senin kolların, senin kalbin..."

Vezir, Kudret’i kucağına alarak şöminenin önüne serdikleri o kalın, yumuşacık battaniyenin üzerine usulca bıraktı. Kendisi de hemen yanına uzandı.

Şöminedeki odunlar artık kor haline gelmiş, odaya çok daha loş ve derin bir kızıllık yayıyordu.

Mumların çoğu sönmüştü; geriye sadece birkaç tanesinin minik, inatçı alevleri kalmıştı.

Kudret, sırtını Vezir’in göğsüne yaslandı. Vezir ise kollarını onun bedenine dolayıp Kudret’i adeta kendi varlığıyla sarmaladı.

Üzerlerine çektikleri kalın örtünün altında, dışarıdaki dondurucu Kars soğuğundan tamamen uzaktaydılar.

Vezir, Kudret’in omzuna ve boynuna tüy hafifliğinde küçük öpücükler kondurmaya başladı. Bu dokunuşlar ne bir acelesi olan ne de bir şey kanıtlamaya çalışan dokunuşlardı; sadece "buradayım, yanındayım ve seni çok seviyorum" demenin sessiz bir yoluydu.

"Uyu sevgilim," dedi Vezir, dudaklarını Kudret’in kulağına yaslayarak. "Ben buradayım. Sen uyanana kadar, hatta uyandıktan sonra da hep burada olacağım."

Kudret, Vezir’in kalp atışlarının güven veren ritmi eşliğinde gözlerini yavaşça kapattı. Dudaklarında huzurlu bir tebessüm vardı.

Gece boyunca camları döven fırtına, sabaha karşı yerini derin ve büyüleyici bir sessizliğe bırakmıştı.

Kars’ın o sonsuz beyazlığına doğan güneşin ilk pembe ışıkları, salonun buz tutmuş pencerelerinden süzülerek şömine önünde uyuyakalan iki aşığın üzerine düştü.

Kudret, yüzüne vuran bu tatlı sıcaklıkla gözlerini hafifçe araladı. İlk hissettiği şey, üzerinden hiç eksilmeyen o muazzam güven duygusu ve beline sıkıca sarılmış olan güçlü kollardı.

Vezir hala derin bir uykudaydı. Yüzündeki o her zamanki tetikte bekleyen, düşünceli ifade gitmiş; yerine tamamen huzurlu, adeta bir çocuğun uykusunu andıran duru bir ifade gelmişti.

Kudret başını hafifçe kaldırıp onun bu halini izlemeye başladı. Bu adamın sadece kendisine ait olan bu dingin yüzünü dünyadaki hiçbir şeye değişmezdi. Parmak uçlarını çok hafifçe, uyandırmaktan korkarak Vezir’in yüzünde gezdirdi. Kaşlarını, şakağını ve en nihayetinde dudaklarının kenarını okşadı.Bu narin dokunuşla birlikte Vezir’in kirpikleri titredi ve yavaşça gözlerini açtı.

Karşısında doğrudan kendisine bakan o sevgi dolu gözleri görünce dudaklarında uykulu ama çok içten bir gülümseme belirdi.

"Günaydın," dedi Vezir. Sesi uykudan dolayı her zamankinden çok daha kalın ve boğuk çıkmıştı. Kollarını daha da sıkarak Kudret’i göğsüne iyice bastırdı.

"Günaydın sevgilim," dedi Kudret, başını onun boyun çukuruna gömerek. Oradaki o tanıdık ve sıcak kokuyu içine çekti.

"Fırtına dinmiş. Bak, güneş doğuyor."Vezir başını pencereye doğru çevirdi.

Gökyüzü pembe, turuncu ve morun en güzel tonlarıyla boyanmıştı. Koca bir fırtınanın ardından gelen bu dinginlik, sanki hayatlarının yeni dönemini müjdeliyor gibiydi.

"Bitti," dedi Vezir fısıltıyla. Sesi sadece Kudret’in duyabileceği kadar alçaktı ama içinde koca bir kararlılık barındırıyordu.

"Bütün o karanlık, fırtınalı günler geride kaldı. Artık sadece bu doğan güneş var bizim için."

Kudret doğrulup Vezir’in üzerine doğru eğildi. Gözlerinin içine bakarak, "Bu rüya değil değil mi Vezir? Biz gerçekten yeni bir sayfa açtık," dedi. Sesinde hem büyük bir umut hem de küçücük bir endişe vardı.

Vezir, Kudret’in yüzünü iki elinin arasına aldı. Başparmaklarıyla yanaklarını okşayarak onu sakinleştirdi. "Bu sadece başlangıç," dedi büyük bir ciddiyetle. "O evin kapısını arkamızda bıraktığımız an, biz kendi dünyamızı kurduk. Bundan sonra her sabah sadece sana, bu huzura ve bu aşka uyanacağım. Sana söz veriyorum Kudret. Kimse, hiçbir şey bizi bu sessizlikten koparamayacak."

Kudret’in gözlerinden süzülen tek bir damla yaş, Vezir’in başparmağının altında kayboldu. Bu bir mutluluk gözyaşıydı. Eğilip Vezir’in dudaklarına hayat boyu sürecek uzun, derin ve sevgi dolu bir öpücük bıraktı.

Dışarıda fırtınanın ardından parıldayan taze karların üzerinde sabah güneşi yükselirken, içeride iki aşık insan geçmişin tüm yüklerinden arınmış bir şekilde, sonsuza dek sürecek yeni hayatlarının ilk gününe birlikte gülümsediler..