34. bölüm · KudZir ❤️

30. Bölüm [Deniz kokusu ve sen]

smyys ★

İstanbul’da akşamüstü saati, gökyüzünün mavi tonlarını yavaş yavaş turuncuya bıraktığı o en güzel andı. Denizden esen serin rüzgâr, insanın yüzüne tatlı tatlı esiyor, kıyıya vuran küçük dalgaların sesi sahildeki sessizliği huzurlu bir melodiyle dolduruyordu. Havada deniz kokusu ve uzaktan geçen vapurların o çok tanıdık sesi vardı.

Kudret, sahil şeridindeki yürüyüş yolunda durmuş, ellerini önünde bağlamış bir halde denizi izliyordu. Üzerinde uçuşan, rahat yazlık bir elbise vardı. Saçları rüzgârda hafifçe dalgalanıyor, denizin parıltısı gözlerine yansıyordu. Haftanın tüm koşturmacası ve yorgunluğu, bu uçsuz bucaksız maviye bakarken yavaşça yok olup gidiyordu.

"Çok beklettim mi sevgilim?"

Kudret sesin geldiği yöne döndüğünde, içini ısıtan o tanıdık yüzü gördü. Vezir geliyordu. Üzerinde keten, rahat bir gömlek vardı ve yüzünde sadece Kudret’e özel olan o şefkatli gülümseme vardı. Yanında ise sahil keyfi için getirdiği bembeyaz bir bisikleti elinde sürüyordu. Bisikletin önündeki hasır sepetin içinde fırından yeni çıkmış börekler ve iki şişe soğuk limonata duruyordu.

Kudret, Vezir’in kendisine doğru gelişini izlerken gülümsedi. "Hiç bekletmedin," dedi sesi yumuşacık bir tonda çıkarken. "Seni bu bisikletle görmek harika bir sürpriz oldu."

Vezir yanına ulaştığında bisikleti durdurdu. Kudret’in elini kavrayıp parmaklarını onun parmaklarının arasından geçirdi. "İstanbul’un tadı en güzel böyle çıkar diye düşündüm. Sadece sen, ben ve deniz. Biraz sürelim mi?"

"Sürelim," dedi Kudret neşeyle.

Vezir bisiklete yerleşti ve dengesini kurdu. Kudret ise arkadaki o geniş, minderli kısmına yan bir şekilde oturdu. Bacaklarını hafifçe sallayarak dengesini bulduktan sonra, kollarını Vezir’in beline sıkıca doladı. Başını Vezir’in sırtına yasladığında, onun düzenli nefes alışlarını ve kokusunu hissetti. Bu an, Kudret için dünyadaki en güvenli, en huzurlu yerdi.

"Sıkı tutun sevgilim, başlıyoruz," dedi Vezir.

Pedallara basmasıyla birlikte bisiklet sahil yolunun üzerinde yumuşakça akmaya başladı. Sağ taraflarında uzanan uçsuz bucaksız deniz, sol taraflarında ise şehrin ışıkları yavaş yavaş yanıyordu. Bisiklet hızlandıkça rüzgâr yüzlerine daha sert çarpıyor, Kudret’in elbisesinin etekleri uçuşuyordu. Karşı kıyının ışıkları denizin üzerine uzun, sarı çizgiler halinde yansımaya başlamıştı.

Vezir dengeli ve acele etmeden, tamamen anın tadını çıkararak pedalları çeviriyordu. Kudret arkada gözlerini kapatmış, sadece rüzgârın tenindeki hissini ve önündeki adamın sıcaklığını hissediyordu. Aralarında kelimelere gerek yoktu; bu sessizlik, birbirlerine duydukları o derin aşkın en güzel ifadesiydi.

Denizin tam kenarında, sakin ve tenha bir düzlüğe geldiklerinde Vezir bisikleti yavaşlatıp durdurdu. Bisikleti kaldırıma dikkatlice sabitledikten sonra Kudret’in inmesine yardımcı oldu.

Kaldırımın kenarına, ayaklarını denize doğru uzatabilecekleri bir şekilde yan yana oturdular. Vezir sepetteki börekleri çıkarıp böldü ve yarısını Kudret’e uzattı. Limonata şişelerini açıp aralarındaki küçük boşluğa yerleştirdi.

"Teşekkür ederim," dedi Kudret, simidinden bir ısırık alırken. Gözleri denizin üzerindeki yakamozlara dalmıştı. "Bu karmaşanın içinde bana nefes alacak bir alan yaratmayı her zaman çok iyi biliyorsun."

Vezir, Kudret’in yüzüne düşen bir saç tutamını nazikçe kulağının arkasına itti. Elini onun yanağına koydu, başparmağıyla tenini yumuşakça okşadı. "Sen benim yanımdayken dünya zaten sessizleşiyor sevgilim. Ben sadece bu sessizliği seninle paylaşmak istedim. Sen yanımda olduğun sürece ben bu yolu hiç durmadan yürürüm."

Kudret elini Vezir’in yanağındaki elinin üzerine koydu, gözlerinin içine derin bir hayranlıkla baktı. "Ben de seninle her yere gelirim Vezir. Yeter ki ellerimiz hiç ayrılmasın."

Güneş tamamen batıp hava karardığında, karşı kıyının ve uzaktaki köprünün ışıkları denizin üzerinde rengarenk bir şölen oluşturdu. İki sevgili, İstanbul’un bu huzurlu akşamında, birbirlerinin omzuna yaslanmış bir halde sessizce oturup anın güzelliğini yaşamaya devam ettiler..

🤍