KÖR MAVİ kitap kapağı

9. bölüm / 10

KÖR MAVİ

8. Bölüm: Yabancı Gölgeler

Vaveyla Yazarı: Miyuki Miyuchan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 8. Bölüm: Yabancı Gölgeler

Nehir boyunca yükselen Mavi-Altın büyü kalkanı, şafak ışığında devasa bir mücevher gibi parıldarken vadideki havayı tamamen değiştirmişti. Nehrin öte yakasındaki kurumuş çalılıklar, Mina’nın bıraktığı koruyucu büyünün sıcaklığıyla canlanıyor, vadi halkı ilk kez kendilerini güvende hissederek karargâhın temellerini atıyordu.
Mina, nehir kıyısındaki yüksek bir kayalığın üzerinde durmuş, gümüş kaplamalı hançeriyle haritaya yeni sınır çizgileri kazıyordu. Rüzgâr siyah saçlarını savururken sağ mavi gözü vadinin her köşesini keskin bir kartal gibi tarıyordu.
Kael, kayalığın altına kadar yaklaşıp kollarını göğsünde birleştirdi. Kızıl gözleri, Mina’nın harita üzerindeki kendinden emin hareketlerinde gezindi.
"Görüyorum ki sınırları çizerken benim topraklarımdan oldukça cömert davranıyorsun, Büyücü Savaşçı," dedi Kael, dudaklarının kenarında alaycı bir kıvrımla.
Mina, başını haritadan kaldırmadan hançeri kayaya sapladı. "Senin toprakların mı?" dedi, başını Kael’e çevirip sol gözündeki altın rünleri hafifçe parıldatarak. "Eos’un buzları eridiğinde o sınırlar da eridi Kael. Artık burası 'senin toprakların' değil, 'bizim krallığımız'. Ve ben bu krallığı yetersiz kaynaklarla yönetmeye niyetli değilim."
Kael gür bir sesle kıkırdadı. Mina’nın bu lafını esirgemeyen, her fırsatta kendi otoritesini koyan tavrı içindeki avcıyı her saniye daha da büyülüyordu. Tam kayalığa tırmanıp onun yanına varacaktı ki, nehir kalkanının batı kanadından tiz ve yabancı bir ıslık sesi yükseldi.
ŞRRRRT!
Kalkanın üzerindeki mavi ışıklar, yabancı bir büyü müdahalesiyle cızırdayarak dalgalandı.
Mina anında doğrularak kılıcını kınından çekti. Kael ise gölge adımlarıyla saniyeler içinde Mina’nın yanında belirdi. İkisinin de avucundaki gümüş mühürler, yaklaşan yabancı tehdidi hissetmişçesine yakıcı bir sıcaklıkla alev aldı.
Nehrin karşı kıyısındaki sislerin içinden, üzerlerinde derin gümüş işlemeli ağır zırhlar taşıyan iki silüet sıyrıldı.
En önde yürüyen adam, sırtında devasa bir çift taraflı balta taşıyordu. Omuzlarına atılmış kurt postu ve sol gözünü kapatan derin bir yara iziyle Eos’un alıştığı narin veya gölge bazlı büyülere hiç benzemiyordu. Bu, Kuzey İttifakı'nın kanlı generali Valerius’tu. Yanında ise baştan aşağı mor ipeklerle sarılı, elinde rün kaplı çelik bir asa taşıyan, bakışları bir yılan kadar soğuk ve zeki olan Büyücü Başrahibe Sera yürüyordu.
Valerius, nehrin üzerindeki parlak büyü kalkanına bakıp küçümseyen bir kahkaha attı. "Bak sen şu işe Sera... Eos’un buzdan lordunun krallığı çökmüş de, kapısına derme çatma bir büyü tülü germişler."
Sera asasını yere vurdu, asanın ucundan yayılan mor büyü dalgası Mina’nın kalkanına çarptığında hafif bir çatlama sesi duyuldu. Sera’nın bakışları kalkanın arkasındaki Mina’ya ve onun sol gözündeki altın rünlere kilitlendi.
"Buzlar eridiğinde serbest kalacak kadim gücü hissettiğimizde inanmamıştım," dedi Sera, sesi nehrin üzerinden bir fısıltı gibi yankılanarak. "Ama görüyorum ki Eos Lordu bir Büyücü Savaşçı'nın koynuna sığınmış. Mühürlenmişler... Ne kadar da acınası bir ittifak."
Mina’nın sağ mavi gözü tehlikeli bir karanlıkla daraldı. Kael’in müdahale etmesine fırsat vermeden kayalıktan nehir kıyısına doğru öyle hızlı ve mağrur bir adımla indi ki, yerdeki çakıl taşları büyüsünün etkisiyle hafifçe havalandı.
"Sığınmak mı?" dedi Mina, sesi nehri yaracak kadar keskin ve gürdü. "Bize acınası demeden önce, elindeki o basit asayla kalkanıma dokunmaya çalışan parmaklarına dikkat et Başrahibe. Çünki bir adım daha atarsan, o asayı nereden geldiysen oraya kadar geri sokarım."
Valerius’un kahkahası bir anda kesildi. Sera’nın ise yüzündeki o soğuk kibir, Mina’nın bu ağır ve pervasız yanıtıyla yerini öfkeli bir gerilime bıraktı. Yüzyıllardır kimseden böyle bir hakaret duymamışlardı.
Kael, Mina’nın hemen arkasında bitti. Elini Mina’nın omzuna koydu; parmaklarından süzülen siyah gölge büyüsü, Mina’nın Mavi-Altın ışığıyla birleşerek nehir boyunca devasa bir fırtına duvarı ördü.
"Eos Şatosu yıkılmış olabilir," dedi Kael, kızıl gözleri Valerius ve Sera’nın üzerine dondurucu bir baskı gibi çökerken. "Ama bu toprakların yeni sahipleri karşısında konuşurken kelimelerinizi dikkatli seçin. Yoksa Kuzey İttifakı kendisini yeni bir lider ararken bulur."
Valerius baltasını omzuna bastırdı, gözlerindeki küçümseme yerini kanlı bir ciddiyete bıraktı. Sera ise asasını geri çekerek Mina ile Kael’in arasındaki o sarsılmaz mühür bağını analiz etmeye çalıştı.
"Bu sadece bir ziyaret değildi, Lord Kael," dedi Sera, geriye doğru bir adım atarak. "Kristalin kırılışı tüm kıtada dengeleri değiştirdi. İmparatorluk bu yeni gücü ve bu 'kadın savaşçıyı' öylece kendi haline bırakmayacak. Yakında yeniden görüşeceğiz."
Sislerin arasında kaybolurlarken, Mina kılıcını kınına sokup göğsünde birleştirdi.
"Tehdit edip kaçmak kuzeylilerin ata sporu sanırım," dedi Mina, Kael’e dönerek. Dudaklarında o tehlikeli, meydan okuyan gülüş yeniden belirmişti. "Ne dersin Lordum, bir sonraki gelişlerinde onları kılıçla mı karşılayalım, yoksa dillerini kesip Kuzey'e hediye olarak mı gönderelim?"
Kael, Mina’nın beline sarılarak onu kendine çekti. Yüzünde aç bir gurur vardı. "Sen nasıl istersen, Büyücü Savaşçı. Bu krallığı seninle savunmak, Eos’un gördüğü en kanlı eğlence olacak."
Nehir kalkanından uzaklaşıp kamp alanının kurulduğu düzlüğe doğru yürürlerken, Kael adımlarını biraz yavaşlattı. Suların çekildiği ıslak toprakta çizmelerinin çıkardığı ses dışında etrafta derin bir sessizlik vardı; ancak az önce yaşanan gerilim havada hala asılı duruyordu.
"Valerius ve o cadı Sera tek başına hareket etmiyor," dedi Kael, kızıl gözleri kampın sınırlarını tararken. "Kuzey İttifakı uzun süredir sessizdi. Şimdi bu kadar cüretkâr olmaları, arkalarında yeni bir güç ve planlar olduğunu gösteriyor."
Mina, elini kılıcının kabzasından çekmeden durdu ve Kael’e doğru döndü. Sağ mavi gözündeki o keskin ifadeyle, vadinin gölgeli köşelerinde hareket eden iki silüeti işaret etti.
"Haklısın," dedi Mina, sesindeki o kararlı tonla. "Ve kim olduklarını öğrenmenin tam sırası."
Kael’in işaretiyle, kampın köşesinde duran iki kişi ağır adımlarla onların bulunduğu yöne doğru yürümeye başladı. Eos’un yeni düzeninde yer almak isteyen bu yabancılar, krallığın kaderini değiştirebilecek sırlar taşıyorlardı.
Biri, sırtında ince işlenmiş, demir detaylı koyu gri bir zırh taşıyan, açık kumral saçları ve zeki, keskin yeşil gözleriyle etrafı inceleyen genç bir adamdı. Adımlarındaki o hafif ve sessiz duruştan bir izci ya da suikastçı olduğu hemen anlaşılıyordu. Adı Aiden’dı; Kuzey’in buzlu dağlarından yıllar önce kaçmış, Eos’un eski gizli istihbarat şefiydi. Vadinin engebeli yollarını ve Kuzey İttifakı’nın gizli geçitlerini avucu gibi biliyordu.
Diğeri ise, Aiden’ın hemen yanında duran, mor pelerinini sımsıkı sarınmış, yüzünün yarısını gümüş bir maskeyle gizleyen gizemli bir kadındı. Maskenin altından görünen tek şey, zehirli sarmaşıklar gibi parlayan sarı gözleriydi. Adı Lyra’ydı; Sera’nın eski sağ kolu olan ama sonradan Kuzey İttifakı’nın karanlık büyü deneylerinden kaçarak sığınma talep eden hain bir simyacı ve büyü mühendisliği uzmanıydı. Sera’nın hangi yasak rünleri kullandığını ve yıkım makinelerinin zayıf noktalarını ezbere biliyordu.
Aiden, Kael ve Mina’nın önüne gelip hafifçe başını eğdi. Gözlerindeki dikbaşlı güven hiç eksilmemişti.
"Lord Kael, Büyücü Savaşçı," dedi Aiden, sesi pürüzsüz ve net çıkıyordu. "Kalkanı nehrin batısına kadar genişlettiğinizi gördüm. Etkileyici. Ama Valerius’un o baltayla tekrar gelmeyeceğini düşünüyorsanız çok büyük bir yanılgı içindesiniz."
Mina, Aiden’ın karşısında kollarını göğsünde birleştirerek dikildi. Sağ mavi gözüyle genç izciyi baştan aşağı süzdü. "Kim olduğumuzu ve ne kadar dayanıklı olduğumuzu görecekler Aiden. Asıl soru şu: Sen buraya bize akıl vermeye mi geldin, yoksa Kuzey’in planlarını servis etmek için mi?"
Aiden hafifçe sırıtarak belindeki hançerlerin kabzasına parmak uçlarıyla dokundu. "Akıl vermeye değil, Büyücü Savaşçı... Kuzey’in size ne kadar pahalıya mal olacağını hatırlatmaya geldim. Valerius yalnız gelmez. Arkasında sadece askerler değil, Sera’nın o yasak rünlerle beslediği yıkım makineleri var."
O sırada yanlarında sessizce duran maskeli simyacı Lyra araya girdi. Sesi, kuru yaprakların hışırtısı gibi boğuk ama son derece keskin çıkıyordu.
"Sera sadece yıkım makineleriyle gelmeyecek," dedi Lyra, gümüş maskesini hafifçe yukarı kaldırarak sarı gözlerini Mina ve Kael’e çevirdi. "O kadın, sizin o mühürlü kanınızın sırrını çözmeye kafayı taktı. Eos’un kristali kırıldı ama o enerjinin havaya karışmadığını, doğrudan ikinizin damarlarında aktığını biliyor. Sizi canlı yakalayıp o mühürü kendi elleriyle sökmek istiyor."
Kael’дің kızıl gözleri bu sözlerle birlikte tehlikeli bir karanlığa büründü. Bedeninden yayılan o dondurucu aura kamp alanındaki havayı bir anda buz gibi yaparken, avucundaki gümüş mühür alev aldı.
"Beni veya Mina’yı canlı yakalamak mi?" dedi Kael, sesi kış fırtınasından farksız bir hırıltıyla. "Sera’ya söyleyin; o mühüre uzanan ellerini bu vadiden içeri adım attığı ilk saniye bizzat kendim keserim."
Mina, Kael’nin omzuna hafifçe dokunarak onu sakinleştirdi, ancak dudaklarındaki o keskin, korkusuz tebessüm bir an bile solmadı. Kael’e doğru hafifçe dönüp gözlerinin içine baktı.
"Korkutmaya çalıştıkları şey bizim gücümüz Kael," dedi Mina, sesi tüm karargahta net bir şekilde yankılanırken. "Bırakalım gelsinler. Sera’ya ve Valerius’a bu krallığın kime ait olduğunu çok acı bir dersle öğreteceğiz."
Lyra’nın gümüş maskesinin altından süzülen o uyarıcı bakışlar kamp alanındaki sessizliği daha da derinleştirmişti. Aiden, belindeki hançerlerin kabzasından ellerini çekmeden, hafifçe öne doğru bir adım attı.
"Sera’nın ne kadar tehlikeli olduğunu bizzat laboratuvarlarında çalışmış biri olarak söylüyorum," dedi Lyra, sarı gözlerini Kael’den ayırmadan. "O kadın sadece büyüyle ilgilenmez. Eos kristalinin parçasını ele geçirdiğini duyduğunda, onu silaha dönüştürmek için her şeyi göze alacaktır. Valerius’un ordusu sadece bir öncü kuvvet."
Kael, kızıl gözlerindeki o karanlık parıltıyı sabitleştirerek Lyra’ya baktı. "O kristalin gücü artık o taşlarda değil, bizim damarlarımızda. Sera o parçayı istiyorsa, onu ancak kalbimizi sökerek alabilir ki bu da onun sonu olur."
Mina, kılıcını kınından tamamen çıkarıp ucunu hafifçe yere dayadı. Sağ mavi gözündeki keskin ışık, kampın etrafındaki gölgeleri delecek kadar parlaktı.
"Korku yaratmaya çalışıyorlar," dedi Mina, sesi karargahtanet ve buyurgan bir tonda yankılanarak. "Valerius’un baltası ya da Sera’nın yasak rünleri... Biz Eos’un buzlarını ve o lanetli kristali kendi ellerimizle paramparça ettik. Bu iki kuzeyli soytarı bizimle baş edebileceklerini sanıyorlarsa, yanılıyorlar."
Aiden, Mina’nın bu korkusuz ve otoriter duruşu karşısında istemsizce tebessüm etti. "Görünen o ki, Eos’un yeni lideri tahta geçer geçmez kılıcını bileylemeye başlamış."
"Tahta geçmiyoruz Aiden," dedi Kael, Mina’ya doğru bir adım atıp onunla yan yana durarak. "Biz o tahtı yok ettik. Yerine ne kuracaksak, kanımızla ve gücümüzle kuracağız."
Kael, avucundaki gümüş mühürü Mina’nın mühürlü eliyle yeniden birleştirdi. İki gücün temasıyla kampın üzerinde hafif bir mavi ve kızıl dalga yayıldı; bu, yaklaşan düşmanlara karşı verilmiş açık bir gözdağıydı.
"Yarın sabah," dedi Mina, kılıcını sabitleyip karargâhın harita masasına doğru yürürken, "Aiden bize Kuzey’in geçitlerini gösterecek, Lyra da Sera’nın o rün makinelerinin zayıf noktalarını anlatacak. Onlar buraya gelmeden önce, biz onların kapısına dayanacağız."
Kael, Mina’nın bu keskin ve stratejik hamlesini onaylarcasına başını salladı. Kuzey İttifakı’nın oynadığı bu tehlikeli oyun, Büyücü Savaşçı'nın ve Vampir Lordu’nun ellerinde tamamen tersine dönmek üzereydi.
Harita masasının etrafındaki meşaleler rüzgârda hafifçe titrerken, Aiden parmağını harita üzerindeki dağlık kuzey geçitlerine doğru uzattı. Yüzündeki o zeki ve temkinli ifade, işin ciddiyetini açıkça ortaya koyuyordu.
"Valerius ordusunu doğrudan nehir kalkanına sürmeyecektir," dedi Aiden, işaret parmağını dar bir kanyondan kaydırarak. "Burası, 'Kurt Geçidi'. Sera’nın rün makinelerini ve ağır zırhlı birliklerini ancak bu vadiden geçirebilirler. Eğer kalkanı burada pusuya düşürebilirsek, onların avantajını tamamen elimizden alırız."
Lyra, gümüş maskesini sabitleyip masaya biraz daha yaklaştı. Sarı gözleri haritadaki zehirli bataklık sembollerinde geziniyordu. "Aiden haklı. Ama unutmayın, Sera o makineleri normal demirle yapmadı. Eski Eos simyasının kalıntılarını ve yasak büyüleri kullanıyor. Onları durdurmanın tek yolu, çekirdeklerindeki rün kristalini kırmaktır. Ve bunun için de..." Lyra başını kaldırıp doğrudan Mina’ya baktı, "...sizin o mühürlü büyü gücünüze ihtiyacımız olacak."
Mina, kollarını göğsünde birleştirmiş bir şekilde haritayı inceliyordu. Sağ mavi gözündeki keskin ışık, planın her detayını tek tek tartarken, sol gözündeki altın rünler hafif bir ritimle parıldıyordu.
"Rün kristalini kırmak sorun değil," dedi Mina, sesindeki o sarsılmaz özgüvenle. "Asıl mesele, o makineler bize ulaşmadan önce onları hangi açıyla avlayacağımız."
Kael, Mina’nın hemen yanında durmuş, kızıl gözlerini haritadan ayırmadan kollarını bağlamıştı. Mina’nın stratejik zekâsını ve olaylara el koyuşunu izlemek, onda derin bir hayranlık ve sahiplenme duygusu uyandırıyordu.
"Vespera’ya söyleyin, öncü vampir birliklerini Kurt Geçidi’nin iki yanındaki kayalıklara yerleştirsin," dedi Kael, derin ve otoriter sesiyle. "Valerius oraya girdiğinde trap kapanmış olacak. Onlara eski Eos’un ne kadar tehlikeli olduğunu hatırlatacağız."
Aiden ve Lyra, iki liderin arasındaki bu kusursuz uyumu ve saniyeler içinde kurdukları ölümcül stratejiyi gördüklerinde başlarını saygıyla eğdiler. Kuzey İttifakı henüz farkında değildi ama üzerlerine gelen şey sadece bir ordu değil, kendi yıkımlarını hazırlayan mühürlü bir felaketti.
"O halde plan belli," dedi Mina, masaya hafifçe vurarak dikleşti. Sağ mavi gözü karargâhın dışındaki karanlık ufka dikildi. "Yarın sabah Kuzey’i beklemeyeceğiz. Biz onların kapısını çalacağız."
Kael, Mina’nın bileğinden tutup onu kendine doğru çekti ve gümüş mühürlü ellerini bir kez daha sıkıca birbirine kenetledi. İki aşığın ve liderin gözlerindeki ateş, yaklaşan savaşın gecesini aydınlatacak kadar parlaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.