KÖR MAVİ kitap kapağı

5. bölüm / 10

KÖR MAVİ

4. Bölüm: Kütüphanedeki Sırlar

Vaveyla Yazarı: Miyuki Miyuchan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 4. Bölüm: Kütüphanedeki Sırlar

Zindandaki buz gibi gerçeklerle yüzleştikten sonra geçen saatler, Mina’nın zihninde bir an bile durulmamıştı. Şatonun en üst katında yer alan devasa kütüphane, yüksek tavanları, tozlu kadim parşömenleri ve tavana kadar uzanan ahşap raflarıyla büyüleyici ama aynı zamanda kasvetli bir sığınaktı.
Mina, ağır ahşap masanın üzerine serdiği yıpranmış rün haritalarının üzerinde dirseklerini dayamış, sağ mavi gözünü satırların üzerinde gezdiriyordu. Sol tarafındaki kör gözü ise, bu eski sayfalara sinmiş olan karanlık büyü kalıntılarını hafif bir karıncalanmayla hissediyordu. Kadim Büyücü Savaşçıların mühür tekniklerini inceliyor, kristalin gücünü Eos’u yıkıma uğratmadan serbest bırakmanın yollarını arıyordu.
Fakat ne kadar odaklansa da zihni sürekli zindandaki o anlara kayıyordu: Kael’in kılıcın ucundaki kararlı duruşu, gözlerindeki o sonu gelmez yalnızlık ve tenine değen o dondurucu temas...
"Aradığın cevaplar o yıpranmış deri kapakların arasında yok, Mina."
Ses, kütüphanenin karanlık bir köşesindeki devasa rafların arasından döküldü. Mina irkilmeden başını kaldırdı. Kael, gölgelerin içinden ağır adımlarla sıyrılarak belirdi. Üzerindeki pelerini yoktu; sade, koyu renkli kışlık giysileri içinde bile duruşundaki o ezici otorite odadaki tüm havayı değiştiriyordu.
"Bir şey bulmak istiyorsan, önce ne aradığını bilmelisin," dedi Kael, masaya doğru yaklaşarak. Yavaşça eğildi, parmak uçlarını Mina’nın önündeki rün haritasının üzerinde gezdirdi. Uzun, soğuk parmakları masadaki loş mum ışığında mermer gibi parıldıyordu. "O kristal, sadece bir mühür değil. O, bu krallıkla benim ruhumun arasına çekilmiş bir halat."
Mina, aralarındaki mesafe daraldığında bile geriye çekilmedi. "Her mührün bir çözümü, her büyünün bir tersi vardır Kael. Sen bu yükü sonsuza kadar tek başına taşıyabileceğini sanıyorsun ama o kristaldeki ruhlar fısıldıyor... Senin bile gücünün bir sınırı var."
Kael hafifçe gülümsedi; bu gülüşte alaydan çok, derin ve tehlikeli bir kabulleniş vardı. Mina’ya doğru bir adım daha attı. Bedeninden yayılan o dondurucu aura, Mina’nın şakaklarına kadar işliyordu.
"Benim sınırımı merak mı ediyorsun?" diye fısıldadı Kael, başını hafifçe eğerek. "Yüzyıllardır bu şatoda kimse bana 'sınır' kelimesini kullanmaya cüret edemedi. Ama sen... Buraya geldiğin ilk andan itibaren kuralları yeniden yazmaya çalışıyorsun."
Mina doğruldu. Sağ mavi gözü, Kael’in kızıl bakışlarıyla kesiştiğinde aralarındaki o önlenemez çekim kütüphanenin sessizliğini bıçak gibi kesti. Mina elini kaldırıp Kael’in zırhının üzerine, tam göğsünün ortasına koydu. Yüzleri birbirine o kadar yakındı ki, Mina onun nefesindeki buz gibi serinliği kendi dudaklarında hissedebiliyordu.
"Kuralları yazmıyorum Kael," dedi Mina, sesi kısık ama sarsılmaz bir kararlılıkla. "Ben o kuralları tamamen yıkacağım. Ve sen de bunu izleyeceksin."
Kael’in bakışları Mina’nın kararlı gözlerinden, dudaklarına doğru kaydı. Elini kaldırıp Mina’nın siyah saçlarının arasına parmaklarını doladı, onu kendine biraz daha çekti. Bu hamle bir tehdit değil, ikisinin de kaçamadığı o yakıcı yangının ilk kıvılcımıydı.
"O halde yık, Büyücü Savaşçı..." dedi Kael, sesi kütüphanenin tozlu rafları arasında bir yemin gibi yankılanırken. "Ama dikkat et; devirdiğin o duvarların altında ilk kalan sen olma." Kael’in parmakları Mina’nın siyah saçlarının arasında sıkılaşırken, aralarındaki çekim kütüphanenin dondurucu havasını yakıcı bir sıcaklıkla doldurdu. Kael'in soğuk nefesi Mina’nın dudaklarına kadar ulaşıyor, her ikisinin de zihninde yankılanan o fırtınayı daha da büyütüyordu. Mina, elini onun göğsünden çekmedi; aksine, parmaklarını Kael'in kumaşına geçirerek kendini onun o karşı konulmaz çekim alanına bıraktı.
Sağ mavi gözündeki o dikbaşlı ateş, Kael’in kızıl bakışlarında erimek yerine daha da alevleniyordu.
"Beni tehdit etmekten ne zaman vazgeçeceksin, Kael?" dedi Mina, sesi neredeyse fısıltı kadar kısık ama her kelimesi bir kılıç kadar keskindi. "Devrilen duvarların altında kalacak olsaydım, senin o buz tutmuş kapıından içeri adım bile atmazdım."
Kael, parmaklarını onun saçlarından yavaşça kaydırarak Mina'nın çenesini hafifçe kaldırdı. Teması dondurucu bir soğukluk taşıyordu ama Mina’nın teninde bıraktığı his tamamen yakıcıydı. Yüzyıllardır kimseden böyle bir meydan okuma görmemiş olan bu dondurucu lord, karşısındaki kadının cesaretine ve kırılmayan iradesine her saniye biraz daha çekiliyordu.
"Tehdit etmiyorum, Mina," dedi Kael, başını hafifçe büküp yüzünü onun yüzüne daha da yaklaştırırken. "Sadece bu şatodaki her bir taşın kanla sulandığını hatırlatıyorum. Eğer o mühürleri bozacak gücü bulursan, serbest kalacak tek şey büyücü ruhları olmayacak... Bu krallığın tüm karanlığı üzerine çökecek."
Mina, sol tarafındaki kör gözünde yeniden başlayan o tanıdık karıncalanmayı hissetti. Ancak bu kez bir acı değil, Kael'in kadim aura'sının kendi büyüsüyle kurduğu garip bir uyumdu. Çenesini tutan soğuk parmaklara rağmen gözlerini bir saniye bile kaçırmadı.
"Bırak çöksün," dedi Mina. Dudakları Kael'in dudaklarına değecek kadar yakınlaşmıştı. "O karanlığın içinden seni de çekip çıkaracağım. İster kabul et, ister etme."
Kael’in göz bebekleri ani bir şaşkınlıkla genişledi. Yüzyıllardır süren yalnızlığının ortasında ilk kez biri, ona kurtarılması gereken biri gibi bakıyordu. İçindeki o bastırılmış karanlık, Mina’nın bu sarsılmaz sözleriyle sarsıldı. Elini Mina'nın çenesinden çekmek yerine, baş parmağıyla hafifçe onun elmacık kemiğini okşadı.
"Seni kurtarıcım olarak mı görmeliyim, yoksa en tehlikeli yıkımım olarak mı?" diye fısıldadı Kael, sesi kütüphanenin tozlu raflarında bir yankı gibi kaybolurken.
Mina, elini Kael’in göğsünden çekip masasındaki kadim rün haritasına doğru uzattı. Kael’in gözlerinin içine bakarak parmak ucunda mavi bir büyü ateşi yaktı ve haritadaki gizli bir sembolün üzerine bastırdı. Sembol ani bir cızırtıyla maviye bürünürken, rafların arkasından gizli bir taş bölmenin açılma sesi duyuldu.
"Buna o gizli bölmedeki arşivleri okuduktan sonra kendin karar verirsin, Lord Kael," dedi Mina, dudaklarında tehlikeli bir tebessüm belirirken.
Kael, açılan gizli geçide ve ardından Mina'nın o sarsılmaz duruşuna baktı. İçindeki avcı, bu tehlikeli ve zeki kadının karşısında bir kez daha saygıyla eğilmek zorunda kalmıştı. Oyun artık sadece bir güç savaşı değildi; iki ruhun birbirine dolandığı geri dönülmez bir kadere dönüşüyordu
Gizli geçidin ardındaki taş duvarlar, yüzyıllardır gün yüzü görmemiş kadim bir toz ve kurumuş mürekkep kokusuyla dışarıya doğru soğuk bir nefes üfledi. Geçidin içinden süzülen hafif morumsu ışık, kütüphanenin loş sarı mum ışığıyla birleşerek duvarda uzun, hareketli gölgeler oluşturdu.
Kael, açılan gizli bölmeye ve ardından Mina’nın sağ mavi gözündeki o muzaffer parıltıya baktı. Yüzündeki şaşkınlık yerini ağır, takdir dolu bir tebessüme bıraktı. Yıllardır bu şatoda yaşamasına rağmen o bölmenin varlığından haberdardı ama mühür, sadece saf bir Büyücü Savaşçı kanı ve büyüsüyle tepki verecek şekilde tasarlanmıştı.
"Rünleri sadece okumuyorsun, Mina," dedi Kael, kıvrılan gizli merdivenlere doğru bir adım atarak. "Onlarla konuşuyorsun. Şatonun kalbi sana cevap veriyor."
"Çünkü bu şatonun temellerinde benim halkımın nefesi var, Kael," dedi Mina, masanın üzerindeki haritayı tek bir hamleyle toplayıp kınına sokulmuş kılıcını düzelterek. "Sen onları zincirledin ama seslerini tamamen kesemedin."
Geçitten içeriye ilk adımı Kael attı. Dar taş merdivenler aşağıya, kütüphanenin bile altındaki gizli bir odaya doğru kıvrılıyordu. Merdivenlerden inerken Kael’in geniş omuzları ve arkasında dalgalanan karanlık aurası, Mina’nın görüş alanını kapatıyordu. Ancak Mina, aralarındaki o yoğun fiziksel ve zihinsel çekimin bilincinde olarak adımlarını hiç aksatmadan onu takip etti.
Merdivenlerin sonunda devasa, dairesel bir oda açıldı. Odanın ortasında, kristal kürelerle çevrelenmiş taş bir kürsü ve kürsünün üzerinde zincirlerle bağlı, üzeri gümüş rünlerle kaplı siyah bir kitap duruyordu: Eos’un İlk Kan Yıllıkları.
Mina kürsüye doğru ilerlerken Kael arkasında durdu. Gölgesi, Mina’nın üzerine bir koruma kalkanı gibi çöktü.
"Bu kitap," dedi Kael, sesi karanlık odada buz gibi yankılanarak, "krallığın kurulduğu gün yazıldı. Kristalin ilk ne zaman bozulduğunu ve mühürlerin nasıl atıldığını anlatan tek kaynak. Ama dikkatli ol... O sayfalardaki büyü, zihni zayıf olan birini saniyeler içinde çıldırtabilir."
Mina, Kael’in uyarısını dinlemeden elini siyah kitabın üzerindeki gümüş zincirlere doğru uzattı. Sol tarafındaki kör gözü aniden yüksek bir frekansla karıncalandı. Parmak uçları zincire değdiği an, odadaki tüm kristal küreler parlak mavi bir ışıkla alev aldı.
Zincirler ağır bir şıngırtıyla yere döküldü.
Mina kitabın kapağını yavaşça araladı. Sayfalarda yazan rünler sıradan bir dilde değil, kadim kan büyüsüyle yazılmıştı. Gözleri satırların üzerinde hızla gezinirken birden duraksadı. Sağ mavi gözü genişledi, dudakları hafifçe aralandı.
"Bu... bu imkansız," diye fısıldadı Mina.
Kael hemen arkasına kadar yanaştı. Eğilip Mina’nın omzunun üzerinden kitaptaki satırlara baktı. Bedenlerinin teması, odadaki soğuk havayı bir kez daha yakıcı bir gerilimle doldurdu. Kael’in nefesi Mina’nın yanağına değerken fısıldadı: "Ne gördün?"
Mina başını yavaşça Kael’e doğru çevirdi. Yüzleri o kadar yakındı ki, Kael’in kızıl gözlerindeki en ufak bir dalgalanma bile Mina’nın mavi gözüne yansıyordu.
"Kristali tamamen kırmak dünyayı yok etmez, Kael," dedi Mina, sesi heyecan ve dehşetle titreyerek. "Kristal, gücünü dışarıdan almıyor... O, bir taşıyıcının ruhuna bağlı. Yüzyıllar önce mühür atıldığında, bir Büyücü Savaşçı ve bir Vampir Lordu kanlarını birleştirerek bu bağı kurmuş. Kristalin yok olması için..."
Mina duraksadı, cümlesini tamamlayamadı.
Kael, onun ne demek istediğini anladığı an gözlerindeki o karanlık ifade daha da derinleşti. Elini kaldırıp Mina’nın yanağına koydu, soğuk parmakları onun sıcak teninde durdu.
"Kristalin yok olması için," diye tamamladı Kael fısıltıyla, "aynı bağın yeniden kurulması ve ikisinin de kanının aynı anda o kristale dökülmesi gerekiyor. Yani sen ve ben... Kaderlerimizi birbirimize mühürlemek zorundayız."
Odadaki mavi ışıklar hafifçe titredi. İkisi de aralarındaki bu amansız düşmanlığın, başından beri kaçınılmaz bir ruhi ve kanlı bir birleşmeye mahkûm olduğunu ilk kez bu kadar net anlamışlardı.Odadaki mavi ışıklar kristal kürelerin etrafında çıtırdayarak titrerken, Mina ile Kael arasında zamansız bir sessizlik kilitlendi. Kadim kitabın sayfalarında beliren o kanlı hakikat, aralarındaki nefreti ve kaçınılmaz çekimi bambaşka bir boyuta taşımıştı.
Kael’in soğuk parmakları hâlâ Mina’nın yanağında duruyordu. Parmak uçlarından yayılan o dondurucu his, Mina’nın teninde buz ile ateşin çarpışması gibi yakıcı bir iz bırakıyordu. Yüzyıllardır bu krallığın yalnızlığını ve lanetini tek başına sırtlanan Vampir Lordu, karşısındaki kadının gözlerinde kendi kaderinin aynasını görüyordu.
"Birleşmek..." diye fısıldadı Mina, sesi loş odada yankılanırken sağ mavi gözündeki o sarsılmaz irade bir an bile kırılmadı. "Ruhlarımızı ve kanımızı birbirine mühürlemek. Demek bu lanetin sonu, iki düşmanın tek bir kadere hapsolmasıyla yazılmış."
Kael, başını hafifçe eğerek aralarındaki son birkaç santimi de yok etti. Dudakları Mina’nın kulağının hemen dibine kadar süzüldü. Nefesindeki o dondurucu serinlik, Mina’nın boynundaki ince deriyi ürpertti.
"Hapsolmak mı?" diye mırıllandı Kael, sesi karanlığın kalbinden gelen cazibeli bir hırıltı gibiydi. "Belki de bu bir hapishane değil, Mina. Belki de bu krallığın ve bizim sonumuz, en başından beri birbirimizin kollarında küle dönmekti."
Kael’in elini yanağından kaydırıp ensesine doğru fırça gibi hafif ama kaçınılmaz bir baskıyla yerleştirdiğini hisseden Mina, geri çekilmek yerine başını hafifçe yukarı kaldırdı. Sol tarafındaki kör gözünün arkasında beliren o kadim büyü sızısı, Kael’in varlığıyla garip bir biçimde uyum sağlıyordu. Elini kaldırıp Kael’in göğsüne bastırdı; kumaşın altından yükselen o yoğun ve tehlikeli aura, parmak uçlarını karıncalandırıyordu.
"Seninle küle dönmekten korkmuyorum, Kael," dedi Mina, her kelimesi bir antlaşma kadar ağır ve berrak çıkıyordu. "Ama unutma... Bu bağı kurduğumuzda, sen de bana ait olacaksın. O tahtın da, bu krallığın da kaderi artık sadece senin elinde olmayacak."
Kael’in kızıl gözlerinde aç açına yanan bir tutku ve sarsılmaz bir saygı çaktı. Dudaklarında beliren o karanlık tebessümle Mina’yı kendine biraz daha çekti. Yüzleri o kadar yakındı ki, Eos Krallığı’nın dondurucu gecesinde ikisinin de soluğu birbirine karışıyordu.
"Sana ait olmak mı?" dedi Kael, baş parmağıyla Mina’nın alt dudağını hafifçe okşayarak. "Görünüşe göre bu anlaşmanın şartlarını şimdiden kabul etmiş durumdayım, Büyücü Savaşçı."
Kael, elini yavaşça onun ensesinden çekip kitabın üzerindeki zincirlere doğru uzattı. Tek bir hamleyle ağır kapağı gürültüyle kapattı. Taş odadaki kristal kürelerin parlak mavi ışıkları aniden sönerek yerini loş bir mor aydınlığa bıraktı.
"Bu gece bu kadar sır yeter," dedi Kael, pelerinini omuzlarına çekip arkasını dönerek geçide doğru bir adım attı. Ancak durup son bir kez kızıl gözlerini Mina’ya çevirdi. "Zihnini ve bedenini hazırla, Mina. Çünkü kanlarımızı birleştireceğimiz o ritüel, Eos’un gördüğü en kanlı ve en karanlık gece olacak."
Mina, kapalı kitabın üzerinde duran elini sıktı. Kael’in geçidin merdivenlerinde kaybolan heybetli silüetini izlerken, içindeki o tehlikeli yangının tüm krallığı yakacak kadar büyüdüğünü hissedebiliyordu.
Eos Krallığı’nın buz tutmuş kalbinde, kılıçların ve düşmanlığın gölgesinde

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.