KÖR MAVİ kitap kapağı

8. bölüm / 10

KÖR MAVİ

7. Bölüm: Küllerin Üzerinde

Vaveyla Yazarı: Miyuki Miyuchan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 7. Bölüm: Küllerin Üzerinde

Eos Vadisi’ni esir alan o kadim buz tabakası tamamen çözülmüştü. Şatonun devasa kulelerinden geriye kalan taş yığınları, sabahın iliklerine kadar işleyen o ılık şafak ışığı altında sessizce tütmeye devam ediyordu. Yüzyıllardır gökyüzünü kapatan o soluk mavi alacakaranlık yerini, altın sarısı ve kızıl tonlarının hakim olduğu berrak bir gökyüzüne bırakmıştı.
Mina, yıkıntıların arasında yürürken çizmelerinin altındaki ıslak toprağın hissini içine çekti. Donmuş toprakların yerini canlı, nefes alan bir doğaya bırakması, sanki krallığın da onunla birlikte kabuk değiştirdiğinin kanıtıydı. Sağ mavi gözü, vadinin uzaklarında, dağın eteklerinde kamp kurmaya hazırlanan vampir muhafızlarının silüetlerini seçebiliyordu.
Kael, onun hemen yanındandı. Omuzlarında artık o ağır, karanlık lord pelerini yoktu; sadece sade, koyu renkli deri kıyafetleri ve avucundaki gümüş mühürün yaydığı hafif kızıl parıltı vardı. Yüzyıllardır ilk defa güneş ışığının tenini yakmadığını, aksine damarlarındaki mühür sayesinde bu ışığı bir güç kaynağı olarak kabul ettiğini hissediyordu.
"Vespera ve diğerleri vadinin eteklerinde bekliyor," dedi Kael, gözlerini uzaklardaki kalabalığa dikerek. Sesi, geçmişin o dondurucu hırıltısından uzak, şaşırtıcı derecede sakindi. "Şato yıkıldı ama halkım orada. Onlara ne söyleyeceğimi biliyorlar."
Mina durdu ve Kael’e doğru döndü. Rüzgâr siyah saçlarını yüzünden geriye doğru savururken, sol gözündeki altın rünlerin parıltısı güneş ışığıyla yarışıyordu.
"Korkuyorlar mi?" diye sordu Mina, sesinde en ufak bir şüphe barındırmadan. "Yüzyıllardır tanıdıkları tek şey o kuleler, o buzlar ve senin o karanlık otoritendi. Şimdi her şey değişti."
Kael, Mina’nın bu doğrudan sorusu karşısında hafifçe gülümserdi. Bu gülümseme, onun ne kadar sert bir komutan ya da korkusuz bir lord olduğunu bilenler için yabancı ama sadece Mina’nın görebileceği kadar özeldi.
"Korkmak yerine belirsizlikten çekiniyorlar," dedi Kael, bir adım atarak Mina ile arasındaki mesafeyi kapattı. Uzun parmakları, Mina’nın rüzgârda uçuşan bir tutam saçını kulak arkasına sıkıştırdı. Dokunuşundaki o hafif sıcaklık, aralarındaki bağın ne kadar derinleştiğini sessizce fısıldıyordu. "Ama senin gibi bir Büyücü Savaşçı'nın kanıyla mühürlendiğimi gördüklerinde, ne korku kalacak ne de tereddüt. Onlar için asıl güç, artık karanlıkta saklanmak değil, ışığın altında bizimle birlikte yürümektir."
Mina, Kael’in göğsüne hafifçe vurdu, ama bu bir itme değil, aralarındaki o meydan okuyan uyumun bir parçasazıydı. "Laf yapmayı ne çabuk öğrendin, Lordum. Eskiden sadece kılıçlarınla konuşurdun."
"Eskiden karşımdakilerin dili yoktu," diye karşılık verdi Kael, gözlerinde tehlikeli bir parıltıyla. "Sadece emirlerimi dinlerlerdi. Oysa sen... Benimle aynı dilden, hatta benden daha keskin cümlelerle konuşuyorsun."
İkisi birlikte yürümeye devam ederek vadinin eteklerindeki düzlüğe ulaştılar. Komutan Vespera ve kıdemli muhafızlar, onların yaklaştığını gördüklerinde derhal diz çöküp başlarını eğdiler. Yıkılmış şatonun ardından lordlarının güneş ışığı altında, üstelik bir ölümlüyle yan yana yürümesi onlar için büyük bir şoktu; ama arkalarından yayılan o devasa ve saf mühür enerjisi, kimsenin başını kaldırıp karşı çıkmaya cesaret edemeyeceği kadar büyüktü.
Vespera yavaşça ayağa kalktı, kılıcının kabzasını tutan eli sabitti ama gözlerindeki o temkinli saygı artık tamamen belirgindi.
Lordum dedi Vespera, sesi hafifçe titrese de net çıkıyordu. "Şato... Tamamen yıkıldı. Vadinin halkı ne olacağını soruyor. Emirleriniz nedir?"
Kael, muhafızların ve arkalarında toplanmaya başlayan vampir kalabalığının üzerinde gezdirdi bakışlarını. Ardından sol elini kaldırdı; avucundaki gümüş mühür ve Mina’nın mühürlü eliyle birleşen parmakları güneşin altında net bir şekilde parıldadı.
"Eos Şatosu bir hapishaneydi, Vespera," dedi Kael, tüm vadide yankılanan gür ve otoriter sesiyle. "O kuleler yıkıldı çünkü biz o buzları erittik. Artık gölgelerin arkasında saklanan bir krallık değiliz. Bu vadinin toprakları üzerinde, nehrin ötesinde yeni bir şehir inşa edeceğiz. Güneşin altında, birlikte."
Kalabalıktan yükselen mırıltılar bir anda kesildi. Herkes Kael’in yanındaki kadına, Mina’ya çevirdi bakışlarını. Mina, en ufak bir geri adım atmadan, sağ mavi gözündeki o sarsılmaz iradeyle halkın karşısında dikildi.
Vespera bir an duraksadı, ardından sol dizini yere koyarak ilk selamı veren kişi oldu. "Eos’un yeni şafağına ve lordumuzun iradesine bağlıyız!"
Onun ardından tüm muhafızlar ve kalabalık aynı anda diz çöktü.
Mina, derin bir nefes alarak Kael’e baktı. Kael, onun elini biraz daha sıktı ve ikisi, önlerinde uzanan bu yepyeni dünyanın ve hiç bitmeyecek olan ortak kaderlerinin üzerine doğru ilk adımlarını attılar. Tüm muhafızların ve vadi halkının diz çöktüğü o görkemli sessizlikte, Mina bir an bile gözlerini kırpmadan kalabalığa baktı. Kael’in yanında bir "lord eşi" ya da sığınmacı bir ölümlü gibi değil; bu toprakların kaderini kendi iradesiyle değiştirmiş, kılıcı ve büyüsüyle tahtları yıkan bir savaşçı olarak duruyordu.
Kael, halkının bu teslimiyetini onaylarcasına başını hafifçe salladıktan sonra bakışlarını Mina’ya çevirdi. Yüzünde, sadece onun görebileceği kadar yakın, alaycı ama gurur dolu bir ifade belirdi.
"Görünüşe göre sana da diz çöktüler, Büyücü Savaşçı," dedi Kael, sesi sadece Mina’nın duyabileceği alçak bir fısıltı halindeydi. "Bir krallığı bu kadar çabuk boyun eğdireceğini tahmin etmemiştim."
Mina, çenesini yukarı kaldırıp sağ mavi gözünü Kael’in kızıl bakışlarına dikti. Dudaklarının kenarında beliren mağrur tebessüm, en az kılıcının çeliği kadar keskindi.
"Yanılıyorsun, Kael," dedi Mina, her kelimesinin üzerine basarak. "Onlar benim önümde diz çökmüyorlar; sadece bu krallıkta artık kimin sözünün geçtiğini çok iyi anladılar. Ayrıca unutma... Ben kimsenin arkasında durmam. Sen de bana diz çöktürmeyi başaramadın, halkın nasıl başarsın?"
Kael’in kızıl gözlerinde tehlikeli bir kıvılcım çaktı. Mina’nın bu sarsılmaz gururu, onun zihnini başından almaya yetip artıyordu bile. Elini Mina’nın beline yerleştirip onu kendine biraz daha çekti. Bu hamle kalabalığın önünde bir güç gösterisi değil, Mina’nın bu dikbaşlılığına karşı duyduğu karşı konulmaz bir arzunun dışa vurumuydu.
"Seni diz çöktürmek mi?" dedi Kael, dudakları Mina’nın kulağının hemen dibine kadar süzülürken. "Ben senin karşımda diz çökmene değil, yanımda dik durmana aşık oldum Mina. Ama böyle laf sokmaya devam edersen, bu krallık kuralları kadar senin o keskin dilinle de savaşmak zorunda kalacağım."
Mina, Kael’in belindeki elinin üzerine kendi mühürlü elini koydu ve parmaklarını onun parmaklarına geçirdi. Kael’in dondurucu ve yakıcı aurası kendi büyüsüyle kenetlenirken, gözlerini bir an bile kaçırmadı.
"O zaman dilime de, kılıcıma da alışsan iyi edersin Lordum," dedi Mina, sesindeki o meydan okuyan tonla. "Çünkü Eos’u yeniden inşa ederken ben sadece bir süs gibi yanında durmayacağım. Bu krallığın yasalarını da, ordusunu da birlikte yöneteceğiz. Ve inan bana, benim kurallarım senin o eski buzlu kanunlarından çok daha sert olacak."
Vespera başını hafifçe kaldırıp iki liderine baktığında, Mina’nın bakışlarındaki o ezici otoriteyi gördü. Büyücü Savaşçı sadece kristali kırmakla kalmamıştı; Eos’un dondurucu lordunu bile kendi iradesine ortak etmişti.
Kael, Mina’nın bu kararlı çıkışı karşısında gür ve karanlık bir kahkaha attı—yüzyıllardır bu vadide duyulmamış, içten bir kahkahaydı bu.
"Pekala, Büyücü Savaşçı," dedi Kael, Mina’nın gümüş mühürlü elini kaldırıp avucunun içine derin bir öpücük kondurarak. "Kural senin, kılıç senin... Ve görelim bakalım, benimle bu krallığı yönetirken ne kadar ileri gidebileceksin."
Mina, elini Kael’in kavrayışından çekmeden gülümsedi. "İleri mi? Ben daha yeni başlıyorum, Kael."
Güneşin altın sarısı ışıkları, eriyen buzların oluşturduğu berrak su birikintilerinde yansırken, vadideki atmosfer ilk kez o dondurucu baskıdan tamamen arınmıştı. Muhafızlar ve vadi halkı, Mina’nın dik duruşundaki sarsılmaz otorite karşısında derin bir saygıyla iş bölümü yapmaya, yerleşim alanının temellerini atmak üzere organize olmaya başlamışlardı.
Kael, elini Mina’nın belinden yavaşça kaydırarak onunla yan yana durdu. İkisinin de avucundaki gümüş mühürler, birbirlerine yakınlaştıkça ritmik bir şekilde parıldamaya devam ediyordu.
"Vespera komutasındaki birlikler nehrin güney kıyısında geçici bir karargâh kuracak," dedi Kael, gözleriyle vadinin batısındaki geniş düzlüğü işaret ederek. "Ama o bölgedeki kadim rün korumaları yüzyıllardır yenilenmedi. Büyücü Savaşçıların tekniği olmadan sınırları güvenceye alamayız."
Mina, elini kılıcının kabzasına dayayıp Kael’e doğru hafifçe yan baktı. Dudaklarında o çok iyi bildiği, kendinden emin ve meydan okuyan gülüşü belirdi.
"Yani diyorsun ki," dedi Mina, sesindeki alaycı ve güçlü tonla, "yüzyıllardır hükmettiğin ordun ve o 'korkunç' vampirlerin, tek bir koruma büyüsü için bile bir Büyücü Savaşçı'nın aklına muhtaç."
Kael, başını hafifçe iki yana sallayarak bıyık altından gülümsedi. "Sadece iş birliği öneriyorum, Mina. Ama kabul et, senin büyün olmadan bu sınırlar sadece basit birer taş yığınından ibaret kalır."
"Çünkü o taşları birleştirecek olan sadece büyü değil, akıl Kael," dedi Mina, adımlarını nehre doğru atarak. "Sen yüzyıllarca her şeyi güçle ve korkuyla çözmeye alıştın. Ama bir krallığı ayakta tutan şey korku değil, arkanda duranların sana olan inancıdır. Şimdi beni izle de bir sınır muhafaza büyüsü nasıl atılırmış öğren."
Mina, nehir kıyısına vardığında kılıcını kınından çekmeden toprağa sapladı. Sol tarafındaki kör gözünden yayılan Mavi-Altın ışık, sağ mavi gözünün keskinliğiyle birleşti. Sol elini havaya kaldırdığında, avucundaki mühürden çıkan parlak büyü çizgileri nehir boyunca bir kalkan gibi yayılarak toprağa kazındı. Nehrin üzerindeki su zerreleri havada asılı kaldı ve devasa bir ışık duvarına dönüştü.
Muhafızlar şaşkınlıkla bu muazzam büyü gösterisini izlerken, Mina kılıcını topraktan çekip Kael’e döndü. En ufak bir yorgunluk belirtisi göstermeden, çenesini mağrur bir edayla yukarı kaldırdı.
"Nasıl?" diye sordu Mina, Kael’in gözlerinin içine bakarak. "Senin o soğuk duvarlarından daha sağlam oldu, değil mi Lordum?"
Kael, Mina’ya doğru ağır adımlarla ilerledi. Aralarındaki mesafe kapandığında, elini uzatıp Mina’nın kılıcı tutan elinin üzerini kavradı. Kızıl gözlerinde derin bir takdir, durdurulamaz bir saygı ve alev alev yanan bir tutku vardı.
"Seninle boy ölçüşülemeyeceğini bana defalarca kanıtladın," dedi Kael, sesi aralarındaki o çekimi yeniden alevlendirecek kadar alçak ve pürüzsüzdü. "Eos’un gördüğü en tehlikeli, en zeki ve en güzel felaketsin Mina."
"Felaket değil Kael," dedi Mina, Kael’in göğsüne doğru bir adım daha yaklaşıp gözlerini onun gözlerine dikerek. "Ben bu krallığın yeni gerçeğiyim. Ve sen bu gerçekle yaşamayı çok seveceksin."
Kael, onun bu sarsılmaz cevabı karşısında eğilip Mina’nın elinin üzerine derin bir öpücük kondurdu. İki mühürlü aşık ve lider, yıkılan bir geçmişin külleri üzerinde, hiç kimsenin yıkamayacağı yepyeni bir geleceğin kapısını ardına kadar aralamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.