1. bölüm / 10
KÖR MAVİ1. Bölüm: Gölgelerin Ayak Sesleri
Bölümler 10Şu an: 1. Bölüm: Gölgelerin Ayak Sesleri
- 1 1. Bölüm: Gölgelerin Ayak Sesleri1.239 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm: Gölgelerin Kalbinde4.441 kelime
- 3 3. Bölüm: Zindanların Fısıltısı1.716 kelime
- 4 4. Bölüm: Kütüphanedeki Sırlar1.813 kelime
- 5 5. Bölüm: Kan ve Mühür1.292 kelime
- 6 6. Bölüm: Yıkılan Mühürler1.520 kelime
- 7 7. Bölüm: Küllerin Üzerinde1.484 kelime
- 8 8. Bölüm: Yabancı Gölgeler1.886 kelime
- 9 9. Bölüm: Kurt Geçidi’nin Kanı1.033 kelime
- 10 10. Bölüm: Kuzey'in Kapılarında755 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eos Krallığı’nın üzerine çöken gece, sıradan bir karanlık değildi teni delip geçen, kemiklere kadar işleyen buz gibi bir ağırlıktı. Güneşin bu diyara uğramayalı yüzyıllar olmuştu; gökyüzü yalnızca soluk, hastalıklı bir mavi tonuyla kaplıydı. Sarp kayalıkların üzerine kurulmuş olan devasa şatonun koridorlarında, rüzgârın taşa vuran sesi adeta hayaletlerin fısıltısını andırıyordu.
Mina kalın taş duvarların arasına sızan ayazdan korunmaya çalışarak adımlarını sessizce attı. Üzerindeki kıyafetlerin arasından sarkan siyah saçları rüzgârla dalgalanırken, yüzünün sol tarafını gizleyen o kör gözü karanlıkla bütünleşiyordu; sağ gözü ise gölgelerin içinde parlayan keskin, canlı bir mavi gibi etrafı tarıyordu. O bu kapkaranlık dünyada saklanmaya byniyetli değildi. Kalbi göğüs kafesini zorlayan vahşi bir kuş gibi çırpınıyordu; fakat ne o bakışlarındaki korkuyu ele veriyordu ne de adımlarındaki titremeyi. Buraya kadar gelmek, ateşe yürümekle eş değerdi Ve o yanmaya razıydı.
Şatonun en derin salonuna açılan devasa demir kapının önüne geldiğinde durdu. Derin bir soluk aldı. İçeride onu bekleyen adamın kim olduğunu bu kapıyı açtığında geri dönüşünün olmadığını çok iyi biliyordu.
Parmakları ağır kapıya değdiği an, içeriden gelen o tanıdık, dondurucu ve otoriter ses sessizliği bıçak gibi kesti
"Kapıyı çalmana gerek yoktu, Mina. Zaten seni bekliyordum."
Kapı kendiliğinden gıcırdayarak açıldı. İçerideki loş ışığın ve şömineden yansıyan kızıl alevlerin ortasında, siyahlar içinde duran o silüet belirdi. Kael, yüzyılların kibrini ve tehlikesini taşıyan bakışlarını doğrudan ona dikmişti. Yüzündeki o alaycı ama ölümcül ifade, odadaki tüm oksijeni tek bir nefeste çekip almış gibiydi.
Mina, geri çekilmek yerine dikleşti sağ mavi gözündeki o inatçı parıltı karanlığın ortasında bir meşale gibi parlıyordu. İçindeki büyü enerjisi parmak uçlarında tehlikeli bir kıvılcımla dans ederken, iki düşman yıllar sonra ilk kez bu kadar yakın, bu kadar ölümcül bir şekilde karşı karşıya geldi.
"Beklemek?" dedi Mina, sesi buz gibi koridorlarda yankılanırken. "Sadece kaçınılmaz sonu öne çekiyorum, Kael Dışarıdaki rüzgâr taş duvarları döverken, içerideki sessizlik neredeyse elle tutulacak kadar ağırlaşmıştı. Kael, yavaş adımlarla aralarındaki mesafeyi kapattı. Yüzündeki o alaycı gülümseme yerini tamamen buz gibi, tehlikeli bir ciddiyete bırakmıştı. Kırmızı şömine ateşinin ışığı, onun keskin yüz hatlarında vahşi bir gölge oyunu yaratıyordu.
"Kaçınılmaz son mu?" diye fısıldadı Kael, sesi aralarındaki boşlukta zehirli bir sarmaşık gibi dolanarak. Tam önünde durdu; boyları neredeyse aynı hizadaydı. "Senin buraya gelişinin adı son değil, Mina. Bu ancak kör bir intihar olabilir."
Mina, o sol taraftaki karanlığa gömülü kör gözüne inat, sağ mavi gözünü bir an bile kırpmadan doğrudan onun gözlerinin içine dikti. Parmak uçlarındaki o büyü enerjisi, öfkesiyle birlikte hafifçe kıvılcımlandı. Korkmuyordu; çünkü kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı.
"Kör olduğumu sanıyorsun, değil mi Kael?" dedi, sesi fısıltı gibi çıkmasına rağmen salondaki her taşa meydan okuyordu. "Gözlerimin biri karanlığa gömülü olabilir ama senin bu dünyayı ne kadar yozlaştırdığını çok net görüyorum. Ben buraya ölmek için değil, senin o tahtını başına yıkmak için geldim."
Kael'in gözleri, Mina'nın parmak uçlarındaki o tehlikeli büyü kıvılcımına kaydı. Yüzyıllardır hiç kimse, karşısında böyle dik durmaya cesaret edememişti. İçindeki o bastırılmış öfke, aniden ne olduğunu anlayamadığı garip, yakıcı bir çekimle yer değiştirdi. Elini uzattı ve Mina'nın çenesini hafifçe kavradı; teması hem buz gibi soğuk hem de yakıcıydı.
"Görelim bakalım," diye mirıldandı Kael, dudakları Mina'nın kulağına tehlikeli bir şekilde yaklaşırken. "Bu ateş, önce seni mi kül edecek, yoksa bu krallığı mı?"Temasın üzerinden yayılan o dondurucu soğuk, Mina’nın tenini yakıp geçerken içindeki büyü enerjisini daha da tetikledi. Kael'in parmakları çenesinde sıkılaşırken, aralarındaki mesafe nefes almayı bile imkansız kılacak kadar daralmıştı. İki düşmanın göz göze geldiği o saniyede, odadaki tüm sesler kesildi; geriye sadece ikisinin göğsünden kopan düzensiz nefesler kaldı.
Mina, geriye adın atıp zayıflık göstermeyi reddederek çenesini onun parmakları arasından biraz daha yukarı kaldırdı. Sağ mavi gözündeki o keskin meydan okuma, Kael'in içindeki bilinmeyen bir damarı tetikliyordu. Yüzyıllardır kimseden korkmamış, kimsenin karşısında eğilmediği bu taht odasında, ilk defa bir insan kılığındaki büyücü ona bu kadar kafa tutuyordu.
"Yandığımı göreceksin, Kael," dedi Mina, sesi neredeyse bir lanet gibi dökülmüştü dudaklarından. "Ama yalnız kalmayacaksın. Bu krallığı seninle birlikte kül edeceğim."
Kael’in dudaklarındaki o alaycı tebessüm bir an için dondu. Göz bebekleri karanlıkta tehlikeli bir parıltıyla genişlerken, parmakları çenesinden kayarak boynuna doğru tehlikeli bir kavis çizdi. Tam o anda, dışarıdaki fırtına şatonun camlarını sarsacak kadar şiddetlendi ve içerideki alevler şiddetle titredi.
Kael'in eli boynunda dururken, tenindeki o buz gibi ölümcül his Mina’nın tüylerini ürpertiyor ama öfkesini daha da hırslandırıyordu. Vampirin parmakları şah damarının hemen üzerinde, kalp atışlarını sayabilecek kadar net bir baskıyla duruyordu.
"Kül olmak kolaydır, Mina," diye fısıldadı Kael, sesi kaburga kemiklerinin arasına saplanan bir hançer gibi keskin ve derinden geliyordu. "Asıl mesele, o küllerin arasından yeniden doğamayacağını bildiğin halde o ateşe neden atladığındır. Seni buraya getiren şey intikam mı, yoksa başka bir şey mi?"
Mina, sağ mavi gözündeki o sarsılmaz ışığı bir saniye bile söndürmeden karşılık verdi. Sol gözünün kör tarafındaki karanlık, odanın gölgeleriyle birleşirken o, korkusuzca güldü; bu gülüş, buz kestiği odadaki tüm havayı yakabilecek kadar cüretkardı.
"Bunu asla öğrenemeyeceksin, Kael," dedi ve parmak ucundaki büyü enerjisini ani bir hamleyle serbest bırakarak aralarındaki mesafeyi zorla açtı.
Ortalıkta mavi bir kıvılcım patlarken, Kael hafifçe geriye doğru savruldu. Yüzündeki şaşkınlık ifadesi yerini hemen o karanlık, tehlikeli gülümsemeye bıraktı. Oyun yeni başlıyordu. Mavi kıvılcımın yarattığı ani ışık parlaması salonu sardığı an, Kael'in gözlerindeki o tehlikeli parıltı daha da koyulaştı. Yıllardır sarayında kimse ona karşı büyü kullanmaya ya da meydan okumaya cesaret edememişti. Havada kalan ozon kokusu ve sihrin tıkırtısı, aralarındaki gerilimi adeta elle tutulur bir boyuta taşıdı.
Kael, geri savrulduğu yerden doğrulurken dudaklarındaki o sinsi tebessüm silindi; yerine çok daha baskın, çok daha avcı bir ifade yerleşti. "Büyü ha?" diye mırıllandı, sesi odanın taş duvarlarında yankılanırken sanki her köşeden aynı anda geliyormuş gibi hırıltılıydı. "Karanlığın kalbine gelip bana sihirle mi meydan okuyacağını sandın, Mina?"
Mina, nefesini kontrol altında tutmaya çalışarak parmak uçlarındaki o kalan son mavi enerjiyi avucunun içinde sıktı. Sağ gözü kararlılıkla parlarken, sol tarafındaki kör gözünün yoksunluğunu o an zihinsel bir avantaja çevirdi; karanlık onun için bir engel değil, bir müttefikti.
"Sihir sadece bir araç, Kael," dedi, sesindeki titremeyi tamamen bastırmayı başarmıştı. "Asıl tehlikeli olan, ne kaybetmekten korkan birini ne de senin o tahtını yıkmaya yemin etmiş iradeyi hesaba katmamış olmandır."
Kael, bir kez daha aradaki mesafeyi kapattığında bu sefer aralarında tek bir nefes bile kalmamıştı. Hızlı bir hamleyle Mina'nın bileğini yakaladı ve büyü yapmasını engellemek için kolunu yukarı doğru sabitledi. Tenine değen o buz gibi vampir derisi, Mina'nın içindeki ateşi daha da harlıyordu.
"Beni hesaba katmamış mı?" dedi Kael, başını hafifçe eğip onun yüzüne yaklaşırken. Nefesi Mina'nın yanağını buz gibi bir rüzgâr gibi sıyırdı. "Mina... Sen şu an benim avucumdasın. Ve bu saraydan canlı çıkıp çıkamayacağın tek bir kelimeme bakıyorMina, bileğindeki o demir gibi kavrama karşı tek kelime bile etmedi; sadece sağ mavi gözündeki o meydan okuyan ateşle onun gözlerinin derinliklerine baktı. Bileğini kurtarmaya çalışmak yerine, diğer boştaki eliyle Kael'in göğsüne, tam kalbinin üzerine sertçe bastırdı. Vampirlerin kalbinin atmadığını biliyordu ama o temastaki niyet, fiziksel bir darbeden çok daha öteydi.
"Beni avucunda mı sanıyorsun?" diye fısıldadı Mina, sesi buz gibi odada bir lanet gibi yankılandı. "Sen sadece kendi mezarını kazıyordun, Kael. Ben buraya bir kurban olarak değil, o tahtın devrilmesini izlemeye geldim."
Kael, göğsüne basan o küçük ama irade dolu ele baktı. Yüzyıllardır kimseden görmediği o cesaret, onda öfke değil, karnında yanan tehlikeli bir karıncalanma uyandırmıştı. Bileğindeki baskıyı biraz olsun gevşetmedi ama başını kaldırdığında yüzündeki o alaycı ifade tamamen kaybolmuştu; yerine ikisinin de kaçamayacağı karanlık bir gerçeklik oturmuştu.
"Öyle olsun, Mina," dedi Kael, nefesi onun dudaklarına değecek kadar yakınlaşırken. "O halde bu oyunu sen başlattın. Ama nasıl biteceğine ben karar vereceğim."
Salondaki şöminenin alevleri son bir kez şiddetle titredi ve büyük demir kapı arkalarından kapanırken, Eos Krallığı’nın kaderini değiştirecek o uzun gecenin perdesi resmi olarak aralanmış oldu.
Bölüm etkileşimi
