Kod Adı: Göktürk kitap kapağı

5. bölüm / 10

Kod Adı: Göktürk

Bölüm 5

Vaveyla Yazarı: Mavi Düş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Bölüm 5

Üçüncü odanın kapısında durdum.
Silahımı omuz hizasında sabitlerken nefes alışverişimi yavaşlattım.
Üst kattan gelen ses kesilmişti.
Ama orada birilerinin olduğundan emindim.
Bazen insanı en çok huzursuz eden şey duyduğu sesler değil, mutlak sessizlikti.
Yiğit sağ tarafımda duruyordu.
Yüzünü tam seçemiyordum. Buna rağmen en küçük ayrıntıyı bile gözden kaçırmadığını duruşundan anlamak mümkündü.
Telsizinden Mert'in sesi yükseldi.
"Komutanım."
Yiğit gözlerini bulunduğumuz noktadan ayırmadı.
"Dinliyorum."
"Arka çıkışta taze ayak izleri tespit ettik."
"Takip etmeyin. Mevcut konumunuzu koruyun."
"Emredersiniz."
İletişim sona erdi.
Kapıyı yavaşça araladım.
Paslı menteşeler hafif bir gıcırtıyla hareket etti.
Oda, ilk bakışta yıllardır kullanılmayan sıradan bir harabeyi andırıyordu. Dökülen sıvalar, çökmüş tavan ve her yere yayılan toz...
Fakat yerdeki izler bu görüntüyle çelişiyordu.
Toz tabakasının üzerinde belirgin sürüklenme izleri vardı.
Yakın zamanda ağır bir cisim yer değiştirmişti.
Diz çökerek dikkatlice inceledim.
İzler duvarın dibinde son buluyordu.
Başımı kaldırınca farklılığı hemen fark ettim.
Duvarın dokusu, diğerlerinden belirgin şekilde ayrılıyordu.
Yiğit de aynı noktaya odaklanmıştı.
Bakışlarımız kısa süreliğine buluştu.
İkimiz de aynı ihtimali düşünüyorduk.
"Geri çekilin."
Emri duyar duymaz birkaç adım geriledik.
Tam o anda duvarın arkasından boğuk bir ses geldi.
Ardından her şey yeniden duruldu.
Koridorun öbür ucundan Efil'in sesi duyuldu.
"Komutanım..."
Yiğit gözlerini duvardan ayırmadan karşılık verdi.
"Söyle."
"Burada yalnız değiller."
Sözleri biter bitmez ayak sesleri duyulmaya başladı.
Bir kişi değildi.
Birden fazlaydılar.
Sesler giderek yaklaşıyor, koridorun içinde yankılanıyordu.
Yiğit sol elini havaya kaldırdı.
Bekle.
Hepimiz olduğumuz yerde kaldık.
Parmaklarım tetiğin üzerinde hazırdı.
Ayak sesleri birkaç metre ötemizde durdu.
Kısa bir bekleyişin ardından sertçe kapanan bir kapının sesi duyuldu.
Tekrar derin bir sessizlik hâkim oldu.
Kaşlarımı hafifçe çattım.
Burası terk edilmiş bir bina gibi görünüyordu.
Ama gördüğümüz her ayrıntı bunun aksini söylüyordu.
İnsanlar burayı düzenli olarak kullanıyordu.
Ve bizim gelişimizden haberdar olmaları ihtimali giderek güçleniyordu.
Koridor boyunca ilerlemeye devam ettik.
Her adımımız kontrollüydü.
Tam önümde yürüyen Yiğit aniden durdu.
Sağ yumruğunu kaldırmasıyla birlikte bütün tim aynı anda yerinde kaldı.
İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk oluştu.
Göremediğim bir tehlike vardı.
Tam o sırada...Tam o anda ayağımın altındaki çürümüş tahta yüksek bir çıtırtıyla kırıldı.
Dengem bozuldu.
Refleksle geri çekilmeye çalıştım ancak ayağım boşluğa kaydı.
Düşmek üzereydim.
Bileğimi kavrayan güçlü bir el, beni tek hamlede güvenli zemine çekti.
Nefesimi toparlamaya çalışırken başımı çevirdim.
Yiğit.
Tek kelime etmemişti.
Önce dengemi tamamen sağlamamı bekledi, ardından elini yavaşça çekti.
"Önüne dikkat et, Üsteğmen."
Ses tonu sakindi.
Ne sertti ne de yumuşak...
Sadece görev sırasında yapılması gereken bir uyarıydı.
"Teşekkür ederim, komutanım."
Başını hafifçe salladı.
"Bu timde kimse geride kalmaz."
Kısa ama netti.
Söyledikleri yalnızca bana değil, timdeki herkese verilmiş bir emir gibiydi.
Silahlarımızı yeniden hazır konuma getirerek ilerlemeye devam ettik.
Koridorun sonunda, yarısı çökmüş bir kapı dikkatimi çekti.
İçeriden boğuk konuşmalar geliyordu.
Bir kişi konuşuyor, diğeri neredeyse hiç karşılık vermiyordu.
Yiğit eliyle dur işareti verdi.
Hepimiz bulunduğumuz noktada bekledik.
Alçak sesle konuştu.
"Dağılmayın."
"Emredersiniz."
Tam kapıya yaklaşacakken koridorun diğer ucundan şiddetli bir gürültü yükseldi.
Yıkılmış duvarın arasından kopan taşlar zemine savruldu.
İster istemez dikkatimizi o yöne çevirdik.
Bu kısa an yeterli olmuştu.
Kapı hızla açıldı.
İçeriden çıkan siyah kapüşonlu kişi bizi görünce bir an duraksadı.
Biz de onu.
Yüzünü seçemiyordum.
Kapüşon, yüzünü tamamen gölgede bırakıyordu.
Sessizlik yalnızca birkaç saniye sürdü.
Arkasını dönüp koşmaya başladı.
"Dur!"
Yiğit'in sesi koridorda yankılandı.
Şüpheli durmadı.
Aksine hızını artırdı.
"Hareket!"
Yiğit'in emriyle peşine düştük.
Dar koridor boyunca ilerlerken çevremi sürekli kontrol ediyordum.
Çökmüş duvarlar...
Kırılmış merdivenler...
Her adımda dağılabilecek ahşap zemin...
Bina başlı başına bir tehlikeydi.
Şüpheli üst kata çıkan merdivenlere yöneldi.
Tam peşinden çıkacakken yukarıdan çatırdama sesi duyuldu.
Başımı kaldırmamla birlikte kalın bir ahşap kiriş yerinden koptu.
Üzerime doğru geliyordu.
Kaçacak zamanım yoktu.
Bir anda omzuma sert bir darbe hissettim.
Yiğit beni bütün gücüyle yana çekmişti.
Aynı anda kiriş büyük bir gürültüyle az önce bulunduğum noktaya düştü.
Ortaya yayılan toz görüşümüzü tamamen kapattı.
Kulaklarım uğulduyordu.
"İyi misin?"
Bu kez sesi her zamankinden farklıydı.
Kısa...
Ama içinde gerçek bir kontrol vardı.
"İyiyim, komutanım."
Cevabımı alır almaz yeniden çevresini taramaya başladı.
"Göreve devam."
"Emredersiniz."
Toz bulutu dağılırken merdivenlere baktım.
Şüpheli çoktan gözden kaybolmuştu.
Yiğit, yere düşen kirişi birkaç saniye inceledi.
"Bu tesadüf değil."
Kimse itiraz etmedi.
Çünkü hepimiz aynı sonuca varmıştık.
Kirişin tam o anda kopması, şüphelinin kaçışı ve dikkatimizin dağılması...
Bunların hiçbiri rastlantı gibi görünmüyordu.BÖLÜM 5 (Devam)
Toz bulutu yavaş yavaş dağılırken bulunduğumuz noktayı terk etmedik.
Silahlar hâlâ hedef istikametindeydi.
Şüphelinin ayak sesleri çoktan kesilmişti.
Koridor yeniden sessizliğe bürünmüş olsa da hiçbirimiz gevşemedik.
Yiğit çevresini dikkatle süzdü.
"Kimse tek başına hareket etmeyecek."
"Emredersiniz."
Tam ilerlemeye hazırlanırken telsizden Mert'in sesi duyuldu.
"Komutanım."
"Dinliyorum."
"Binanın arka bölümünde ikinci bir koridor tespit ettik."
Yiğit kısa bir an düşündü.
"Bulunduğunuz mevziyi koruyun. Yanınıza geliyoruz."
"Emredersiniz."
Telsiz bağlantısı kesildi.
Koridor boyunca ilerlemeye devam ettik.
Bina dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü.
Birbirine açılan odalar...
Yıkılmış duvarlar...
Dar geçitler...
İlk bakışta terk edilmiş izlenimi veriyordu.
Ancak içerideki ayrıntılar bunun tam tersini söylüyordu.
Duvar dibinde ezilmiş sigara izmaritleri vardı.
Köşede yarısı dolu bir su şişesi duruyordu.
Tozun üzerindeki farklı ayak izleri ise buraya kısa süre önce birçok kişinin girip çıktığını gösteriyordu.
Koridorun sonunda Mert ve Efil bizi bekliyordu.
Mert el fenerini duvardaki dar açıklığa çevirdi.
"Komutanım, burası sonradan açılmış gibi görünüyor."
Yaklaşıp dikkatlice inceledim.
Taşlar rastgele kırılmamıştı.
Geçişe izin verecek kadar özenle genişletilmişti.
Yiğit birkaç saniye boyunca açıklığı inceledi.
"Kaçış güzergâhı."
Kimse konuşmadı.
Çünkü gördüğümüz izler bunu doğruluyordu.
Efil bir anda yere eğildi.
"Komutanım."
Yiğit ona döndü.
"Ne buldun?"
Efil, yerde duran siyah kumaş parçasını işaret etti.
Kumaşın üzerinde solmaya yüz tutmuş gri renkte bir sembol vardı.
İlk bakışta anlam vermek mümkün değildi.
Yiğit eldivenli elini hafifçe kaldırdı.
"Dokunmayın."
Hepimiz olduğumuz yerde kaldık.
Yiğit sembolü dikkatle inceledi.
Yüz ifadesi değişmese de gözlerindeki sertlik bunu önemsediğini gösteriyordu.
"Fotoğrafını alın."
Mert hemen telefonunu çıkararak birkaç farklı açıdan görüntü aldı.
Tam o sırada binanın dışından kısa ve keskin bir ıslık sesi duyuldu.
Hepimiz aynı anda giriş yönüne döndük.
Ses yalnızca bir kez gelmişti.
Yiğit kararını hiç geciktirmedi.
"Tahliye."
Emir verilir verilmez geri çekilmeye başladık.
Ancak birkaç adım atmıştık ki binanın derinliklerinden güçlü bir sarsıntı yükseldi.
Ardından büyük bir gürültü duyuldu.
Koridorun tavanından kopan taşlar önümüze dökülmeye başladı.
Çöken molozlar saniyeler içinde geldiğimiz geçidi tamamen kapattı.
Yoğun toz bulutu etrafı kapladı.
Görüş mesafesi neredeyse sıfıra indi.
"Betül!"
Yiğit'in sesi karanlığın içinden geldi.
"Buradayım, komutanım!"
"Bulunduğun yeri terk etme."
"Emredersiniz!"
Toz yavaş yavaş dağılırken tim yeniden birbirini seçmeye başladı.
Kimse yaralanmamıştı.
Ancak çıkış yolumuz kapanmıştı.
Yiğit çöken geçide birkaç saniye baktı.
Sonra sakin ama kesin bir ses tonuyla konuştu.
"Plan değişti."
Bakışlarını tek tek üzerimizde gezdirdi.
"Alternatif çıkışı bulacağız."
Kimse soru sormadı.
Silahlarımızı yeniden hazır hâle getirerek koridorun karanlığına doğru ilerlemeye başladık.
Artık önümüzde tek bir görev vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.