11. bölüm · Kızıl Şafsk
8.BÖLÜM: KIRILMAYSN UMUTLAR
BARUT (ULU SANRI) NIN ANLATIMIYLA;
Hani bir an vardır,insanı herşeyin bittiğine inandıran,artık hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağını size gösteren bir an
Ben tam olarak o anı yaşıyordum,sanki bir bina yıkılmıştı ve ben o enkazın altında kalmıştım
Hayret içinde İmha komutanıma baktım "İmha komutanım...Şaka mı yapıyorsunuz siz" dedim gözlerini içine bakarak
Hayır gayet ciddiydi,gözlerimdeki şaşkınlık dağıldı yerini çaresizliğe ve öfkeye bıraktı
"Ne diyorsun lan sen! Kolunu keseceğiz ne demek! Olmaz yapamazsın! Bana bunu yapamazsın!"
"Barut sakin ol kardeşim bak bunu yapmayı ben de istemiyorum...ama ekipler yetişmezse başka çarem yok" dedi İmha komutanım sesinde acı vardı
"Başka çaren yok öylemi? Başka çaren yok" diye tekrarladım
İmha komutanım konuşmadı konuşamıyordu
"Silahım nerede lan! Benim silahım nerede! Verin lan silahımı kendimi vuracağım kendimi! Kendimi vururum ama kolumu kestirmem!"
"Barut komutanım yapmayın şunu" dedi Kızıl Avcı söylerken sesi titriyordu
"Ne yapmayayım ha ne yapmayayım! Kolsuz keskin nişancı mı olur lan! Kolsuz asker mi olur! Yapmayın lütfen kolumu kesmeyin! Eğer kolumu keserseniz askerliğim biter herşeyimi elimden alırsınız askerliğim dışında hiçbirşeyim yok benim!"
İmha komutanımın gözlerinde gördüğüm şey… acıydı. Sadece benim için değil, kendi çaresizliği için de.
“Barut” dedi sessizce. “Barut, dinle beni.”
“Ne diyeceksin lan? ‘Her şey düzelecek’ mi diyeceksin? Yalan!” Bağırmaktan sesim kısılıyordu. “Bana yalan söyleme İmha! Sen askeri doktorsun, benden iyi biliyorsun kolumu olmayan bir asker artıkaskerlik yapamaz!”
Kızıl Avcı yanıma diz çöktü. Gözleri kıpkırmızıydı, ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
İmha komutanıma baktı"İmha komutanım biraz daha bekleyemez miyiz" diye sordu
İmha komutanım dışarda kamyonu dengede tutmak için çabalayan Gölge Komutanıma seslendi
"Gölge komutanım! Ne kadar daha tutabilirsiniz"
"Sen o kolu kesmeyeceğini söyle,Ömrümün sonuna kadar tutarım"
İmha Komutanım Çaylaka seslendi "Çaylak diğerlerine ve sağlık ekiplerine haber ver"
"Çoktan verdim bile diğerleri geliyor, ama ıssız bir yoldayız sağlık ekipleri geç kalabilir"
İmha komutanımın derin bir nefes aldı
"Barut şimdi sana birsey söyleyeceğim ama delicesine bağırmak yok"
"Ne diyeceksin lan!" Dediğim sırada Kızıl Avcı nın elini kolumda hissettim
"Ulu..." dedi ismimi nadiren söylerdi "Lütfen"
Kızıl Avcı'nın “Ulu…” dediği an… İşte o an durdum. Çünkü o ismi sadece ikimizin bildiği anlarda söylerdi. Kimsenin olmadığı, sadece gökyüzünün bizi izlediği o gece nöbetlerinde fısıldardı. Şimdi herkesin içinde söylemesi… bir şeyleri değiştirmişti.
Nefesimi tutup ona baktım. Yeşil gözleri doluydu ama bakışı sertti. Korkuyordu. Ama benden korkmuyordu. Benim için korkuyordu.
“Lütfen,” dedi tekrar. Sesindeki titreme yüreğimi sıktı. “Lütfen bağırma. Lütfen sakin ol. Çünkü… çünkü sen bağırınca ben de korkuyorum.”
Bu kadın… beni vurmaktan korkmamıştı. İşkence görmekten korkmamıştı. Ama ben bağırınca korkuyordu.
Derin bir nefes aldım. Acı hâlâ kolumu kemiriyordu, içimdeki öfse hâlâ kaynıyordu ama… sustum.
İmha komutanım şaşkınlıkla bana baktı. “Barut?”
“Ne bakıyorsun?” diye homurdandım. “Söyle hadi. Ne diyecektin?”
İmha komutanım gözlerini kaçırdı. Bir an tereddüt etti, sonra konuştu:
“Kolu kesmek… son çare. Önce kemiği yerine oturtmayı deneyeceğim. Ama acıtacak. Çok acıtacak. Ve eğer doku ölmeye başladıysa… zaten hissetmeyeceksin. Hissediyor musun?”
Kolumdaki uyuşukluğu düşündüm. Sanki orada değildi. Sanki başka birinin koluydu. Ama arada keskin bir sancı… bir bıçak saplanır gibi… “Arada,” dedim. “Bazen hissediyorum. Bazen hissetmiyorum.”
İmha komutanımın yüzü daha da ciddileşti. “Kötü. Ama tamamen ölmedi. Belki…”
Kızıl Avcı atıldı. “Belki ne? Ne yapabiliriz?”
İmha komutanım elindeki bıçağı sıktı. “Kemiği yerine oturtmam gerek. Ama bunu yaparken kolunu daha da kötü edebilirim. Risk almak zorundayım.”
Gölge komutanımın sesi dışarıdan geldi: “Kararını ver çabuk! Kamyon kayıyor!”
Dışarıda yağmur başlamıştı. Damlalar yüzüme vurdu. Soğuktu. Ama içim daha soğuktu.
“Yap,” dedim. Sesim çıkmıyor gibiydi. “Yap lan. Ne duruyorsun?”
İmha komutanım bana baktı. “Barut… ısıracak bir şey bul.”
Kızıl Avcı kendi kemerini çözdü, ikiye katlayıp uzattı. “Isır bunu.”
Deri kokuyordu. Onun kokusu muydu, yoksa sadece hayal mi görüyordum, bilmiyorum. Ama ağzıma aldım.
“Hazır mısın?” diye sordu İmha komutanım.
Başımı salladım.
Gözlerimi kapattım.
Bir çıtırtı duydum. Kendi kolumun sesiydi bu. Ve sonra… acı. Öyle bir acı ki dünya başıma yıkıldı sandım. Dişlerimi kemere gömdüm, haykırmamak için. Haykıramazdım. Haykırırsam Kızıl Avcı korkardı. Daha önce de söylemiştim… o korkunca ben dayanamıyorum.
Bir süre sonra acı hafifledi. Gözlerimi açtığımda İmha komutanımın yüzünde bir umut ışığı gördüm.
“Yerine oturdu,” dedi fısıltıyla. “Şimdi kan dolaşımının düzelmesi lazım. Ama…” Biraz durdu. “Hissediyor musun?”
Parmaklarımı oynatmaya çalıştım. Bir hareketlilik hissettim. Küçük bir kıpırtı. Çok küçük. Ama vardı.
“Evet,” dedim. Sesim boğuktu. “Evet, hissediyorum.”
"Güzel bu bize 20 dakika kazandırır ama 20 dakika içinde yetişmek zorundalar"
Kızıl Avcı telsize uzandı "Kader komutanım beni duyuyor musunuz"
Telsizden Kader komutanın sesi geldi "Duyuyorum,Barutun durumu ne durumda"
"Şu anda iyi ama 20 dakikanız var 20 dakika içinde sağlık ekipleri gelmek zorunda"
"Tamam bu işi bize bırakın sağlık ekiplerini yönlendirmeye çalışacağız"
"Anlaşıldı komutanım" diye bağırdı Kızıl Avcı
İmha komutanım bana bakıp "20 dakika daha daha dayanabilir misin kardeşim"
"Dayanırım yeter ki kolum kesilmesin"
25 DAKİKA SONRA
25 dakika geçmişti kolumu artık neredeyse hiç hissetmiyorum,artık tamamen uyuşmuştu
İmha komutanımın "Barut durumun ne"
"Artık acıyı hissetmiyorum bile"
Kızıl Avcı tekrar telsize uzandı "Kader komutanım nerde kaldınız"
Kader komutanın sesi geldi ama sakin değildi "Kahretsin lan kahretsin! Helikopterin motoru bozuldu kahretsin!"
İmha komutanımı telsize konuştu "Komutanım artık dayanamayız,vaktimiz yok şu anda ya Barutun kolunu keseceğim ya da Barut ölecek"
Kader komutanım sesini duygusuz tutmaya çalıştı ama sesinin titremesine engel olamıyordu "Yap"
"Hayır!!" Diye bağırdım "Hayır olmaz yapamazsınız! Askerliğim bitter,ben biterim"
Telsizden Kader komutanın sesi geldi "Telsizi Barut'a verin"
Kızıl Avcı telsizi bana verdi,Kader komutanım sesi tekrar geldi "Barut biliyorum eğer kolun giderse artık askerlik yapamazsın ama eğer kolun kesilmesin öleceksin ve bunu hiçbirimiz istemiyoruz o yüzden lütfen izin ver bu benim belki de sana son emrim"
"Emredersiniz komutanım.... Vatan sağ olsun"
Telsiz kapandı,sesizlik çöktü
İmha komutanımın sesi titreyerek "Barut gözlerini kapat kardeşim"
"İmha komutanım zorunda mısınız?" Diye sordum boğazım düğümlenmişti
"Başka çarem yok kardeşim"
"Vay be..." dedim ağlamaklı bir sesle "Size birşey söyleyeyim mi benim babam olacak adam asker olacağıma hiç inanmamıştı,ben silahı tutmayı babamdan öğrendim ama babam bana silah tutmayı öğretmedi benim asker olacağıma bir kere bile inanmadı lan,adam haklı çıktı askerliği beceremedim"
İmha Komutanım bana "Kötü bir asker değilsin sen tanıdığım en iyi askersin o adam babalığı geçtim adam bile değilmiş lan"
"Değildi" dedim acı içinde gülerek
İmha komutanım bıçağı alıp ilaç sürdü bıçağı koluma koyduğunda bana son kez bakıp
"Hakkını helal et kardeşim"
"Helal olsun kardeşim helal olsun"
Bıçak tam koluma değdiği anda telsizden dışarıdan sesler duydum
Çayldk kapıya vurarak "İmha komutanım durun! Sakın yapmayın geldiler geldiler"
İmha komutanımı bıçağı fırlattı "Duydun mu kardeşim geldiler"
"Geldiler lan geldiler! Kurban olduğum Allah'ım sana şükürler olsun" dedim ağlayarak
"Yer açın! Kenara çekilin" dedi bir doktor,beni sedyeye yaptırdıklarında Kızıl Avcı'nın sesini duydum "Ben de geliyorum"
"Sadece hasta yakınları-"
"Geliyorum bitti! Nerede o ambulans"
Kızıl Avcı benimle ambulansa bindiğinde elimi tutu "Ulu merak etme herşey güzel olacak"
"Teşekkür ederim yanımda olduğun için"
Kızıl Avcı dikkatimi dağıtmak için "Baban gerçekten o kadar kötü müydü"
"Sırf dışarda top oynadım diye sırtımda içki şişesi patlattı gerisini sen düşün"
Kızıl Avcı'nın nefesi kesildi. Elim tuttuğu eli titredi. "Ulu..." dedi fısıltıyla. "Bunu daha önce neden anlatmadın?"
"Ne fark ederdi ki?" Dedim gözlerimi tavana dikerek. "Herkesin bir hikâyesi var. Benimki de onlardan biri işte."
Ambulansın sirenleri çalıyordu. Dışarıdaki dünya hızla geçip gidiyordu ama ben hiçbir şey görmüyordum. Sadece geceyi hatırlıyordum. O geceyi...
"10 yaşındaydım," dedim sesim boğuk çıkarken. "Mahalledeki çocuklarla top oynadım diye eve geldiğimde... kapıyı açtığım gibi suratıma bir yumruk indi. Ne olduğunu anlayamadan yere düştüm. Sonra... sonra sırtımda şişenin patladığını hissettim."
"Allah'ım..." diye fısıldadı Kızıl Avcı. Gözleri dolmuştu. Ama ağlamadı. Biliyordum ki o benim gözümün önünde ağlamazdı.
"Camlar sırtıma saplandı. Annem bağırarak araya girdi. 'Onu öldüreceksin!' diye bağırdı. Babam da ona bağırdı. Sonra... sonra annemi de dövmeye başladı."
"Annen?"
"Annem beni korumak için defalarca onun dayağını yedi. Ama bir gün..." Nefes aldım. "Bir gün annem daha fazla dayanamadı annem öldükten sonra babam daha kötü oldu"
Kızıl Avcı'nın sessizliği her şeyden daha ağırdı.
"Kaç yaşındaydın?" Diye sordu
"14"
"Ulu..."
"Hayır sakın bana bunu anlattım diye acır gibi bakma ben hala aynı Barutum"
"Yani güçlü,biraz çapkın,umursamaz,Timin neşe kaynağı ve silah delisi öyle mi"
"Çapkın olduğumu mu düşünüyorsun"
"Evet,hem de yakışıklı bir çapkın"
"İltifat için sağ ol" dedim gülerek
İkimizin de sinirleri iyice bozulmuş şekilde gülüyorduk"
&&&
Hastanede son kontroller yapıldı herşey yolundaydı sorun şuydu kolum kesilmeyecejtibsma birkaç ay şarkıda kalacaktı gerçekten kesilmektedir kurtulmuştu
Bir gece hastanede yatmak zorundaydım ki bu benim hiç hoşuma gitmemişti,hastanelerden nefret ediyordum
Neyseki Kızıl Avcı benim refakatçi olmayı kabul etmişti o konudan rahattım o benimle sürekli uğraşacak,bana hep laf sokacak İmha komutanım da istemişti
Yok canım kalsın ben İmha komutanımı istemem Kızıl Avcı'ya razıyım
Kapı açılınca "Gizem sen misin?" Diye seslendim kimse yokken Kızıl Avcı'ya ismiyle sesleniyorum o da bana öyle yapıyordu
Aslında ismi Alev di Gizem ikinci ismiydi ve Alevi tercih ediyordu ama ben Gizem demeyi tercih ediyorum şahsen ona daha çok yakışıyordu
Ama gelen Albay Rıza Karayeldi
"Ulu nasılsın koçum benim?"
"İyiyim saolun Albayım"
"Hadi askeriyede Albayım diyorsun tamam ama bari baş bakarken yapma be oğlum"
"Alışkanlık işte..." Dedim gülümseyerek "Rıza Dayı"
Tam o anda kapıda şok içinde bakan Gizem belirdi "Ne?"
Gizeme "Gizem gel açıklayayım"
Gizem yanına geldi "Evet açıkla bakalım"
"Gizemciğim tanıştırayım annemin ağbisi yani dayım Rıza Karayel"
Evet bir bölümün daha sonuna geldik umarım beğenmişsinizdir düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim okuduğunuz için teşekkür ederim ❤️🥰🌹
