7. bölüm · Kızıl Şafsk

5.BÖLÜM: ZORLU BEKLEYİŞ VE SAKLANSN SIRLAR

Uwu Kizi

Askeri ekiplerle birlikte sağlık ekipleri de gelmişti, sağlık ekipleri İmha ve Barut'la ilgilenirken biz de Deli Fişek'i bekliyorduk

Birkaç dakika sonra bir patlama sesi geldi anlaşılan Deli Fişek paketi teslim etmiş

Deli Fişek geldiğinde fark ettim hiç değişmemişti hala benim tanıdığım Deli Fişek'ti

Deli Fişek helikopterden indiğinde yanıma gelip

"Paket başarıyla teslim edildi yalnız seni bir konuda uyarmam gerekiyor geri döndüğümüzde Hayal ablanı hastanede bulabilirsin kadın esir düştüğünü duyduktan sonra baygınlık geçirmiş, döndüğünde seni fena haşlayacak gibi duruyor"

"O zaman daha fazla bekletmeyelim ve geri dönelim"

"O zaman beni takip edeceksiniz Kadercik hadi bakalım gidiyoruz"

"Eyvallah kardeşim" dedim gülerek

&&&

Sağlık ekipleri ilk müdahaleyi yapmışlardı ama İmha ve Barut'u hastaneye yetiştirmeleri gerekiyordu

Yaklaşık bir saat sonra Türkiye'ye gelmiştik küçük Turna da bizimle gelmişti o bölge artık onun için tehlikeliydi

Türkiye'ye gelir gelmez İmha ve Barut hastaneye kaldırıldı, doktorlar ikisini de acil ameliyata aldılar

Ameliyat kapısının önünde beklerken bir ses duydum tanıdık bir ses

"Hayal, güzelim toparlanamadım bir dur" Ömer abinin sesiydi

"Ömer yürü git başımdan" bu da Hayal ablam, sesi ilk defa sert çıkıyordu genellikle sakindi ve soğukkanlıydı asla bağırmazdı sesi biraz bile yükselmezdi şimdi ise sesini ilk defa sert duyuyordum

Beni görünce "Kader!" deyip yanıma koştu ben daha ne olduğunu anlamadan bana sarıldı

"Merak etme iyiyim" dedim soğukkanlı bir şekilde

Hayal abla bana "Sus, bir de iyiyim diyorsun 1 haftadır haber alamadım senden"

Ömer abi ona "Güzelim tamam sakin ol, bak zaten yeni kurtuldu izin ver de nefes alsın"

"Sen sus artık Ömer!" Diye çıkıştı Hayal abla endişeli bakışları bana döndü "İyi misin?"

"Evet merak etme"

"Bir daha böyle bir şey olursa, seni kendi ellerimle bulup öldürürüm"

"Yok istenmez senin elinde şehit olmaktansa görevde şehit olmayı yeğlerim" dedim onu biraz yumuşatmak için

Sinir bozukluğuyla güldü "Deli kız"

Sonra tekrar ciddileşti "Diğerleri nasıl?"

"İki yaralı askerimiz var" diye mırıldandım

Hepimiz korkuyla ameliyathanenin önünde bekliyorduk Hayal ablam da dahil ondan her ne kadar gitmesini istesem de beni dinlememişti

Çaylak bir koluyla Turna'ya sarılıyordu, diğer elindeyse tüfek vardı

Dikkatle baktığımda fark ettim, tüfek Çaylak'ın tüfeği değildi İmha'nın tüfeği idi, Çaylak sanki biri o tüfeği alacakmış gibi sıkı tutuyordu

Kızıl Avcı ise sürekli eline bakıyordu, Barut'u vurduğu için kendisini suçluyordu

Kızıl Avcı sakin olmaya çalışarak "Ben bir lavaboya gidiyorum"

Onu yalnız göndermek hiç içime sinmiyordu kendisine zarar vermesinden korkuyordum

"Ben de geliyorum" dedim

&&&

Lavaboya gittiğimizde Kızıl Avcı'nın elleri titriyordu musluğu zorlukla açtı

Ellerinde kalan kan yıkadıkça çıkıyordu ama Kızıl Avcı inatla, sertçe ellerini yıkıyordu

"Neden çıkmıyor şu lanet olasıca kan! Neden çıkmıyor?!" Diye bağırdı

Ellerine baktım kan çıkmıştı elleri temizdi ama o hala kan olduğunu zannediyordu

"Yeter artık çıksana! Lanet olası kan çık artık!"

Ellerini daha sert yıkamaya başlayınca musluğu kapattım

Kızıl Avcı'ya bakıp "Ne yapıyorsun sen, kendine zarar vereceksin"

Kızıl Avcı sakin olmaya çalışarak "Komutanım görmüyor musunuz, kan çıkmıyor"

"Kızıl Avcı kendine gel, kan çıktı!" dedim sert bir sesle

"Komutanım... çıkmadı diyorum görmüyor musunuz kan... hala duruyor" sesi titriyordu

Musluğu tekrar açtı, daha sert yıkamaya başladı, bir an durdu musluğu kapatıp bir şey aramaya başladı her kabine bakıyordu

"Kızıl Avcı ne arıyorsun?" dedim merakla

Cevap vermedi hala arıyordu en sonunda temizlik malzemelerinin olduğu bir kabinin kapısını açtı

İçeri daldı malzemelerin hepsine bakıyordu ama aradığını sonunda bulmuştu

Tuz ruhu

Tuz ruhunu alıp musluğun başına geldi, o an ne yapacağını anladım

Tuz ruhunu eline dökecekti, ondan hızlı davranıp tuz ruhunu elinden çekip aldım

"Delirdin mi sen? Ne yapıyorsun" dedim öfkeyle

"Ver onu bana!" diye haykırdı

"BEN SENİN KOMUTANINIM" diye bağırdım

Kızıl Avcı derin bir nefes aldı

"Saygısızlık için özür dilerim komutanım, ama onu bana verin lütfen"

"Hayır, deli misin sen bunu eline dökersen elin yanar"

"Temizlemem lazım diyorum kan var"

"Kan yok, kendine gel?!" Diye bağırdım ona

Kızıl Avcı ellerine tekrar baktı hayretle

"Ama nasıl, az önce kan vardı"

"Kan yoktu sen öyle sandın, kan gitti tamam mı"

"Tamam komutanım" dedi sesi daha sakindi

"Şimdi sakinleş, derin nefes al diğerleri seni böyle görmesin"

"Emredersiniz komutanım"

Lavabodan çıkıp diğerlerinin yanına gittiğimizde durum hala aynıydı doktor çıkmamıştı ve şu lanet olası ameliyat hala sürüyordu

&&&

8 saat neredeyse 8 saattir buradaydık içimizde hem umut hem korku vardı

Ameliyathanenin kapısı açılınca hepimiz gözlerimizdeki korku ve umutlarla doktora baktık

"Göğsünden vurulan asker siz mi getirdiniz"

"Evet durumu nasıl?" dedi Kızıl Avcı

Doktor derin bir nefes aldı "Durumu ağırdı kurşun neredeyse kalbe denk geliyormuş son anda kurtardık şu anda durumu stabil" dediğinde hepimiz rahatladık Barut şimdilik iyiydi ve bu yeterliydi

Doktor bize "Bu arada hastanın ismi ne"

İsmi? Sahi Barut'un ismi neydi?

Timde kimse kimsenin ismini bilmez lakaplar kullanırız bu yüzden hiçbirimiz birbirimizin ismini bilmiyoruz

"Ulu Sanrı" dedi Kızıl Avcı bir anda

Doktor başını sallayıp uzaklaşınca hepimiz Kızıl Avcı'ya döndük

"Sen Barut'un ismini biliyor muydun?" Dedim

"Evet komutanım birbirimize ismimizi söylemiştik" dediğinde sanki içi kırılıyordu

Başımı onaylarcasına salladım

Teğmen Ulu Sanrı...

Şafak Timinin silah delisi, keskin nişancı, en genç üyelerimizden biri, 25 yaşında

Annesini yıllar önce kaybettiğini biliyordum, babası olacak o herifin Barut'a neler yaptığını fazla bilmiyordum ama Barut'un yaralarını görmüştüm diğer bildiğim şey ise Barut'un babasından nasıl nefret ettiğiydi

Bu time ilk geldiğinde hep savunmadaydı, az konuşur ya da susardı, onu zar zor toparlamıştık, şimdiki Barut umursamaz davranıyordu, gülüyordu, konuşuyordu ama içten içe hala o ilk gün gelen Barut olduğuna eminim

Şimdilik Barut iyiydi sırada İmha vardı Çaylak'a baktığımda hala aynı şekilde duruyordu elinde İmha'nın silahı, kucağında küçük Turna

Susmayı bırakmasını anlıyordum, anlamadığım şey neden İmha'nın silahını bırakmıyordu?

Turna Çaylak'a "Serçe abla, Yaman abi iyi olacak mı?"

Çaylak gülümsemeye çalıştı "İyi olâcâk tâbi, o İmhâ o kâdâr kolây peş etmez"

Turna hafifçe kıkırdadı "Serçe abla özür dilerim ama çok komik konuşuyorsun"

"Öyle mi"

Turna ona ciddi bir halde "Evet ayrıca İmha değil, Tuna Öztürk"

Çaylak zor da olsa gülümsedi "Biz onâ ismiyle değil lâkâbıylâ sesleniyoruz"

"Neden ki?"

"Kurâllâr böyle Turnâ"

"Olsun ben Tuna abi diyeceğim"

"Şen şöyle minnâk kurallar şâdece bizim için geçerli"

Turna birden "Bence sen Tuna abiyi seviyorsun" deyince hepimiz Çaylak'a baktık

Çaylak'ın yanakları kızardı "Yok öyle bir şey" diye inkar etti

"E o zaman silahı neden sende?" Diye sordu Turna

Çaylak ne diyeceğini bilemedi "Şey... şilahı uyânânâ kâdâr güvende tutuyorum şâdece"

"Daha güzel bir bahane bulmalısın Serçe abla"

Çaylak ona "Bâk şen, yâşın kâç dâ bânâ derş veriyorsun şen"

"Aşıksın işte ben bile anladım"

Çaylak onunla baş edemeyeceğini anlayınca susmayı tercih etti

Birkaç dakika sonra ameliyathane kapısı tekrar açıldı

İlk ayağa kalkan Çaylak oldu "Doktor içerdeki hâşta Tunâ Öztürk'ün durumu nâsıl?"

"Kurşunu çıkardık çok kan kaybetmişti ama şu anda iyi, sırtında yanma hissedebilir büyük ihtimalle bombanın bıraktığı bazı izler canını yakacak zamanla iyileşir eğer çok acı çekerse sırtını sirkeli bezle silin bu onun acısını hafifletecektir tekrardan geçmiş olsun"

Bunu duyunca hepimiz derin bir nefes aldık İmha yaralı olsa bile hayattaydı bekleyiş bitmişti, şimdi sırada iyileşmek vardı

&&&

İMHA (TUNA ÖZTÜRK) ÜN ANLATIMIYLA;

Zorlanarak açtım gözlerimi ilk gördüğüm şey beyaz ışıktı

Şehit mi olmuştum yoksa?

Birkaç dakika sonra burnuma gelen dezenfektan kokusundan ve monitörden duyduğum düzenli seslerden anladığım kadarıyla hayır daha şehit olmamıştım şu anda hastane odasındaydım

"Hey iyi misiniz beni duyuyor musunuz?"

Yanımda benimle ilgilenen hemşireye zorlanarak bakıp başımı salladım

"Ben doktorunuza haber vereyim" deyip dışarı çıktı

Doktor birkaç dakika sonra gelip beni kontrol etti her şey normaldi tek sorun sırtımda acı hissetmemdi

Doktor gittikten sonra kapı yine açıldı Şafak Timi gelmişti

Kader komutanım bana "İyi misin asker"

"İyiyim.... komutanım" dediğimde sesim güçsüz çıkmıştı

Barut'u gördüğümde şaşırdım en son hatırladığım kadarıyla o da vurulmuştu

"Barut sen nerede toparlandın lan?"

"İmha komutanım rütbeyi bırakabilir miyim bir şey söylemeliyim"

"Tamam bırak rütbeyi"

Barut bana yaklaşıp "İmha kardeşim 2 yıldır komadasın"

"Ne!" Diye haykırdım resmen

"Doğru kardeşim ve çok şey kaçırdın, biz Kızıl Avcı ile evlendik, Fısıltı Gölge komutanımla evlendi, Çaylak bile evlendi çocuğu bile var"

"NE DEDİN SEN!!!"

Barut bana "Malesef doğru"

Nasıl lan? Ben 2 yıl komada mı kalmıştım şimdi? hem de Çaylak evlenmiş miydi?

Allah'ım ne olur bu bir kabus olsun

Hayretle diğerlerine baktım sonra Barut'a

Barut bir anda gülmeye başladı "Şaka lan şaka nasıl da inandı hemen"

Sinirle Barut'a "Barut ben seni de yapacağım şakayı da si-" küfür edecektim ama Kader komutanın yanında küfür edemezdim

Komutanların önünde küfür etmek yasaktı

"Ne oldu kardeşim lafın yarım kaldı" diye takıldı bana Barut

"Git sen dalganı geç askeriyede ne de olsa elime düşeceksin"

"Kader komutan izin vermeden hiçbir şey yapamazsın"

Kader komutana bakıp "Komutanım askeriye dönünce şu herife ceza verebiliyor muyum"

Kader komutanım omuz silkti "Aranızdaki meseleye karışmıyorum"

Bunu duyduğumda yüzümde sinsi bir gülümseme yayıldı, sen şimdi benim elime düştün Barut

"Ben seni askeriyede parkurda koşturup, çimleri yoldurup, kredi kartları ile paspas yaptırıp, diş fırçası ile fayans aralarını temizletmiyor muyum" dediğimde Barut'un yüzü bembeyaz oldu

"Abartma istersen sırf bir şaka yaptım diye bana işkence mi edeceksin"

"Bal gibi yapacağım hem de tüm askeri binasının önünde yaptıracağım"

"Yuh lan! Abartma"

"Sen az önce komutanına küfür mü ettin" dedim ciddi bir şekilde

"Şu anda rütbede değiliz istediğimi söylerim"

"Şınav pozisyonuna geç!"

"Galiba yine fazla konuştum değil mi?" Diye mırıldanıp dediğim gibi şınav pozisyonuna geçti

"15 şınav" dediğimde bir an şaşırdı ama şınav çekmeye başladı

"Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, on bir, on iki, on üç, on dört..."

"Bir" diye bağırdığımda Barut şaşırıp kaldı tabii ki onu 15 şınavla bırakmayacaktım

"15 değil miydi"

"Ben o sayıyı söyleyene kadar devam hadi hızlı ol"

Barut bir küfür savurup şınav çekmeye devam etti 50 şınav çektiğinde sanki bir aydınlanma yaşamış gibi bana baktı

"Biz rütbeden çıkmamış mıydık?"

"Evet çıktık"

"Şu anda rütbede miyiz"

"Yok değiliz"

"O zaman ben niye şınav çekiyorum lan" deyip ayağa kalktı

Ona sinsice gülümseyip "Ahmak olduğun için" dediğimde Barut'un yüzü kıpkırmızı oldu

"Şu hale bak ya adam resmen hastanede bile benimle uğraşıyor" diye söylendi

Ona bakıp "Bu daha hiçbir şey değildi hele bir iyileşip toparlan cezayı o zaman göreceksin"

"Tuna, oğlum, oğlum nerede" dur bir saniye bu ses yok ya annem değildir nereden haberi olacak ki, hem onun burada ne işi olabilir ki kesin ilaç falan fazla geldi şu anda halüsinasyon görüyorum

Kapı birden açılınca halüsinasyon görmediğimi anladım annem gerçekten gelmişti ve galiba ben şimdi bittim

"Tuna!"

"Aaa anneciğim ne güzel sürpriz" dedim ortamı yumuşatmaya çalışarak

"Tuna, oğlum ne oldu sana" diye sordu panikle

"Küçük bir kaza oldu"

Annem inanmamış gibiydi "Nasıl oldu bu hani sen sadece askeri doktordun askeriyede yaraları tedavi ediyordun"

Timdeki herkes şaşkınlıkla bana bakınca kaş göz yapıp çaktırmayın onu söyledim

Barut bir anda "Askeriyede doktorluk mu yapıyor? Teyzeciğim senin oğlan sadece doktorluk değ-"

Barut daha lafını tamamlamadan Kızıl Avcı onu uyarırcasına dürtükledi

Ben de annemi sakinleştirmek için "Anne gerçekten sadece doktorluk yapıyorum küçük bir kaza oldu önemli değil tamam mı"

"Nasıl önemli değil omzundan yaralanmışsın öyle dediler"

"Zaten öyle, ama önemli bir yere değil yakında geçer"

Annem tam yumuşayacağı sırada içeri Turna girdi

"Tuna abi"

Annem kaşlarını çatıp "Tuna kim bu çocuk?"

Eyvah! İşte şimdi bittim annem ona yalan söylediğimi sadece doktorluk yapmakla kalmayıp üstüne bir de operasyonlara gittiğimi öğrenirse kadının kalbine iner

Annem hala çatık kaşlarla bana bakıyordu

"Tuna cevap versene oğlum kim bu çocuk?"

Turna da anlamaz gözlerle bir bana bir anneme bakıyordu

"Tuna abi bu teyze senin annen mi" diye sordu merakla

Çaylak araya girip Turna'ya "Turnâ şânâ şıcâk çikolâtâ âlâyım mı işter mişin? Hem âcıkmışsındır şândiviçte yeriz"

Turna'nın gözleri parladı "Evet sıcak çikolata!" deyip Çaylak'la dışarı çıktı

Bir dakika Çaylak peltek mi konuşuyor yoksa ben mi yanlış duydum, yalnız pelteklik ona yakışmış, her neyse şimdi daha mühim bir mesele var

Annem yine bana bakıp "Soruma bir cevap alamadım söyle hadi kimdi o çocuk?"

"Deprem bölgesinden gelen tatlı bir çocuk" diye açıkladım

"Ee seni nereden tanıyor" dediğinde sesinde merak vardı

Ah anacığım nasıl söyleyeyim sana, aslında operasyona gittiğimi, Turna ile de orada tanıştığımızı? Söylersem kalbine ineceğini bilmesem söylerim de söylersem kalbine inmekle kalmayıp beni hep suçlayacaksın o yüzden saklamak en iyisi "Askeriyede tanıştık, ailesini depremde kaybedince buraya getirdiler"

Annem ikna olmuş gibiydi bu seferlik kurtulmuştum ama bunun böyle bitmeyeceğini biliyordum

Evet bir bölümün daha sonuna geldik umarım beğenmişsinizdir düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim okuduğunuz için teşekkür ederim ❤️🥰🌹