Bölümler 10Şu an: 0.2
- 1 0.1435 kelime
- 2 0.2962 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 0.3598 kelime
- 4 0.4587 kelime
- 5 0.5487 kelime
- 6 0.6384 kelime
- 7 0.7555 kelime
- 8 0.8482 kelime
- 9 0.9680 kelime
- 10 Final/duyuru99 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Asena Alparslan için aile, kalabalık bir ev demek değildi.
Aile, az kişiyle çok şey taşımaktı.
Annesi Sivaslıydı.
Sesi alçak, yüzü yorgun ama elleri hep meşguldü. Evde her şey yerli yerindeydi; sofrada ekmek eksik olmaz, dua yarım bırakılmazdı. Acı konuşulmazdı ama herkes bilirdi. Asena, suskunluğunu annesinden almıştı.
Babası ise…
Babası konuşulmayan bir konuydu.
Alparslan Alparslan.
Bordo bereli.
Şehit.
Asena, babasını hatırlarken yüzünü değil, duruşunu düşünürdü. Kapıdan çıkarken omzunu dikleştirişini, ayakkabılarını bağlayışını, annesine son kez bakarken fazla konuşmayışını… Babası vedaları uzatan adamlardan değildi. Sanki gidişini büyütürse dönüşü zorlaşacakmış gibi davranırdı.
Bir gece gitmişti.
Bir daha dönmemişti.
Evde onunla ilgili eşyalar dururdu ama adı sık anılmazdı.
Türk evlerinde acı, yüksek sesle yaşanmazdı. Asena bunu erken yaşta öğrenmişti. Babasının fotoğrafına bakarken ağlamazdı. Ağlamak, onu eksiltir gibi gelirdi.
O yüzden asker olmuştu belki de.
Bir intikam için değil.
Bir tamamlanma için.
Asena’nın askerliği sert değildi.
Sessizdi.
Tıpkı babası gibi.
Kışlada akşam içtimasından sonra tim dağıldığında Asena koğuşa dönmedi. Eğitim alanının kenarında durdu. Bozkırın rüzgârı yüzünü keserken uzaklara baktı. Toprak, ona çocukluğunu hatırlatıyordu. Babasının mezarına ilk kez gittiği günü… Annesinin dizine vura vura ağlamayışını… Her şeyin içine atılışını.
“Üşürsün.”
Ses arkasından geldi.
Gökalp Turan’dı.
Asena dönmedi.
“Alışığım,” dedi.
Gökalp yanına yaklaştı ama mesafeyi korudu. Türk erkekleri duygulara yaklaşırken hep böyle yapardı; fazla yakın durmaz, ama tamamen de uzak kalmazdı.
“Baban asker miydi?” diye sordu.
Soru ani değildi.
Sadece doğru zamandı.
Asena başını eğdi.
“Bordo bereli,” dedi kısa bir cevapla.
Gökalp başka bir şey sormadı.
Sormamak da bir saygıydı.
O an Asena şunu fark etti:
Bazı insanlar seni anlamak için ayrıntıya ihtiyaç duymazdı.
Ertesi gün brifing odası doluydu. Haritalar açılmış, kırmızı işaretler belirginleşmişti. Görev, sınır ötesiydi. KESKİN timi için sıradan sayılabilecek ama hafife alınamayacak bir operasyondu.
Gökalp masanın başındaydı.
Bu kez sesi daha ağırdı.
“Bu görev kısa sürecek,” dedi.
“Ama hatayı affetmez.”
Asena haritaya baktı. Bölgeyi tanıyordu. Babasının görev dosyalarında bu toprakların adı geçmişti. İçinde tanımlayamadığı bir ağırlık oluştu ama yüzüne yansımadı.
“Alparslan,” dedi Gökalp.
“Keskin nişancı sen olacaksın.”
Asena başını kaldırdı.
“Emredersiniz.”
Gökalp bir an durdu.
Sonra ekledi:
“Pozisyonunu terk etmeyeceksin.”
Bu cümle, emirden çok ricaya benziyordu.
Asena bunu fark etti ama belli etmedi.
Hazırlıklar başladı. Silahlar kontrol edildi, mühimmat sayıldı. Helikopter pistinde rüzgâr sertti. Bordo bereler yeniden başlara takıldı. Bu bir ritüeldi. Bir sözleşme gibi.
Asena helikoptere binerken kısa bir dua mırıldandı. Annesinden öğrendiği gibi. Babasının öğrettiği gibi sessizce.
Gökalp karşısına geçti.
Göz göze geldiler.
Hiçbir şey söylemediler.
Zaten söylenecek bir şey yoktu.
Helikopter havalandığında bozkır geride kaldı.
Ama Asena’nın içindeki toprak…
onunla birlikte yükseldi.
Bu görev sadece bir operasyon değildi.
Bu görev, bir emanetin taşınmasıydı.
Ve bazı emanetler…
insanı yavaş yavaş yakardı.
......
Gece sınır hattına sessizce çökmüştü.
Ay yoktu. Gökyüzü kapalıydı. Karanlık, insanın sadece gözlerini değil, içini de örtüyordu.
Toprak soğuktu ama tanıdıktı; bu toprak, üzerinde yürüyen askeri yabancı saymazdı.
KESKİN timi helikopterden indiğinde tek bir gereksiz ses çıkmadı. Motor sustuğunda rüzgâr kaldı, bir de kontrollü nefesler. Herkes yerini biliyordu. Kimsenin acele etmeye ihtiyacı yoktu.
Gökalp elini kaldırdı.
Hareket kesildi.
“Sessiz intikal. Hedef binaya kadar temas istemiyorum.”
Asena, timden yavaşça ayrıldı. Keskin nişancılar böyle ayrılırdı zaten; belli etmeden, iz bırakmadan. Sırtındaki JNG-90 Borayı düzeltti. Silahın ağırlığı omzuna bastı ama bu baskı rahatsız edici değildi. Ona denge veriyordu.
Yüksek bir noktaya tırmandı. Kayalığın arkasına yerleştiğinde dünya daraldı. Dürbünü göz hizasına geldiğinde artık sadece hedef vardı. Rüzgârı kontrol etti. Nabzını yavaşlattı. Nefesini saydi.
Kulaklıktan Gökalp’in sesi geldi.
“Asena, pozisyon teyidi.”
“Kuzeydoğu hattındayım. Görüş net. İki giriş, bir gözetleme noktası.”
“Ateş izni bende. Bekle.”
Beklemek, Asena için yeni değildi.
Beklemeyi çocukken öğrenmişti.
Babası kapıdan çıkıp dönmediğinde…
Annesi acıyı sessizlikle taşıdığında…
Hedef binada hareket başladı. Gölgeler yer değiştirdi. Asena dürbünden gözünü ayırmadı. Parmağı tetikteydi ama baskı uygulamıyordu. Acele yoktu. Acele edenler yaşlanmadan ölürdü.
“Birinci hedef serbest.”
Asena nefesini tuttu.
Tetiğe dokundu.
Bora’nın sesi geceyi kısa bir anlığına yardı.
Hedef yere düştü.
İkinci siluete yöneldiği sırada sol tarafından sert bir patlama oldu. Taş parçaları havaya savruldu. Ardından omzunda ani, yakıcı bir acı hissetti. Sanki biri kızgın demiri derisine bastırmıştı.
Refleksle geri çekildi. Elini sol omzuna götürdü. Eldiveninin içi ıslandı.
Kan.
“Temas var. Pozisyonum deşifre oldu.”
Sesi sakindi. Gereğinden fazla sakin.
Kulaklıktaki ses bu kez daha sertti.
“Yerini koru. Mevzini terk etme.”
Asena kayalığın arkasına iyice yaslandı.
Bir mermi daha yanından geçti. Sonra bir tane daha. Bulunduğu nokta artık güvenli değildi. Keskin nişancı için bu, açık bir hüküm demekti.
“Burada kalırsam destek veremem,” dedi.
“Alternatif mevziye geçmem gerekiyor.”
Kulaklıkta kısa bir sessizlik oldu. O sessizlikte Gökalp sadece görevi değil, Asena’yı da tartıyordu.
“Geç,” dedi sonunda.
“Görüşü tamamen kaybetme.”
Asena sürünerek geri çekildi. Her hareket omzundaki acıyı biraz daha derinleştiriyordu ama durmadı. Acı, onun için bir engel değildi. Sadece bir hatırlatmaydı.
Daha aşağıda, çapraz bir noktada yeni mevziye ulaştı. Hızlıca pansuman yaptı. Bora’yı yeniden konumlandırdı. Nefesini düzene soktu.
“Yeni pozisyon alındı. Görüş dar ama ateş hattı açık.”
“Devam.”
Çatışma binanın çevresinde yoğunlaştı. KESKİN timi içeri girdi.
Asena artık yukarıdan değil, yandan destek veriyordu. Her atış hesaplıydı. Yaralıydı ama dikkati dağılmamıştı. Sanki acı vücudunun dışında bir yerdeydi.
Dakikalar uzadı.
Zaman ağırlaştı.
Son siluet düştüğünde gece yeniden sessizliğini aldı.
“KESKİN timi, görev tamam. Çekiliyoruz.”
Asena ayağa kalktığında bir an sendeledi ama düşmedi. Düşmek ona yakışmazdı. Helikoptere doğru ilerlerken Gökalp yanına geldi. Bu kez mesafe koymadı.
“Yaran ciddi mi?”
“Sıyırık,” dedi.
“Görevi etkilemedi.”
“Yerini terk ettin.”
Asena ona baktı. Gözleri netti, kararlıydı.
“Görevi sürdürebilmek için,” dedi.
“Hayatta kalmak için.”
Gökalp bir şey demedi.
Zaten bazı doğruların cevaba ihtiyacı yoktu.
Helikopter havalandığında Asena başını koltuğa yasladı. Omzu hâlâ yanıyordu ama içi sakindi. Babasının sesi yıllar sonra yeniden kulağına geldi sanki:
Asker bazen yer değiştirir kızım… ama duruşunu değiştirmez.
Gökalp karşısında oturuyordu.
Bakışları kısa bir an Asena’ya takıldı. O an ikisi de aynı şeyi fark etti:
Bazı insanlar yaralandığında eksilmezdi.
Daha belirgin hâle gelirdi.
Bu görev, KESKİN timi için sıradan bir operasyondu belki.
Ama Gökalp Turan ve Asena Alparslan için
sessiz bir dönüm noktasıydı.
Wp kanalım
https://whatsapp.com/channel/0029Vb6wS17BFLgLulZMCu3r
Bölüm etkileşimi
