2. bölüm / 12
Kim Olduğunu Bilmiyordum 2 (Yeni Bir Başlangıç)2. Bölüm
Bölümler 12Şu an: 2. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.049 kelime
- 2 2. Bölüm995 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm1.125 kelime
- 4 4. Bölüm912 kelime
- 5 5. Bölüm1.004 kelime
- 6 6. Bölüm1.062 kelime
- 7 7. Bölüm961 kelime
- 8 8. Bölüm933 kelime
- 9 9. Bölüm870 kelime
- 10 10. Bölüm902 kelime
- 11 11. Bölüm986 kelime
- 12 12. Bölüm1.087 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Bazı insanlar hayatımıza tesadüfen girmez.”
Hastaneden çıkıp eve geldim ve bana gönderilen bu gülleri bir vazonun içine koyup içine biraz su doldurdum. Bana gönderilen bu güller gerçekten çok güzellerdi. Güllerin kokusunu içime çektim ve çok güzel kokuyorlardı. Yüzümde ise istemsizce bir gülümseme peydah oldu. Normalde bunlar bana gönderildiği için kabul etmemeliydim ve yanıma alıp eve getirmemeliydim. Bunları es geçip görmezden gelmem gerekirken yanıma alıp eve getirip vazoya koydum. Ne yapıyordum ben?
Kafamın içinde dolaşan birden fazla soru vardı. İstanbul'dan kaçıp Gaziantep'e geliyorum ve bunlarla karşılaşıyorum. İstanbul'da bir adam beni bulmaya çalışırken, burada ise bir aşiretin oğlu ile karşılaşıyorum. Neden bütün bunlar beni buldu? Bütün bunları düşünürken telefon çaldı. Buraya geldiğimde kendime yeni bir telefon ve hat almıştım ve böyle daha iyi olmuştu. Şimdi beni arayan kişi ise Tolga'ydı. Hemen telefonu almıştım.
“Alo, Tolga.”
“Naber, Ela?”
“İyi olmaya çalışıyorum. Sen?”
“Ben iyiyim de, sesin niye böyle bozuk geliyor?”
“Hiç sorma. Uzun hikâye.”
“Sen anlat bakalım.”
Tolga'ya bugün başımdan geçenleri bir bir anlatmıştım. İlk başta inanamamıştı ama şimdi bunun karşısında ne yapabileceğimi bilmediğimi söyledim.
“Ela şimdi sana bir şey anlatıcam ama bu hoşuna gitmeyecek.”
“Anlat bakalım.”
“Hani sen bu Murat Gül'ü araştırmamı istemiştin buradayken. Senin dediğini yaptım ve araştırdım. Haftalar sürdü ve bir sonuç buldum. Aslında birden fazla sonuç buldum.”
“Evet.”
“Murat Gül denilen adam mafyaymış. Mafyanında başıymış. Bunun en güvendiği bir adam varmış ve o adama yani Murat Gül denilen adama bir psikiyatriye gözükmesini ve kendisini iyileştirmesini istemiş. O sırada sana randevu almışlar. Ne tesadüftür ki sen sabah sporunu yaparken o adamla karşılaşmışsın. İkinizde birbirinizi bilmeden. Daha sonra senin hastanene geldiğinde tam anlamıyla tanışmış oldunuz. O yüzden senin peşine düşmüş ve her yerde seni arıyor haftalardır.”
Duyduklarıma inanamıyordum. Benim peşime düşen mafya lideriymiş. O yüzden beni arıyormuş. Peki neden ben? Ne yapmak için beni arıyordu?
“Peki başka bilgi var mı?”
“Olmaz olur mu? Var tabii. Bu adam kirli işlere bulaşmış ve ona yamuk yapanı direkt öldürmüş. Öldüren kişiler de aynı onun gibilermiş. Bu adam daha sonra değişmek için senin hastanene gelmiş.”
Bu gerçek olamazdı. Bunların hiçbiri gerçek olamazdı. Orada kalmaya devam etseydim beni de mi öldürecekti? Ya da kötü bir şey mi yapacaktı bana? Bütün bu olan biteni anlayamıyordum. İstanbul'da yaşarken mafya peşime takılır. İstanbul'dan kaçıp Gaziantep'e gelirim bu sefer aşiret oğlu peşime takılır. Benim kaderim neydi böyle? Neden bütün bu olanlar beni bulurdu? Ben ne yapmış olabilirdim?
Tolga'yla konuşmam biteli çok olmuştu ve bir süredir kendi içime kapanıp düşüncelere dalmıştım. Bu işin içinden nasıl çıkacağımı bulmaya çalışıyordum ama bir çıkar yolu yoktu. Her iki tarafta silahlar, adamlar falan vardı. Ben ise tam ortalarına düşmüş bir kadın. İki tarafın istediği şey belliydi. Bendim.
Her iki taraftan kaçışı olmayan bir çıkmaza girmiştim. Kafamı bir şeyler bulmak için zorluyordum ama olmuyordu. Ne yapabileceğimi gerçekten hiç bilmiyordum. Bana yardım edecek kim vardı? Sürekli Tolga'dan ve Yaprak'tan bana yardım etmelerini isteyemezdim. İstesem seve seve bana yardım edeceklerini biliyordum. Merve desem, arkadaşım ölmüştü. Hatta kimin öldürdüğünü de gayet iyi biliyordum. Yeni tanıştığım kişilerden de isteyemezdim. Hem onlar doğru düzgün başımdan geçen olayları bilmiyorlardı.
Kafamı çevirip mutfakta duran güllere baktım. İçten içe o gülleri kaldırıp atasım geliyordu ama yine de içim el vermiyordu. Kıyamıyordum onları atmaya. Burada, bu evde sıkışıp kaldım. Geri dönüşü olmayan bir yola girmiştim. Bu ne zamana kadar böyle devam ederdi bilmiyordum.
Sabah uyandığımda elimi yüzümü yıkayıp odama döndüm. Yatağımı toplayıp üzerime spor kıyafetlerimi giydim. Sabah koşusu için hazırdım. Hiç vakit kaybetmeden evden çıktığım esnada Kerem'i görmüştüm.
“Günaydın, Ela.”
“Günaydın, Kerem Bey.”
“Bey? Bana Bey demene gerek yok. Kerem desen olur.”
“Ben saygınlığımı kaybetmeden böyle konuşmayı tercih ediyorum.”
“Anlıyorum seni ama bana kendi ismimle hitap etmen yeterli. Bey demene hiç gerek yok.”
“Peki.”
“Sabah koşusuna mı?”
“Evet.”
Kerem'e baktığımda hiç aşiret oğlu gibi durmuyordu. Daha çok serseri tiplere benziyor gibi duruyordu. Biraz serseri, biraz işadamı gibi.
“Bende sana eşlik etsem sorun olur mu?”
“Yok. Sorun olmaz. Ama ben spor yaparken şarkı dinlerim.”
“Sorun olmaz. O zaman spora.”
Yüzümde gülümsemeyle beraber Kerem'le beraber sabah sporu yapmak için koşmaya başladık. Nedenini bilmesem de yüzümde ona karşı istemsizce gülmek geliyordu.
Sabah sabah koşu yaparken yorulmuştuk. Biraz bir yerde dinlenip daha sonra tekrar koşmaya başladık. Ve eve geri dönmüştük. Bu sabah koşusu bana çok iyi geliyordu ama anlaşılan Kerem biraz acemi sayılıyordu. Ona baktığımda spor salonuna gidip orada yapanlardan gibiydi ki kesinlikle öyleydi. Ben ise açık alanda koşu yapmayı severdim.
“Sabah koşusu iyi geldi.”
“Ben her gün yaparım ama buraya taşınmak için yapamamıştım bir süre. Ama bir iki gün koşuya tekrar başladım.”
“Güzelmiş.”
“O zaman görüşürüz. Kahvaltı yapıp işe gitmek için hazırlanmam lazım.”
“Görüşürüz.”
Arkama bakmadan evime girmiştim. Kerem'le sabah sporu yapmak nedense bana iyi gelmişti. Onun enerjisi beni değiştirmiş gibiydi.
Evden çıkıp işime gelmiştim. Üzerimde neyim var neyim yok çıkarıp askıya asmıştım. Daha henüz hasta almadan görevli gelmişti odama.
“Ela Hanım bir şey ister misiniz?”
“Rica etsem Türk kahvesi alabilir miyim.”
“Tamam.”
Görevli odamdan çıkmasıyla Eylül'ün odama girmesi bir olmuştu. Bu her zaman bunu yapıyordu. İçerde biri olsun olmasın Eylül dan diye giriyordu odama. Bazen dalgınlığıma denk geliyordu ve odama girmesiyle yerimden sıçrıyordum.
“Eylül artık yeter ama. Dan diye içeriye girme huyundan vazgeç.”
“Hayır olmaz. Her zaman yapıcam ben bunu.”
“Ne oldu?”
“He şey, Kerem Bey nerede acaba?”
“Kerem evde. Kendi evinde.”
“Kerem? Beyde değil.”
Eylül'e gözlerimi devirmiştim ve eline biraz koz geçmişti. Hemen gidip Ceyda ve Can'a anlatacağına emindim. Çünkü çenesi hiç durmazdı. Biraz gevezeydi. Ona hiçbir şey diyemeden odamdan çıkmıştı bile.
Öğle molasına kadar alabildiğim hastalarımı almıştım ve öğlen molası geldiğinde dışarı çıkmıştım. Hiç aç değildim ve bizimkilerle beraber bir şeyler içmeye gitmiştim. Eylül, Ceyda ve Can'la beraber konuşurken biran Kerem yanımıza geldi. Onun burada ne işi olduğunu merak ettim.
“Hoşgeldiniz.”
“Hoşbulduk hepimiz.”
“Senin burada ne işin olduğunu sorabilir miyim?”
“Burası benim mekanım.”
“Arkadaşlar senin hakkında bana bir şeyler çıtlattılar.”
“Ne çıtlattılarsa doğru. Buradaki aşiretin oğluyum ve burasıda benim. Birkaç yer daha var ama şimdilik bu kadarını bilsen yeterli.”
Kerem bana bakarken ben de Kerem'e bakıyordum. Bana gülümseyerek baktığı sırada sol yanağında bir gamzesinin olduğunu gördüm. Oradaki gamzesini görünce bende güldüm. Hem güzel gülüşü vardı hem güzel bir gamzesi vardı.
Bölüm etkileşimi
