6. bölüm · KİM BU KADIN
6. ACI NASİHATLER
Bize verilen nasihatları tıpkı bozuk paralar gibi beynimizdeki kumbaraya
atmalıyız ve zamanı gelince kullanmalıyız.
Meltem gece Orhan komseri misafir etmiş onun içtiği sigaraların
izmaritlerini çöpe dökerken verdiği nasihatları düşünmüştü. ''Bu küllüğü
senin için aldım ve evim sigara koktu'' demiş ve camını açmıştı. Güzel
bir kahvaltı edip bahçesini de suladıktan sonra eline aldığı bez torbanın
içine ördüğü üç tane şalı koyarak evden çıktı.
Bugün bunları satarak para kazanmak ve Orhan komserin dediği gibi
ileriki bilinmez günler için para biriktirmek istiyordu. Otobüs durağına
geldiğinde beklemeye başladı. Nihat oradan geçerken Meltem'i elinde
torbayla görünce izlemeye karar verdi. Meltem gelen otobüse kartını
basarak girdi ve uzun otobüsün içinde yürüyerek kendisine oturacak boş
koltuk aramaya başladı. Nihat cebinden çıkardığı siyah gözlüklerini el
çabukluğuyla gözlerine takmıştı.
Meltem otobüsten indiğinde şaşkınlıkla etrafına bakındı. İstanbul'un
ucra bir yerinden şimdi tam merkezine gelmişti. Kaldırımlardan bir insan
seli akıyordu, yoldan ise vızır vızır arabalar geçiyordu. İlk baharın son ayında olmalarına rağmen güneş yakıyordu. Terli alnını silerken
tepesindeki büyük binalara baktı sanki üstüne devrilecekmiş gibi geldi.
İçinden dualar ederek bir dükkana girdi. Gözleriyle satıcıyı aramış
tezgahın arkasında bulmuştu. ''Affedersiniz ben böyle şallar örüyorum
da satmak istiyorum siz ne fiyat verirsiniz acaba?'' dedi çekinerek.
Dükkan sahibi Meltem'in gösterdiklerine bile bakmadan ''Bakın bir
hanımda bıraktı buraya fakat bir aydır satılmadı. Başka dükkanlara
gösterin'' dedi ve yaptığı işine geri döndü.
Meltem böyle birkaç dükkan daha gezmiş fakat bir tane bile olumlu
dönüş alamamıştı. Elindeki simitten küçük parçalar koparıp ağzına
atıyor kızdığı insanları çiğniyormuş gibi geliyordu ona. ''Yılmak yok
bütün dükkanları gezeceğim kovulmak zorunda da olsam deneyeceğim''
dedi hırsla sonra elindeki şişeden biraz su içti ve ayağa kalktı.
Dükkanların vitrinlerine bakıyor kendi kendine konuşuyordu. ''Ah Orhan
komserim yine haklı çıktın para kazanmak çok zor harcamak çok
kolaymış'' Meltem yine bir dükkana girince arkasından onu izleyen Nihat
büyük vitrin camından onu izliyordu konuşmaları duyamasa bile
gördükleriyle olanları tahmin edebiliyordu.
Meltem elindeki torbasını yanına koyarak sakin bir sokakta duvarın
üstüne oturmuştu. ''En iyisi eve gitmek hiçbir şey satamadım olsun yine
öreceğim bir gün hepsini birlikte satacağım'' diye kendi kendine
konuşuyordu ki yolun karşısında küçük bir dükkan görmüştü. Bu dükkan
kapısının önüne elde örülmüş yelek, şal ve çantalar asmıştı. Meltem'in
içi umutla dolmuştu, hemen kapısının önüne geldi ve askılardakileri
incelemeye başladı. Dükkancı kadın kapıyı açtığında ufak bir çan tiz bir
ses çıkardı. ''İçeride daha değişik modellerimiz var bakmak ister
misiniz?'' Meltem içeriye etrafa bakarak girdi ve biraz çekingen olarak
bez torbasından siyah iple ördüğü şalını çıkarıp tezgaha koydu. ''Ben
bunlardan örüyorum ve satmak istiyorum siz alır mısınız?'' dükkanın
sahibi kadın Meltem'i tepeden tırnağa inceledi. ''Aslında ihtiyacım yok''
dedi fakat perdeyle yarı örtük yerde çay içen adam ona göz kırpınca
''Kaça satmayı düşünüyorsun tatlı kız?" diye sordu. "İhtiyacım yok ama
sana yardım etmek isterim. Paraya mı ihtiyacın var?'' Meltem yalan
söylemeden bunları satamayacağını anlamıştı. ''Evet büyükannem
hasta ona ilaç alacağım'' Dükkan sahibi kadının gözleri parlamıştı.
''Göster bakalım nelerin var'' Meltem bez torbasındaki beyaz ve eflatun
şalları çıkarıp siyah şalın üstüne koydu. Dükkan sahibi kadın ''Sadece
şu siyah ve eflatunu alacağım, bu da parası malum tatlı kız ben de kar
etmeliyim. Tatlım al bu kartım sen ör bana getir ben alırım hem paraya
ihtiyacın olunca gel elindeki malları da yine parayla alacağım artık burada senin bir ablan var unutma'' Meltem'in mahcup yüzünü eliyle
kaldırıp ''Böyle tatlı kızların üzülmesine hiç dayanamam, Karnın aç mı
bir şeyler yiyelim'' Meltem ne kadar ''Hayır'' dese bile kadın onu çay içen
adamın yanına oturtmaya çalışmıştı. İçeriye tam bu sırada Nihat girmiş
''Kaç saattir seni bekliyorum, gelmedin'' diyerek Meltem'i kolundan
tutarak herkesin şaşkın bakışları arasında dışarıya çıkarmıştı.
''Meltem Hanım sizin burada ne işiniz var? Gelin şurada bir çay içelim
azıcık kendinize gelirsiniz'' Nihat, Meltem ile bir masaya oturmuştu.
Yiyecek bir şeyler ısmarlamış yanında da çay getirmelerini istemişti.
Meltem olanları anlatıyordu. Nihat birçok insan görmüştü ve çok
tecrübeliydi. ''Böyle kadınlar yardım ediyor görünüp insanın hayatını
elinden alır sakın bir daha böylelerine güvenmeyin'' Meltem ve Nihat
otobüs ile evlerine gelmişlerdi. Nihat için bunu uygun ve onu
sinirlendirmeden Hakan'a anlatmak kalmıştı.
Meltem ilk kazandığı parayı küçük bir kavanoza koydu. Mutfak dolabının
en arkasına yerleştirdi önüne ise dolu kavanozlarını koydu. Tezgaha
koyduğu elmaları soymaya başladı çünkü elmalı kurabiye yapacak ve
teşekkür için Nihat ve Hakan'ın evine götürecekti. O sırada Nihat ise
olanları Hakan'a anlatıyordu.
''Paraya mı ihtiyacı var bu kızın Nihat, neden böyle şeyler yapıyor?''
''Paraya herkesin ihtiyacı var Hakan onun neden olmasın?'' ''Ona nasıl
yardım edebilirim?'' ''Neden yardım edeceksin yoksa ona aşık mı
oldun?'' ''Hayır Nihat sadece genç bir hanımın bu hallere düşmesini
istemiyorum'' ''Derya'ya neden yardım etmiyorsun o da bir hanım?''
''Meltem benim için önemli Nihat anladın mı?'' ''Anladım dostum
anladım'' dedi Nihat tatlı tatlı Hakan'a gülümseyerek. Hakan ''Duydun
işte rahatladın mı?'' dedi kendisine sarılan Nihat' bakarak. O da ''Evet''
dedi bağırarak...
Derya elinde çay tepsisiyle geldi. ''Size çay getirdim efendim bu elmalı
kurabiyeleri de komşumuz yapmış size getirmiş. İki erkekte aynı anda
''Hangi komşu?'' diye sorunca ''Yan tarafta oturan Meltem komşu'' dedi
Derya şaşırarak...
