16. bölüm · KİM BU KADIN
16. KALBİNE ŞUNU SÖYLE
Kalbim kıymet bilene emanet. Hz. Mevlana.
Meltem saçlarını makyaj masasındaki aynaya bakarak taradı ve uzadıklarını fark etti. Elini azıcık su doldurduğu tasta ıslatarak iki yandan ördü ve topuzunun içinden geçirip topladı. Kendine son kez bakarak memnun ve hayran olarak oradan kalktı mutfağına geldi, kendisine küçük radyosundan bir türkü bularak açtı ve dinleyerek kurabiye yapmaya başladı. Hamur yapmıyor adeta onunla oynuyordu, küçük karelere bıçakla şekiller çiziyor bir tepsiyi bitirmiş öbür tepsiyi başka şekilde yaparak dolduruyordu.
Hakan dürbünle Meltem'in evine bakıyor bu arada kendi kendine söyleniyordu. ''Bu saatlerde hep bahçesini sulardı şimdi ortalarda yok, fıstığımın başına bir şey mi geldi acaba?'' Nihat oraya gelmiş ve koltuğa oturmuş kendisini ne fark eden ne de konuşan Hakan'a seslendi. ''Dostum neden öyle kendi kendine homurdanıp duruyorsun yahu?'' Hakan arkasına döndü. ''Meltem yok Nihat onu merak ediyorum?'' Nihat sehpanın üzerinde duran gazeteyi eline alıp ''Hakan bak burada tanıdık güzel gözlü bir hatun var'' dedi. Hakan elindeki dürbünü masasına bırakıp ''Bana Meltem olduğunu söyleme yoksa kalbim durabilir'' dedi ve gazeteye bakıp ''Hani nerede güzel gözlü hatun'' dedi. Nihat gülerek bir eşeğin yavrusunu yalarken çekilen resmini ona gösterdi. ''Bak bu güzel gözlü hatun değil mi?'' dedi gülerek. ''Sen geç dalganı Nihat'' ''Yoksa sen de mi çapkın olacaksın? Hakan Bey bana rakip olamazsın'' ''Senin eline kim su dökebilir ki'' dedi Hakan daktilosunun başına geçti. Nihat kendiyle gurur duymuş göğsünü kabartarak gazetesini okumuştu. ''Zaten hiçbir kadına bakamam yoksa Meltem gözlerimi oyar. Onu öpünce utanıp gözlerime bakamıyor kıskanınca gözlerimi çıkaracakmış gibi bakıyor'' diye anlatıyor bir taraftan da daktilosuna yeni kağıt koyuyordu.
Nihat elindeki gazeteyi atıp Hakan'ın yanına geldi. ''O zaman bu kızı kendine alıştırmalısın'' dedi fakat Hakan ''Nasıl?'' der gibi bakınca ''Tabii ki güzel bir plaja giderek. benim Afet'i Devran ile alışveriş yapsınlar çünkü onun mayosu filan yoktur. Hadi dostum Meltem'i ara sonra ben de gönlümün prensesini arayacağım'' Hakan masasından kalkıp telefonun ahizesini eline almış Meltem'in numarasını çevirmişti, telefon uzun uzun çalmış fakat Meltem radyonun sesinden duymamıştı. Hakan iki kere aramış fakat cevap alamayınca endişeli olarak odanın içinde gezinmeye başlamıştı.
''Merak etme alışverişe gitmiştir, hem kadınlar sever böyle şeyleri'' demişti Nihat kendi merakını da bastırarak. Hakan şimdi gece olmasını ne kadar çok istiyordu çünkü onun kapısına o zaman gidebiliyordu.
Meltem elindeki son tepsiyi de fırına atınca bütün bulaşıklarını yıkayıp pişirdiklerini saklama kaplarına özenle yerleştirip sepetine koymuş ve üzerini yeni işlediği bezle örterek evden çıkmıştı. Kadriye'nin kızının bugün doğum günü vardı. Meltem kendi çocuğunun doğum günü gibi heyecanlıydı. Ona diktiği kloş eteği beğenmesi için içinden dua ederek Kadriye'lere geldi ve zile bastı.
Kapı ona açıldığında gülen bir yüzle karşılaşmıştı. Kadriye'nin kaynanası hemen onu yanına çağırıp sarıldı ve gözleri yaşlı anlatmaya başladı. ''Tatlı kızım torunum dünden beri heyecandan yerinde duramıyor eğer sen olmasaydın bunları ona kim yapacaktı? Allah seni de yuva ve evlat sahibi yapsın İnşallah. Güzel kızım kalbini kıymet bilene emanet et işte o zaman mutlu olursun'' dedi ve Meltem'i iki yanağından öptü.
Meltem o gün Kadriye'nin kızına hediye olarak yaptığı eteklerden dikmek için bir sürü sipariş almış ve çok mutlu olarak evine geliyordu ki bir şey dikkatini çekti. Camları flimle kaplanmış siyah bir araba Meltem'in kapısının önünde duruyordu. Meltem'in içine birden korku girdi ve hiç bozuntuya vermeden yolun aşağısına yürümeye başladı. Elindeki boş sepeti öyle sıkı tutuyordu ki birisi yanına gelecek olsa kafasına vuracak gibi hissediyordu. Evlerin seyrekleştiği yere gelince arkasına baktı dalgın kafayla çok yürüdüğünü o zaman fark etti. Yolun ortasında öylece dikilmişti sanki bahçeli evlerin duvarlarına saklanmış adamlar birden karşısına dikilip ona saldıracaklar gibi gelmişti. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki sanki kulaklarıyla duyuyordu.
Sıcak ağustos başıydı ve bir duvarın kenarına oturmak istedi. O tarafa doğru yürüyünce uzamış otların oynadığını görüp ''Ayy yılan'' diye söyleyerek yolun yukarısına koşmaya başladı. Yaşlı bir kadın elindeki bez torbayla geliyordu. ''Ne oldu kızım, neden koşuyorsun?'' Meltem onu gördüğü için o kadar çok sevinmişti ki kendini tutmasa onun boynuna sarılacaktı.
''Otlar kıpırdayınca yılan var zannettim korktum'' dedi heyecanla. Yaşlı kadın onun parmağıyla gösterdiği tarafa baktı. ''Girme oralara kızım yılan her yerde olur. Oralarda yıkık dökük evler var gitme kızım başına bir şey gelir, hem kendini ayaklı ayaksız yılanlardan koru bak güzel kızsın Allah yüzün gibi bahtını da güzel yapsın evladım'' dedi ve yürümeye başladı. Meltem'in kalbi yavaşlamış şimdi evine gelirken de o arabanın olmadığını görüp rahatlamıştı.
Evine gelince çantasına silahını koydu. ''Hem senden korkuyorum hem sen yanımdayken kendimi güvende hissediyorum'' dedi silahına bakarken. Hava kararmıştı Meltem ipten topladığı çamaşırlarını katlarken telefon çalmıştı. Hakan Meltem'in sesini duyunca onu hemen azarlamaya başladı.
''Neredesin Meltem? Bugün seni kaç kere aradım niye bu telefonlar açılmıyor?'' Artık yalnız değilim birisi beni merak ediyor'' dedi Meltem gözleri mutlulukla parlıyordu. Bugün neler yaptığını tek tek Hakan'a büyük bir merakla anlatıyordu. ''Bundan sonra sohbet edebileceğim birisi de var. Hayatıma hoş geldin Hakan'' Meltem sevinçle eline aldığı kendi gömleğinin kollarından tuturak evinde dans ediyordu. Telefon tekrar çaldı. ''Meltem sen nerelerdesin?'' diye Orhan komser bağırıyor ona hesap soruyordu. Hakan Meltem'i tekrar aradı çünkü bana evden gitmeden haber ver seni çok merak ediyorum'' diyecekti fakat telefonu meşgul çalıyordu, bekledi tekrar aradı yine meşguldü. Nihat içeriye söylenerek girdi. ''Yahu bu çayı demlerken çay koymayı unutmuşsun. Derya'ya izin verecek bugünü mü buldun?'' diye konuşuyor fakat cevap alamıyordu. ''Kime diyorum yahu?'' Hakan ona dalgın baktı. ''Meşgun hala meşgul'' ''Kim yahu meşgul olan?'' ''Meltem bu saate kadar kiminle konuşuyor, hem kimsesizim diyor hem konuşacak birisini buluyor'' dedi Hakan arkadaşına bakarak. ''Bu kız mantar değil ki dostum. Vardır belki bir yakını'' dedi Hakan'a sonra kapıya doğru giderken ''Çay da bana kaldı. Karnım da aç, zaten bu aşık Hakan'dan fayda yok, bunları yapacak bir hatun yok. Baba sen çok haklısın benim evlenmem lazım'' dedi Nihat merdivenlerden inip mutfağa giderken kendi kendine yine söyleniyordu.
Meltem yarın sabah evden çıkmış koşar adımlarla otobüs durağına gelmişti. Hakan peşindeydi fakat otobüse bindiği için Meltem'i kaybetmişti. Oradan geçen bir taksiyi çevirip otobüsü izlemesini söylemişti. Hakan duraklara gelince taksiyi durdurup Meltem iniyor mu diye bakıyordu. Meltem otobüsten inmişti tam Hakan da inecekti ki Meltem'in beyaz bir arabaya bindiğini görünce bu seferde taksiciye onu izletiyordu. Meltem biraz yol aldıktan sonra arabadan indi Hakan'ın tuttuğu taksi onu kaybetmişti. Hakan taksiciye bağırıyor o arabayı bulmasını istiyordu. Tam yolu dönünce önlerinden o araba geçmişti, Meltem'in buralarda olduğuna anlayan Hakan taksiciye beklemesini söyleyip oralarda Meltem'i aramaya başladı. Yoldan geçerek tavanları yıkılmış penceresi olmayan evleri görmüştü. Sıvaları dökülmüş duvarlar ve bir sürü çöplük içinde geziniyor ''Meltem buralarda ne işin var senin?'' diyordu içinden. Meltem Orhan'a çantasındaki silahını göstermiş ve onun öğütlerini dinlemişti. Orhan komser ona bir zarf dolusu para vermişti. ''Bununla iki ay geçineceksin, idareli kullan'' dedi sonra onun gözlerinin içine baktı, Meltem'in mutlu olmasının sebebinin o adam olduğunu biliyordu. Orhan Komser Meltem'in yüzünü ellerinin arasına aldı. ''Kendine dikkat et seni merak ederim beni ara durumunu bildir görevim bitince yine İstanbul'a geleceğim'' dedi ve Meltem onu yanağından öptü. ''Başarılar'' ''Meltem bu adam kim?'' Meltem Hakan'ın sesini duyunca o tarafa döndü işte o anda korkudan kalbi durdu.
''Meltem bu adam kim? Hani sen kimsesizdin?'' Meltem kızardı terledi. ''Bu adam şey, şey şeyim benim'' dedi kekeleyerek. ''Kimsin sen, kimsin?'' diye bu sefer Orhan komserin üstüne yürüyen Hakan o geri çekilmiş ikisinin arasına girmemişti.
''Meltem iki adamı birlikte mi idare ediyordun? Yazıklar olsun sana'' dedi Hakan kalbi kan ağlayarak oradan koşarak çıkmış ve beklettiği taksiyle bir meyhaneye gelmişti. Meltem yaşlı gözlerle ''Açıklayamadım...Kaybettim...Boş hayatıma geri döneceğim dolu gibi dans edeceğim, olacakmış gibi yuva kurmayı hayal etmeye devam edeceğim'' dedi ağlayarak olduğu yere çömelip ağlamaya devam etti. Orhan komser hiç konuşmadan onu seyretti çünkü söyleyecek hiçbir şey yoktu.
Hakan o gün çok içmişti, yolda yürürken sallanıyor onu görenler ''Neler olmuş bu adama?'' diye birbirine soruyordu. Kapıya geldiğinde anahtarını düşürmüş bulurken de yere oturmuştu.
Derya kapıyı açınca çok şaşırmıştı. ''Nihat Bey koşun Hakan Bey sarhoş olmuş'' Nihat kulaklarına inanamamıştı. ''Hakan ve sarhoşluk olacak iş değil yahu?'' demiş ancak onu böyle görünce inanmıştı. ''Dostum bu halin ne?'' dedi ve onu yerden kalkmasına yardım ederek salona sokmuş Derya'ya ise koyu bir kahve yapmasını söylemişti.
Hakan kalbini gösterip ''Kalbim kan ağlıyor arkadaşım kan akıyor kalbimden... Beni öyle öpmüyor utanıyorum diyor onu öperken utanmıyor. Oynadı benimle, aşkımla, kalbimle oynadı'' diye anlatıyor Nihat ise şaşkınlıkla onu izliyordu.
Hakan saatler sonra sızmıştı. Nihat çok sıkılmış kafasını dağıtmak için yürüyüşe çıkmıştı. Genç bir delikanlının yalvarma sesini duymuştu ve merakına yenilip o tarafa doğru gitmiş ve küçük bir duvardan atlayıp çok garip bir şey görmüştü. ''Galiba bugün benim şaşırma günüm'' dedi içinden çünkü Meltem elindeki silahı korkudan titreyen genç delikanlının cenesinin altına sokmuş ve sorusuna cevap vermesini istiyordu. ''Beni neden takip ediyorsun ha söyle neden?'' ''Yeminle takip etmiyorum işe gidiyordum. Şu silahı çenemden çekin şeytan doldurur yalvarırım ben işime gidiyorum sizi tanımam etmem neden takip edeceğim?'' Nihat bir hamlede Meltem'in elinden bu delikanlıyı almış durumu anlamaya çalışarak kurtarmış ve o gidince Meltem'e dönerek ''Bugün ikinize de neler oluyor yahu?'' diye sormuştu.
