KESİŞME kitap kapağı

6. bölüm / 6

KESİŞME

5.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Okuryazarrr .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5.BÖLÜM

Neyden bahsettiğini anlamamıştım. Şu hâlde anlamakta istemiyordum zaten. Tek istediğim bir an önce buradan çekip gitmekti. Kurtulmaktı.

Buraya gelmemin üzerinden henüz 2-3 gün geçmişti. Ama her şey üst üste geliyordu. Ve benim sabrım tükenmek üzereydi. Diğer ihtimaller hiç aklımdan çıkmıyordu özellikle de şimdi. Kendi istediğim yerde çalışıyor olsaydım belki de şu an bu halde olmazdım diye düşünüyordum. Ben düşüncelerimle boğuşurken, geldiğini bile fark etmediğimiz, arabanın farı yüzümüzü keskin bir şekilde aydınlatmıştı.

İkimizde aynı anda o taraf doğru bakmıştık. Karanlıktan ve farın aşırı derecede yüzümüze gelmesiyle anlamamıştık kim olduklarını.
Göktuğ “Sen kalkmaya çalışma.”
diyerek hızlıca kalkmıştı. Seslerinden anladığım kadarıyla Ayaz ve Barıştı bunlar. Konuştuklarını duyuyordum, ama pek anlamıyordum. Tek doğru düzgün anladığım ambulansın geç geleceğiydi. Göktuğ kalkma demişti ama daha fazla oturamazdım. Çünkü Kaan’ın durumunu kontrol etmem lazımdı.
Devrilmiş arabadan destek alarak ayağa kalkmıştım. Kalktığım gibi bacağım çok daha fazla acımaya başlamıştı. Üstüne zar zor basıyordum. Diğer yaraları unutmuştum bile o kadar sızlıyordu. Seke seke yürümeye çalışırken muhteşem ince topuklu bir bot giydiğim için ayağımı kaymıştı. Bu sefer gittin kızım diye düşünecekken birinin belimi kavramasıyla, anlık olarak korkudan kapattığım gözlerimi açmıştım. Göktuğ yarı sinirli yarı şaşkın bakıyordu.

“Ben sana kalkma demedim mi!”

“Ne bağırıyorsun be? Kaan’a bakmak için kalktım.”

Hafifçe iterek beni tutan kolların serbest bırakmıştım. Sinirlenmiştim. Sen bana nasıl bağırırsın oğlum. Gösterecektim ben ona ama sırası değildi.

“Kaan araba da gitmemiz lazım ya hani! Bende tam seni almaya geliyordum ama sen çoktan kalkmışsın.”

“İnsan gibi söylesene o zaman. Ayrıca almana falan gerek yok seslenseydin gelirdim ben zaten.”

“Doğru düzgün yürüyemiyorsun bile nasıl gelecektin acaba.”

Haklıydı bayağı yardıma ihtiyacım vardı. Ama inat ettiğim için kendim gidecektim arabaya.

“Gerek yok dedim. Kendim yürürüm ben.”

Aynen aynen yürürsün. Sanki kendini tanımıyorsunun da.

“Umay vaktimiz yok inat etme.”

Cevap vermemiştim bile. Arkamı dönüp yürümeye başlamıştım. Daha doğrusu yürümeyi denemiştim. Hem zemin kaygandı hem de acısından neredeyse hiç basamıyordum.

“Yeter artık.”

Tek koluyla bir hamlede kaldırmıştı beni. Bende refleks olarak direkt kollarımı boynuna dolamıştım.

“Ayaz ön kapıyı aç.”

Bir şey demesem de işime gelmişti.

Ayaz kapıyı açtıktan sonra beni ön koltuğa oturtmuştu.

“Ayaz siz gidin çabuk, biz diğer arabayla geliriz.”

Ayaz,ben ve Kaan en yakın hastaneye geçmiştik. Kaan’ı müdehale etmek için hemen sedyeye almışlardı. Beni de röntgen çekiminden sonra pansuman için pansuman odasına almışlardı.
Sedyeye geçip oturmuştum. Halsizlik artık kendini fazlasıyla göstermeye başlamıştı. Gözlerimi açık tutmak için kendimi zorluyordum. Hemşire dizime ve koluma pansuman yaptıktan sonra yüzüme dikiş atmak için iğne vurmuştu. Korkmuyordum, çünkü yarayı görmemiştim görseydim korkacağıma eminim. ve bu gibi şeylere doktor olduğum için, kendi üzerimde olmasada göz aşinalığım vardı.
Hemşire dikişi atarken Göktuğ ve Ayaz içeri girmişti.

“Bizim Doktor Hanımda pek çetin kadın çıktı komutanım. Baksanıza çıtı çıkmıyor.”

Göktuğ Ayaz’a öyle bir bakış atmıştı ki ben bile oturduğum yerden tırsmıştım.
Hemşirenin işi fazla sürememişti, kısa sürede tüm pansuman işini halletmişti.

“Pansumanlar ve dikiş tamam. Yalnız yüzünüze her gün pansuman yapılması lazım.”

Ben toparlanırken hemşire odadan çıkmıştı bile.

“Umay nasıl hissediyorsun kendini?”

Göktuğ’un gözünde aynı endişe vardı. Sanki olanlar geride kalmamış gibiydi.

“Berbat hissediyorum.”

Dikkatlice baktığımda hâlâ aynı durumdaydı. Bize koşturmaktan kendine bakamamıştı bile. Ve hâlâ beni düşünüyordu.

“Göktuğ pek iyi durmuyorsun. Koşuşturmaktan kendine bakamamışsın. Git bir doktora görün.”

“İyiyim ben bir şeyim yok. Ufak sıyrıklar.”

“Göktuğ lütfen.”

“Tamam, gidip gözükürüm. Ama seni müşehade odasına alacaklar dinlenmen için hem sonuçları beklememiz lazım.”

“Kaan nasıl oldu ve Yusuf nerede?”

“Kaan iyi, anlık bir travma olmuş. Birazdan uyanır. Yusufta buralardaydı.”

Neredeyse ayakta uyuyacak duruma geldiğim için müşehade odasına geçmiştim. Yatağa yatar yatmaz gözlerim gitmişti. O kadar bitik haldeydim ki bıraksalar aralıksız 3 gün uyurdum. Gerçi ben normalde de uyurum ama o ayrı konu. Hemşirenin ara sıra kontrol etmesiyle uykum bölünmüştü ama kalkmadan sabaha kadar uyumuştum.

Birinin sarsmasıyla açmıştım gözlerimi. Karşımda sivil halde Yusuf duruyordu.

“Napıyorsun sen ya! İnsan böyle mi uyandırılır?”

“Ne bileyim, koğuştakileri böyle uyandırıyoruz. Alışkanlık.”

“Burası koğuş mu? Bende asker değilim ya hani.”

“Her neyse, uyandın işte. Yarbay gelmiş bizi görmek için.”

Rütbe konusunda pek iyi değildim bildiğim en yüksek rütbe binbaşıydı.

Askeriyede kalıyor olmam tabi ki hepsini bilmem gerektiğini anlamına gelmiyor.

“Yarbay?”

“Senin anlayacağın, yüksek rütbeli ve bizi görmeye gelmiş. Vedat Yarbay duymuşsundur.”

Hatırlamıştım, bir kaç kez laf arasında duymuştum adını.

“Tamam hatırladım.”

Dışarı çıkmak için ayağa kalkmıştım. Ama bacağımdan ötürü yürüyemiyordum.

“Hemşire söyledi bunları kullanacakmışsın.”

Uzattığı iki tane koltuk değneğini kullanarak dışarı çıkmıştım. Dışarısı tanımadığım askerlerle doluydu. Tim de vardı ama Göktuğ yoktu. Gözüm onu arıyordu.
Kaan ayaklanmıştı bile, diğerlerinin yanındaydı.

Yaşını almış bir adamın, bir kaç askerle bize doğru gelmesiyle Vedat Yarbay olduğunu anlamıştım. Yaşı vardı ama uzun boylu, cüsseli bir adamdı.

“Geçmiş olsun gençler. Çok şükür ucuz atlattınız.”

Bir ağızdan teşekkür etmiştik.

“Doktor Hanım özellikle senin için iyi bir başlangıç olmadı.”

“Haklısınız. Ama yapacak bir şey yok. Öyle ya da böyle alışacağım.”

“Aferin. Kararlılığını sevdim.”

Yarbay gittikten sonra bahçeye çıkmıştık. Ben, Yusuf, Kaan ve Barış çardaklardan birinde oturuyorduk. Aklım Göktuğ’un nerede olduğundaydı. Aramızda gözle görülür bir şey yoktu ama merak ediyordum. Sorup, sormamak arasında kalmıştım.

“Barış Göktuğ nerede?”

“İşi vardı gelir şimdi.”

“Sen evliydin dimi?”

“Kızım var. Üç yaşında.”

“Ne gerçekten mi?”

“Evet. İsmi Alya.”

“Maşallah. Allah bağışlasın.”

Fotoğrafını göstermişti. Kumral tombik yanaklı çok tatlı bir kız çocuğuydu.

“Eşini merak ettim. Nerde kalıyor onlar?”

“Eşimin adı sezen. İlkokul öğretmeni. Kızımla birlikte İstanbul da kalıyorlar.”

“İnşallah hep mutlu olursunuz.”

Gözüm masadaki diğer kişilere ilişmişti.

“Kaan senin sevgilin var onu biliyorum. Yusuf senin yok mu?”

Barış ve Kaan sırıtmıştı ama Yusuf’un sayesinde fazla sürememişti.

“Sırıtmayın lan.”

Güldükleri için iyice meraklanmaya başlamıştım.

“Benim başım bağlı sayılır. Hatta arkana bak geliyor.”

Arkam döndüğümde sarışın, ay gibi parlayan bir kız vardı. Oldukça resmi giyinmişti.

Yanımıza geldiğinde masadaki herkese selam vermişti.

“Defne Teğmenim hoş geldiniz.”

Ayaz ve barış kalkıp tokalaşmıştı.

“Defne Teğmen sensin demek. Göktuğ bahsetmişti.”

El sıkılmıştık.

“Sende askeriyenin içinde topukluyla gezen, süslü yeni doktor olmalısın.”

“Kim benden böyle bahsetti!”

Defne hariç hepsi gökyüzüne bakıyordu. Muhteşem bir kaçış taktiği.

“Yazıklar olsun ya.”

“Şaka yaptım alınma hemen.”

“Sana alınmadım. İsimlerini vermek istemiyorum baş harfleri Yusuf, Kaan ve Ayaz onlara alındım.”

Biz sohbet ederken Göktuğ’da gelmişti.

“Defne erken gelmişsin. Daha vardı izinin.”

“Evet, komutanım. Var ama olayları duyar duymaz geldim.”

“Yormasaydın keşke kendini. Herkes iyi.”

“Olsun, aklım kalırdı. Hem arkadaşımla geldik, güzel geçti yolculuk.”

Yusuf biraz önce boş boş etrafa bakarken, Defnenin ağzından arkadaş kelimesini duyunca hemen atılmıştı.

“Hangi arkadaş?”

“Seni ne ilgilendiriyor acaba kim olduğu.”

“Bal gibi ilgilendirir. Ya sen söyle ya ben bulayım o arkadaşı. Ayrıca karşında komutanının olduğunu unutuyorsun bazen.”

Aşk, kıskançlık sezdim hocam!

Diğerlerine fark ettirmeden yanımda oturan Kaan’ın kulağına eğilmiştim.

“Bunların arasında ne dönüyor?”

“Eskiden sevgililerdi, bayağı seviyorlardı birbirlerini. Bana kalırsa hala seviyorlar. Ama Yusuf komutanım ortada hiç bir şey yokken bir anda terk etti Defne komutanımı. Sonra Defne Komutanım bayağı yıprandı. Uzun süre hiç konuşmadılar, karşı karşıya bile gelmediler. Hatta ayrı time geçtiler. Son 6 aydır tekrar aynı timdeler.”

“Zibidi herif!!!”

İstemeden bayağı sesli şekilde söylemiştim. Aferim kızım.

Herkes bize bakıyordu, anlam vermeye çalışıyordu.

“Eee çok pardon ben şey.”

Yusuf garip garip bakarak konuşuyordu.

“Zibidi herif diye bahsettiğin kim?”

Tam olarak sensin diyememiştim.

“Kimse değil, yani önemli değil. Göktuğ biraz konuşabilir miyiz?”

“Konuşalım.”

Masadan ayrılıp biraz uzağa gitmiştik.

“Sen neden zibidi herif diye bağırdın bir anda?”

“Karıştırma onu şimdi. Benim sana bir şey sormam lazım.”

“Sor tabi.”

“Sözümü tutamadım derken neyden bahsediyordun?”

Yüzü kaskatı kesilmişti, gülümser halde olan yüzü bir anda düşmüştü.

“Hiç, önemli değil. Hani seni korumakla yükümlüyüm ya ondan bahsettim.”

İkna olmamıştım, normalde gözümün içine bakan yeşil gözleri şimdi etrafa kayıyordu. Yalan söyliyordu. Ama şimdilik uzatmak gibi bir niyetim yoktu.

Gözleri arka tarafıma sabitlememişti.

Merak edip arkamı dönmüştüm. Açık kumral, uzun dalgalı saçları olan. Oldukça şık giyimli bir kız, arkasında siyah takım elbiseli bir adamla bize doğru geliyordu. Tahminde bulunamıyordum. Buraların insanlarına hiç benzemiyorlardı.

Yanımıza geldiklerinde kız, hiçbir şey demeden Göktuğ’a sarılmak için hamle yapmıştı. Ama Göktuğ geri çekilmişti. Ortam buz gibiydi.

“Ne işin var burada? Yüzünü görmek istemiyorum demedim mi?”

“Kaza yaptığını duydum. Merak ettiğim için geldim. Ayrıca yüzünü görmek istemiyorum ne demek? Ben senin düşmanın değilim kardeşinim.”

“Düşmandan bir farkın yok benim için. Defol git.”

Göktuğ’un sert çıkmasıyla, kızın arkasında ki adam hamle yapmak için ön tarafa geçmişti.

“Düzgün konuşun.”

“Düzgün, Tamam. Ama ben kendimi böyle düzgün ifade edemem. Böyle ederim.”

Cümlesi biter bitmez adama kafayı geçirmişti. Ağzım açık kalmıştım, sadece şaşkın şaşkın izliyordum. Timin göz hizasında olmadığımız için olan biteni görmemişlerdi. Göktuğ adamı yakasından tutarak yerden kaldırmıştı.

“Kendimi daha düzgün ifade etmişimdir umarım.”

“Abi bıraksana”

“Sen sus!”

Sonunda aptal gibi bakmak yerine müdahale etmek aklıma gelmişti.

“Göktuğ, yapma lütfen.”

Göktuğ bana doğru dönüp bakmıştı. Sonrada yakasını tuttuğu adamı yere iterek bırakmıştı.

“Seni bir daha burada görmeyeyim. Bu sefer kimse elimden alamaz. İdil sende hemen Rize’ye dönüyorsun.”

Göktuğ’un Karadenizli olduğunu ara sıra şivesinin kaymasından anlamıştım. Ama özellikle sormak aklıma gelmemişti. Bende Trabzonluydum yakın sayılırdık. Zaten ikimzinde inat olması buradan geliyordu.

“Rizeye falan dönmüyorum. Seninle aramı düzeltene kadar buradayım.”

Kardeşi de kendisi kadar inattı.

“İdil git diyorsam paşa paşa gideceksin. Senin burada kalabileceğin bir yer yok.”

“Gitmiyorum ve ben kalacak bir yer bulurum merak etme.”

“Çok da umurumdaydın ne yaparsan yap. Benden uzak dur da.”

Ben tam olarak neyin içindeyim diye düşünüyordum. Göktuğ’un hiç bahsetmediği kız kardeşi çıka gelmişti bir anda. Aralarında problem vardı. Ve ben meraktan çatlayacaktım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.