3. bölüm / 6
KESİŞME3.BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 3.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM1.076 kelime
- 2 2.BÖLÜM1.452 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.265 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.BÖLÜM1.159 kelime
- 5 5.BÖLÜM1.501 kelime
- 6 6.BÖLÜM1.257 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Göktuğ Yüzbaşının ismimle uyanamam için seslenmesiyle açmıştım gözlerimi. Biraz önce normal şekilde oturduğum koltukta şuan bir seksen yatıyordum. Kendime gelmem çok sürmemişti,etrafa baktığımda herkes ayaktaydı. Özellikle Göktuğ Yüzbaşı baş ucumda duruyordu.
“Doktor Hanım iyi misiniz?”
Kolumdan destek alarak oturur pozisyona gelmeye çalışmıştım ama kolumdaki sızı izin vermemişti.
“Koluma ne oldu benim ya!”
Sızlanırken gördüğüm çay bardağıyla aklıma gelmişti olanlar.
Hayır içinde ne olduğunu bilmiyorsan niye içiyorsun?
“Zencefil alerjisi için Yusuf Üsteğmenin alerji iğnesinden vurdum onunda zencefile alerjisi varmış. İğne yüzünden acıyor kolun, ben yardım edeyim kalkmana istersen”
“Et tabi ki, hayır elinde ne ağırmış”
Göktuğ Yüzbaşınında yardımıyla oturur pozisyona gelmiştim. Her şeyin bir nebzede olsa normale dönmesiyle herkes tekrar yerine oturmuştu.
“İyi misin bir sıkıntı var mı? Hastaneye gidelim istersen”
Göktuğ Yüzbaşı bu ilgi bana fazla demek geliyordu içimden.
“Yok iyiyim sorun yok. Uynadığıma göre iğneyi zamanında vurmuşsunuz demek”
Defne Teğmen içemem için su uzatmıştı.
“Teşekkürler, hayır yani o bu değil de doktorsuz kalıyordunuz az kalsın”
Şu halde bile saçma sapan espiri yapmadan duramıyordum.
Göktuğ’un Ayaza attığı o keskin bakışı fark etmiştim.
“Ayazda seninle birlikte giderdi”
Daha fazla gerginlik kaldıracak halde değildim bir an önce eve gitmek istiyordum.
“Uzatmayalım yapacak bir şey yok. Ben eve geçeyim artık”
Eve geçmek için koltuğun kenarında duran çantamı almıştım.
“Göktuğ komutan ben kendim gideceğim bu sefer”
Onaylarcasına kafasını sallamıştı.
“İyi geceler herkese”
Herkesle vedalaştıktan sonra çıkmıştım. Kulaklığımı içinde bir ben olmadığım çantamda ararken Ayaz Astsubayın seslenmesiyle durmuştum.
“Doktor Hanım bekler misiniz?”
Biraz uzağımdaydı, seslediğinde gelmesini beklemiştim.
“Özür dilerim, hata ettim”
“Problem değil nereden bilecektin ki, hem benim de bilip bilmediğim şeyleri içmemem lazım”
Bir kaç dakika daha konuştuktan sona vedalaşarak ayrılmıştık.Kulaklığımı takıp öylesine biraz dolandıktan sonra eve geçmiştim. Uzun süredir oraya buraya koşuşturmaktan kahve içmediğimi fark etmiştim. Günde en az 2-3 kez içiyordum. Mutfağa geçip kahve yaptıktan sonra oturmak için balkonu tercih etmiştim. Ve evet internet hala çekmiyordu! İşin kötüsü ise saat gece 1 ve ben yarın iş başı yapacaktım. Ayağa kalkıp çekmesini sağlamaya çalışıyordum. Asla çekmiyordu ve aşırı sıkılıyordum zaten doğru düzgün arkadaşımda olmayacaktı. İlk günden İstanbulu arkadaş ortamımı özlemiştim bile. Kahve içerken Yapacak aktivitem olmadığı için hızlıca içip yatmıştım.
Düzenli çalışma saatine geçtiğim için artık nöbet derdim kalmamıştı, bu yüzden uzun süredir düşündüğüm düzenli hayata geçiş yapmak istiyordum. Tabi bir kaç gün sonra sıkılıp bırakmazsam. İş başı saat 9 olmasına rağmen sabah saat 7 de kalkmıştım. Sabah koşusu yapmak istiyordum. Kahveyle uykumu açtıktan sonra koşuya uygun kıyafetler giyip çıkmıştım. Biraz koştuktan sonra içtima için toplanmış olan askeri birlikleri gördüm aralarına Üsteğmen Yusufta vardı.
“Günaydın”
“Günaydın, hayırdır doktor hanım siz de mi içtimaya kalktınız?”
Çaktırmamaya çalışsada sinir bozucu şekilde gülüyordu.
Bende aynı sinir bozucu gülümsemeyle karşılık vermiştim.
“Yok, ben sıraya girmeyeceğim ama senin girmen gerek komutanlar gelir şimdi”
Geçen günkü inatlaşmadan sonra gıcık oluyorduk birbirimize. Muhtemelen normalde yasak olmasına rağmen özel izin alıp çıktığım için sinir olmuştu.
“Bu arada sana teşekkür etmeyi unuttum, dünkü alerji iğnesi için teşekkür ederim”
“Ne demek ilacını yanında taşırsın umarım artık”
Biz konuşurken Göktuğda Yüzbaşı da gelmişti.Ellerindeki evraklarla uğraşıyordu.
“Günaydın”
“Günaydın, ben de tam gidiyordum şimdi”
“Biraz bekler misin içtimadan sonra birlikte gidelim”
“Olur şurada bekliyorum”
Göktuğ’yu beklemek için kenara geçmiştim, 10-15 dakika içinde herkes toplanmıştı. Hizalanarak yoklama yapıyorlardı. Kollarındaki yıldız sayısından anladığım kadarıyla bir çok rütbeli komutan vardı. Herkes tüm ciddiyetiyle duruyordu, yoklama bitene kadar aynı şekilde beklemişlerdi. Ben bile beklerken sıkılmıştım. Yarım saatin sonunda bitmişti. Askerler dağılırken Göktuğ benim yanıma gelmişti.
“Gidebiliriz”
Nereye gittiğimizi bilmiyordum sadece yürüyorduk. Dayanamayıp sormuştum.
“Nereye gidiyoruz?”
“Birazdan öğreneceksin”
“Merak ettim ama”
“Birazdan öğreneceksin dedim”
“Şimdi öğrenmek istiyorum”
Yüksek sesle sabrımı taşıyorsun der gibi nefes vermişti.
“Hep böyle sabırsız mısın?”
“Evet”
Cevap vermemişti bende sabrını zorlamak istemediğim için daha fazla soru sormamıştım.
Kantine uğramıştık ben dışarıda beklerken o bir kaç şey alıp poşetle çıkmıştı. Ne olduğunu sormaycaktım çünkü gene aynı cevabı verecekti.
“Birazdan öğreneceksin”
Askeriyenin dışına çıkmıştık, arka taraftaki yokuştan yukarı doğru çıkıyorduk. Saatin 8 olduğunu fark etmiştim yetişebilir miyim diye aklıma takılmıştı. Ama bu saate buraya geldiğimize göre yetişiriz diye varsayıyordum. Biraz daha yürüdükten sonra manzarası olan tepelik bir alana çıkmıştık. Gerçekten güzel duruyordu en azından öyle hissettiriyordu. Düzlüğün üstüne oturmuştuk.
“Ne kadar güzel burası tam kafa dinlemelik”
“Bende kafa dinlemek için geliyorum”
“Benimle kafa dinlemek biraz zor ama sen bilirsin”
“Fark ettim maalesef”
Kantinden aldığı şeyleri poşetten çıkarıyordu. Simit, üçgen peynir ve termosta çay. Karton bardak çıkarıp ikimizde çay koymuştu. Normalde bu tarz yerlere çıkmaya pek alışkın değildim ama iyi gelmişti.
“Biliyor musun buraya gelmeyi hiç istemiyordum aslında bakarsan hala ısınamadım”
“Neden askeriye diye mi?”
“Hayır alakası yok bölge beni itiyor yani ben şehirde doğdum orada büyüdüm belirli bir düzenim vardı, hayallerim, planım ve ben üniversiteden dereceli mezun oldum istediğim yere gidebileceğimi sanıyordum. Ben başka bir yer hayal ederken buraya düştüm herkesten uzaklaştım,istediğimden faklı bir hayat yaşıyorum çabalarımın boşa gittiğini düşünüyorum ki öyle”
Beni dikkatle dinliyordu.
“Seni anlıyorum ama kader ne kadar çabalarsak çabalayalım insanı kendi istediği yere çekiyor. Demek istediğim bazı şeyleri akışına bırakmak gerek deneyimlemiş biri olarak söylüyorum”
“Deneyimlerini dinlemek isterim”
“Anlatırım bir ara”
İkimizde sessizleşmiştik, susuyor sadece manzarayı izliyorduk.
“Gözlerin çok güzel”
Göktuğ’un dedikleriyle şaşkınlıkla ona dönmüştüm beklemiyordum, ama hoşmada gitmedi değildi.
“Teşekkür ederim”
“Denizi andırıyorlar sanki biraz daha baksam dalgalar içine çekecek gibi”
“Ben denizi çok seviyorum hatta denizi olmayan bir yere geldiğim için ayrı üzülüyorum”
“Benim denize ihtiyacım yok gözlerine baktığımda görüyorum zaten”
Ne diyeceğimi bilememiştim sadece kalbimin yerinden çıkacak gibi attığını hissediyordum. İkimizde sessizce bakışıyorduk normalde konuşkan olan kişiliğim sessizleşmişti. Herkes gözlerimin güzel olduğundan bahsederdi zaten ama “O” farklı söylemişti, kimsede bunu hissetmemiştim. Utandığımı anlamış olacak ki kafasını başka bir yöne çevirmişti. Sessizce oturuyorduk ortamın huzuruna bırakmıştık kendimizi. Belki de yıllar önce küstüğüm aşkı tekrar bulacaktım.
Ama henüz her şey için çok erkendi ve zaten iltifatla başlamış gibi olmuştuk.
Saate baktığımda 9’a geldiğini fark etmiştim, ben kalkalım artık diyecekken Göktuğ’un telefonu ısrarla çalmaya başlamıştı. Yanımdan kalkıpmıştı, yürüyerek telefonla konuşyordu. Bende ufak tefek şeyleri poşete koyuyordum. Bir kaç dakika sonra telefonu kapatmıştı.
“Bir sorun yoktur umarım”
“Hayır, civar köylerden birinin sağlık ocağı doktoru yok gönüllü olmak ister misin?”
İnsanlara yardım etmeyi görev olarak biliyordum bu yüzden seve seve kabul ederdim.
“Olur, hem yararımız dokunmuş olur. Ne zaman gideceğiz?”
“Öğlen gideriz herhalde”
Konuştuktan sonra toparlanıp tekrar askeriyeye inmiştik. Ben askeriyenin içindeki sağlık ocağına geçmiştim. Gayet büyük ve güzeldi. Benimle beraber ve 3 hemşire vardı. Yani 1 doktor ve 3 asistan hemşire oluyordu. Hemşireler erkekti, aslında hemşir deniyordu ama herkes hemşire dediği için bende öyle diyordum. Sağlık ocağında benimle birlikte sadece 1 kadın vardı o da temizlik görevlisiydi. Direkt odama geçmiştim, gayet büyük bir odaydı muhtemelen tek bir doktor olduğu içindi. Odayı biraz inceledikten sonra hemşirelerle tanışmıştım. Mert, Tuğrul ve Kerem hepsi gayet düzgün çocukları sessiz sakinlerdi. Tanıştıktan sonra işe başlamıştık. Şuanlık genel şeylerle ilgileniyordum, bir kaç hastaya, raporlara falan bakmıştım. Öğlen olmuştu ne ara geçtiğini anlamamıştım bile. Göktuğ’nun aramasının yakın olduğunu tahmin ettiğim için çantamı toplamıştım. Ben yokken hemşireler idare edecekti. Tahmin ettiğim gibi Göktuğ’nun araması uzun sürmemişti.
“Köye geçeceğiz şimdi aşağıda seni bekliyoruz”
“Tamam iniyorun hemen”
İndiğimde 2 araba olacak şekilde bekliyorlardı. Göktuğ’un timi vardı. Hepsini tanıyordum zaten. Teğmen Kaan, Asteğmen Barış, Başçavuş Ayaz, “çok iyi” anlaştığımızı Üsteğmen Yusuf ve Astsubay Efe.
Ben Göktuğ ,Yusuf ve Kaan aynı arabaya binmiştik, diğerleride arkadaki arabaya geçmişti. Arabayı Kaan sürüyordu, ben ve Yusuf arkada Göktuğda önde oturuyordu. Kaan dikiz aynasında biraz bizi izledikten sonra konuşmaya başlamıştı.
“Doktor Hanım siz Yusuf Komutanımla ne kadar benziyorsunuz yani bakışlarınız falan”
Kaan’ın dedikleriyle ikimizde aynı anda birbirimize bakmıştık.
“Yusuf’la mı? Yani biraz. Ya huyum benzeseydi ona evlerdenırak”
Hafiften imalı konuşuyordum.
“Keşke benzeseydi”
Ağzında bir şeyler gevelemişti ama anlamamıştım.
“Anlamadım bir şey mi dedin?”
“Demedim bir şey”
Kadınlarla laf dalaşına girilmeyeceğini kavramaya başlamıştı sonunda. 20-25 dakika sürmüştü, yol boyunca Göktuğ dikiz aynasından bakıyordu ara sıra ama anlam verememiştim.
Bölüm etkileşimi
