KESİŞME kitap kapağı

4. bölüm / 6

KESİŞME

4.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Okuryazarrr .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 4.BÖLÜM

Köye geldiğimizde, bir kaç saat öncesinin aksine kasvetli bir hava vardı. İnsanın ruhunu daraltıyordu sanki. Sağlık ocağına geçmeden önce ben merak ettiğim için köyün iç kısmını turlamıştık. Küçük ve sakin bir köy gibi gözüküyordu. Göze çarpan fazla insanda yok gibiydi. Göktuğ’ların işi olduğu için fazla oyalanmadan sağlık ocağına geçmiştik. Küçük ve eskiydi üstüne birde köyün biraz daha ilersinde kalıyordu. İçersinin ne durumda olduğuna bakmak için arabadan inmiştik.

Yusuf, kafasını kaldırıp gökyüzüne baktıktan sonra konuşmak için Göktuğ’a dönmüştü.

“Komutanım, hava durumunda bulutlu görünüyor ama yağmur yağacak galiba.”

“Öyle duruyor ama yapacak bir şey yok, gitmemiz lazım.”

Havada gerçekten de yağmur havası vardı, sanki her an yağacak gibiydi. Gelmek için tam da gününü seçmiştik resmen. Ben konuşmaya dâhil olmadan içeri geçmiştim. İçerinin dışarıdan pek farkı yoktu, yıpranmış hâlde gibiydi. Ama bildiğimiz sağlık ocağıydı, sadece biraz toparlanmaya ihtiyacı vardı. Ben etrafı incelerken Göktuğlar da içeri girmişti.

“Doktor Hanım, biz gidiyoruz. Tek kalma diye Kaan seninle kalacak.”

“Kaan da gidebilir benim için sorun olmaz”

Göktuğ konuşurken direkt gözlerimin içine bakıyordu.

“Benim için olur ama…”

Tek kalmak benim için sorun değildi. Karanlıktan ya da tek kalmaktan korkan biri değildim. Gece boş sokakta bile rahatça yürüyebiliyordum. Üniversite dönemlerimde sabahın erken saatlerinde dershaneye gidip akşamları hava karardıktan sonra döndüğüm için alışmıştım.

“Tamam, kalsın o zaman”

Kaan dışında hepsi toparlanıp gitmişti, sadece ikimiz kalmıştık. Dağınıklık çok fazla gözüme batmıştı, etrafı toparlamak istiyordum. Nereden başlayabilirim diye düşünürken Kaan’ın da yardım edebileceği aklıma gelmişti.

“Kaan, etrafı toparlayacağımda yardım eder misin?”

“Ederim, yapacağım bir iş yok zaten”

Etrafı kısa süre içerisinde toplamıştık, bu süre zarfında gelen kimse olmamıştı. Tahminimce, hava bozuk olduğu içindi. Yusuf’un dediği gibi yağmur yağmaya başlamıştı, hem de bayağı yağıyordu. Biz de izlemek için dışarı çıkmıştık. Islanmamak için çatının altında bir tarafa oturarak sessizce yağmuru seyrediyorduk.Bir anda her şey gözümün önünden geçmeye başlamıştı. İyi, kötü tüm anılarım birer birer tekrar kendini hatırlatıyordu. Son birkaç gündür yoğunluktan düşünmeye vaktim olmadığı için bunlar şu ana yansıyordu. Kötü anılarım hep daha baskın taraf olmuştur. Her zaman, keşke geçmişteki bazı şeyleri değiştirme şansım olsa diye düşünmüyordum. Ama bazı şeyler geçmeyen iz olarak kalıyordu.

Ben sessizce aklımdaki düşüncelerle boğuşurken Kaan konuşmaya başlamıştı.

“Doktor Hanım, daldınız gittiniz.”

“Ha, evet dalmışım”

“Hiç hastanın olmadığı kötü bir güne denk geldiniz.”

“Sorma ya, böyle olacağını bilseydim gelmezdim. Sıkıldım zaten.”

“Ben sıkılmadım”

“Neden?”

“Sessiz, sakin ortamları severim”

“Ben de severim de gidelim artık, Göktuğ’u arayacağım.”

“Göktuğ Komutanım, işi varken çok önemli olmadıkça açmaz telefonları.”

“Ben yeterince önemli değil miyim? Yani sen bana, ‘Sen önemli değilsin, seninkini açmaz.’ mı diyorsun?”

Benimle vakit geçiren, 15 dakika sonra canından beziyordu.

“Öyle demek istemedim, açamayabilir dedim sadece.”

“Açacak”

“Açmayacak”

“Sen açmayacak diyorsun, ben açacak diyorum. O zaman kaybeden, time bir tepsi fıstıklı baklava ısmarlasın. Var mısın?”

“Varım.”

Biraz düşündükten sonra kabul etmişti. Göktuğ’u yeni tanımıştım, ne yapıp yapmayacağını tam kestiremiyordum. Ama içimden bir his, telefonu açacak diyordu.

Telefonu çıkarıp aramaya başlamıştım, bir kaç kez çalmıştı ama açmamıştı. Tam açacağına dair ümidimi kesecekken açmıştı.
Kaan kocaman gülümserken bir anda yüzü düşmüştü.

“Efendim?”

“Ne yaptınız? İşiniz bitti mi?”

“Yarım saate biter”

“Tamam görüşürüz”

“Görüşürüz”

Gerçekten de hissettiğim gibi çıkmıştı. Telefonu kapatınca gülerek Kaan’a dönmüştüm.

“Açacak demiştim, baklavayı alırsın artık”

“Batırdın beni komutanım batırdın”

Yaklaşık bir saat sonra gelmişlerdi. Bu süre zarfında da yağmur durmuştu.

“Hoş geldiniz”

Hepsinin sinirli bir hâli vardı, gergin davranıyorlardı.

“Hoş bulduk”

Ağız ucuyla cevap veriyorlardı, gergin oldukları için üstelememiştim.

“Yağmurda azalmışken gidelim artık, akşam oldu neredeyse.”

Göktuğ’un dediklerinden sonra aynı düzenle arabalara geçmiştik. Kaan arabayı sürüyordu, Göktuğ da yanında oturuyordu. Biz de Yusuf’la arkada oturuyorduk zaten. İçime bir ağırlık çökmüştü, sanki rahatsız hissetmeye başlamıştım. Umursamamaya çalışarak camdan dışarıyı seyrediyordum. Biraz önce sakin sakin yağan yağmur bir anda bastırmıştı. O kadar fazla yağıyordu ki göz gözü görmez hâle gelmişti.
Göktuğ, durumun ciddiyetini anlayınca konuşmaya başlamıştı.

“Kaan, arabayı kenara çek.”

Kaan birkaç dakika boyunca bir şey demeden devam etmişti.

“Lan çeksene kenara”

Göktuğ zaten gergin olduğu için iyice sinirlenmişti.

“Komutanım fren tutmuyor!”

Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı, hava çok kötüydü üstüne birde fren tutmuyordu. Korkudan sesim soluğum çıkmaz hâle gelmişti.
Kaan sağ sol hamlesi yaparak arabayı yavaşlatmaya çalışıyordu. Ama araba kayıyordu.

“Sıkı tutunun-“

Göktuğ daha cümlesini bitiremeden araba kayarak sertçe yana devrilmişti. Olay saniyeler içinde gerçekleşmişti, ne olduğunu anlayamamıştık bile. Birkaç metre yana devrik şekilde sürüklendiğimizi hissetmiştim. Sonrasında büyük bir sessizlik olmuştu.
Ben arabanın yerdeki tarafındaydım. Yere çarpmanın etkisiyle kırılan camların battığını hissediyordum. Yaralarımı yavaş yavaş anlamaya başlamıştım. Bacağım ve yüzüm fena hâlde acıyordu. Bacağımı çekmeye çalıştığımda gelmiyordu, Göktuğ’un koltuğu geriye doğru yattığı için sıkışmıştı.
Göktuğ da benimle aynı durumdaydı, o da yer tarafındaydı. Arabanın içi fazla aydınlık olmadığı için göremiyordum. Daha fazla dayanamayıp bağırmıştım.

“Ses verin korkuyorum iyi misiniz?”

Sesim çok boğuk çıkıyordu. Birkaç kez daha bağırmamın sonunda nihayet ses vermeye başlamışlardı.

Yusuf’un sesiydi bu.

“Sakin ol, emniyet kemerim bağlı. Açarsam üstüne düşerim, o yüzden bir şey yapamıyorum. Ama çeresine bakacağım”

“Bacağım sıkıştı, koltuğa çok acıyor.”

“Yusuf, Kaan baygın, kafasını direksiyona çartı galiba. Sadece onun kapısı açılabilir. Benim kapım zaten yerle bitişik. Diğer Kapıya da Kaan’dan ötürü ulaşamıyorum. Sen önce Umay’ı çıkart. Ondan sonrada Kaan’ın kapısını aç.”

“Tamam, kapıyı açmayı deniyorum.”

Yusuf’un sertçe kapıya vurduğunu duyuyordum. Tek isteğim, hepimizin buradan sağ salim çıkmasıydı.

“Açıldı, çıkacağım şimdi.”

“Umay, duyuyor musun beni?”

Göktuğ bana sesleniyordu.

“Duyuyorum”

“Ben şimdi koltuğu hareket ettireceğim, sen hızlıca ayağını çek.”

“Tamam”

Güçlükle konuşuyordum. Koltuğun hareket etmesiyle ayağımı çekmiştim. Çekmemle çok fena acımıştı, ağzımdan ufak bir çığlık kaçmıştı.

“Ah! Acıdı!”

Yusuf dışarı çıkmıştı.

“Umay, ben çıktım. Şimdi elini uzat seni çıkaracağım.”

Elimi uzatmıştım. İlk elimi tutmuştu, sonrasında omzumdan destek alarak çıkarmıştı beni. Dışarı çıkınca havanın hâlâ tam olarak kararmadığını fark etmiştim. Ama yağmur hâlâ çok fazla yağıyordu. Çıkar çıkmaz soğuktan titremeye başlamıştım. Ayakta duracak hâlimin olmadığını fark eden Yusuf, beni yere oturtmuştu. Deli gibi yağıyordu, sırılsıklam olmuştuk. Yusuf üzerindeki ceketi çıkarmıştı.

“İstemiyorum, sen daha Göktuğları çıkartacaksın. Beni boş ver”

“Üstündeki ince hâlini görmüyor musun? Göz göre göre böyle bırakamam.”

Ceketi kafamın üzerinde tutuyordum. Bir anlık dalgınlıkla elim yüzüme gitmişti. Elimi çekince avucumun içi tamamen kandı, ne olduğunu anlayamamıştım. Tekrar dokunduğumda acımaya başlamıştı. Kolumdakiler gibi ufak tefek yaralardan biri diye düşünmek istiyordum. Ama öyle olmadığı bariz belliydi.
Telefon belki cebimden düşmemiştir diye bakmıştım. Ve gerçekten, fermuarı kapalı olduğu için hâlâ cebimdeydi. Tam bakacakken Göktuğların çıktığını görmüştüm. Kaan’ı yanıma getirmişlerdi, bilinci kapalıydı. Telefonu bir kenara atmıştım, Kaan’a odaklanmaya çalışıyordum. Nabzına baktığımda normal hızda atıyordu, yavaşlama yoktu.

“Nabzında sorun yok, kafasını vurduğu için anlık travma olmuş sanırım, yani normal”

Bu şartlarda yapabileceğim bir şey yoktu, hastanede bakılması lazımdı.
Müdehale edebileceğim bir şey olmadığı için tekrar oturmuştum. Anlık olarak ne hâlde olduğumuzu sorgulamaya başkamıştım.

Ben burada ne arıyordum?

Kimdi bu insanlar?

En önemlisi neydi bu halimiz?

Neden şu anda soğuktan titriyordum?

Ben boşluğa dalmış, hayatı sorgularken Göktuğ’un yüzümü nazikçe tutmasıyla kendime gelmiştim. Yanıma oturmuştu, hiç bir şey söylemeden gözlerimin içine bakıyordu. Gözlerine bakınca kendimi tutamadan hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Hani insanlar sevdikleri ya da yakın buldukları kişileri görünce kendini tutamaz ya, bende öyle olmuştum. Ona bir kaç saniye bakmam yetmişti. Sarılmıştım, hem de sıkıca; sanki hiç bırakmayacakmış gibi. O da aynı benim gibi sıkıca sarılmıştı.

“Özür dilerim sözümü tutamadım”

Neyden bahsettiğini anlamamıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

52okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.