KESİŞME kitap kapağı

2. bölüm / 6

KESİŞME

2.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Okuryazarrr .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 2.BÖLÜM

Yüzüme vuran güneş ışığıyla uyanmıştım. Uykudan yeni uyanmanın verdiği sersemlikle bir kaç dakika boyunca karşıdaki boş duvara anlamsızca bakmıştım. Neyseki bir kaç dakikanın sonunda saate bakmak aklıma gelmişti. Telefonum hep yatağımın yanındaki komodinde olduğu için dikkatim direkt oraya evrilmişti. Ve evet oradaydı dün gecede el alışkanlığıyla koymuştum muhtemelen. Saat 11’e geliyordu ve şaşırtıcı olan şu ki kimse uyandırmamıştı. Telefonun ekranı kapanınca siyah ekrandaki yüzüme takılmıştı odağım. İlk pek anlamamıştım ama sol yanağımdaki kocaman çizik ve akan kanı görmem çok uzun sürememişti. Kan durmandan yavaş yavaş akıyordu. Olayı algıladığım gibi bağırmaya başlamıştım. İkinci kez uyandığımda her şeyin bir rüya olduğunu anlamıştım ama anın verdiği korkuyla bağırmaya devam ediyordum ve gerçekten yüzümün kanadığını sanıyordum.Sesimi duyan Teyzemin odaya dalmasıyla yataktan kalkıp ona doğru gitmiştim. “Teyze yüzüm kanıyor!” Teyzem telaşlanmıştı ne diyeceğini bilememişti “Kızım yüzünde bir şey yok kabus gördün galiba” Hala yüzümün kanadığına inanıyordum, dolabın üstündeki aynaya doğru dönmüştüm. Yüzümde ufak bir çizik bile yoktu sadece ağladığım için fena şekilde şişmişti. Yüzümde bir şey olmadığını görünce sakinleşmiştim. “Korkuttun beni Kızım” Çok nadir böyle rüyalar görürdüm bu yüzden daha da garibime gitmişti. “Rüyamda gayet normal uyanıyordum sonra telefondan saate bakıyordum ve ekran karardı dikkatlice baktığımda sol yanağımda çizik fark ettim, kanıyordu. Bağırmaya başlayınca ikinci kez uyandım sonra sen geldin zaten” Teyzem bana sarılmıştı. “Olur böyle şeyler, elini yüzünü yıka kendine gel bende şimdi kaldıracaktım zaten seni” Tamam anlamında kafamı salladıktan sonra elimi yüzümü yıkayıp mutfağa geçmiştim.

2 GÜN SONRA

Artık alışkanlıklarıma, büyüdüğüm şehire, evime veda etme vaktim gelmişti. Hiç bilmediğim, kimseyi tanımadığım bir şehire 1,5 yıllık zorunlu görevle gitmek zorundaydım. Çalışmak ya da farklı bir şehire gitmek benim için sorun değildi aksine çalışmayı seviyordum. Ama gideceğim yer bir şehir değil, dağın başında bir askeriyeydi. İster istemez tek kalacaktım ortama alışamayacaktım. Gideceğim yer disiplinli bir ortam olacaktı ve ben rahat bir insandım. Alışamayacağımın farkında olarak gitmek beni üzüyordu. Bir yandan da Vatana hizmet etme isteğim bastırıyordu.
Tüm düşünceleri bir yana bırakıp valizimin fermuranı çekmeye çalışıyordum. Yanıma sadece kıyafet ve kişisel eşya alacaktım. Çünkü askeriyeye gittiğimde benim için ayarlanmış olan eşyalı bir evde kalacaktım. Kıyafet, ayakkabı, kişisel bakım ürünleri derken 3 bavul olmuştu. Hayalimdeki ev düzenini şimdilik kuramıyor olmam can sıkıcıydı ama kafama koymuştum mutlaka yapacaktım. Her şeyim hazır olduktan sonra Feride’nin de yardımıyla ara salona çıkarmıştık. “Arabanı götürememen kötü oldu” Bir de bu vardı arabamı götüremiyordum. Arabayı oraya götürmek, kullanmak hepsi ayrı dertti. Bölge şartları sebebiyle kullanmamın doğru olmayacağı söylendiği için götüremiyordum.
“Gerçekten ya, keşke götürebilsem ama zaten askeriye dağın başında nerede kullanacağım ki”
“Merkeze giderken falan kullanırdın”
“Yapacak bir şey yok oradaki araçlardan birini kullanırım gerektiğinde”

Uçağımın kalkış vakti yaklaştığı için havaalına geçmiştik. Vedalaşma vakti gelmişti artık, Teyzem ve Eniştem vedalaşırken kendime dikkat etmem için sıkı sıkı tembihliyordu beni.
“Kızım, dikkat et kendine oralar şehir hayatına benzemez her an temkinli ol” Eniştemin klasik uyarılarıydı bunlar.
“Ederim Enişte ben işimi yapar dönerim eve”
“Bizi aramayı ihmal etme aklımız sende kalmasın”
Teyzem ve Ferideylede aynı şekilde vedalaştıktan sonra nihayet uçağa binmiştim. Yeni bir sayfanın ilk adımıydı bu.

Yaklaşık 2,5 saat sonra inmiştim. Saat henüz öğlen 13.00’ı gösteriyordu. Beni karşılamak için bir asker görevlendireceklerinden bahsetmişleri ama kim olduğunu bilmiyordum ve numarası da yoktu. Etrafa bakınmaya başlamıştım, olmazsa askeriyeyi ararım diye düşünüyordum. Ama etrafa bakınmam fazla sürmemişti. Asker üniformalı birisi yanıma gelmişti. Omzundaki armadan anladığım kadarıyla rütbeliydi.
“Merhaba Umay Yıldız sizsiniz dimi?”
Kumral tenli,uzun boylu, yeşil gözlüydü. Gözleri o kadar dikkat çekiciydiki sanki içine çekilmiştim. Bir anlık dikkatim dağılmıştı.
“Evet benim”
“Sizinle ilgilenmem için ben görevlendirildim. Haberiniz vardır zaten sizi birinin alacağından”
Tavrı gayet sakin ve netti.
“Haberim var bende zaten sizi arıyordum”

“Halledilecek bir şey kalmadığına göre arabaya geçebiliriz”

Bavulları alıp arabaya geçmiştik. Pek konuşkan bir tavrı yoktu sadece yola odaklanmıştı. Ama ben sessiz kalamazdım.

“Ben nerede kalacağım?”

“Askeriyenin içinde sağlık personeli için yapılmış müstakil bir ev var orada kalacaksın”

Aklımdaki soruları cevaplandırmak istiyordum.

“Peki istediğimiz zaman merkeze gidebiliyor muyuz?”

“İstediğiniz zaman Benimle ya da askeri personelle gidersiniz”

“Alışana kadar biz götürürüz diyorsun yani”

Havaalanında olduğu gibi net konuşuyordu.

“Alışmakla ilgisi yok hep biz götürüp getireceğiz. Biraz önce de dediğim gibi sizinle ilgilenme görevi bana verildi, bir nevi bana emanetsin”

Doğru düzgün tanışmamıştık.

“Kendini tanıtmayacakmısın doğru düzgün tanışmadık ismini bile bilmiyorum”

“İsmin Göktuğ, rütbe anlamında falan soruyorsan Yüzbaşı Göktuğ Eren Demir”

Bir kaç ay alıştıktan sonra istediğimi yapabileceğimi düşünmüştüm, tabi Yüzbaşı da benim kadar inat değilse.

“Memnun oldum Yüzbaşı”

Yaklaşık yarım saat kadar yol gittikten sonra sonunda askeriyeye varmıştık. Büyük ve kapsamlı bir askeriyeydi. Büyük güvenlik kapıları, askeri araçlar ve birlikler vardı. İçerde arabayla ulaşım sağlayacak kadar büyüktü. Biraz ilerledikten sonra 2 katlı müstakil bir evin öğnde durmuştuk. Kuytuda değildi meydanın biraz ilersindeydi. Arabadan inip evin önüne geçmiştik.

“Burada mı kalacağım?”

“Evet yeni yapıldı daha, diğer ev çok eskimişti.”

Yeni yapılmış evde kalacak olmam moralimi yerine getirmişti.

“Güzelmiş, hem kuytuda da değil”

“Evin anahtarı bu, girip yerleşirsin zaten. Numaramı vereyim sana bir şey olursa haber edersin. Gerçi buralarda olurum ama”

Uzattığı anahtarı ve numarasını almıştım.

“Teşekkür ederim. Duruma göre haber ederim.”

Eve gitmiştim, gerçekten yepyeni ve güzeldi. Biraz gezindikten sonra yerleşmek için üst katta bir odayı seçmiştim. Yerleşmem sil temizle derken 3-4 saatimi almıştı. Dışarı çıkıp etrafa bakınmak istiyordum.
Üstüme hava estiği için ceket giymiştim. Kot pantolon ceket kombini yapmıştım. Hava kararmaya başlamıştı ama pekde umurumda değildi sonuçta ne olacaktı ki?
Dışarı çıkıp yürümeye başlamıştım etraf fazla kalabalık değildi muhtemelen herkes bölüğüne çekilmişti. Sıkıldığım için kulaklı takmıştım. Birinin omzuma dokunmasıyla irkilerek arkamı dönmüştüm.
“Buyurun?”
Esmer soğuk duran tipte bir askerdi.

“Hanım efendi çıkış saatleri geçti şuan çıkış yasak”

Ben ve yasak?

“Ne yasağı ne alakası var?”

“Bildiğiniz yasak burada kural böyle girişler ve çıkışlar belirli saatlerde yapılır”

İyi de ben asker değildim ki.

“Benim için geçerli değil çünkü asker değilim. Yeni doktorum ben, biraz dolaşmak istiyorum”

İnadından vazgeçmeyecek gibiydi.

“Asker olun olmayın fark etmez. Kural kuraldır geri dönün lütfen”

Ama bende vazgeçmeyecektim.

“Dönmüyüyorum, kime ediyorsan et şikayetini”

Arkamı dönüp kapıya doğru gitmeye başlamıştım. Gittiğimde arkadan yaptığı işaretle kapıdaki askerler beni durdurmuştu.

“Hanım efendi geçemezsiniz”

Arkamı dönüp biraz önce ki askere baktığımda çık çıkabilirsen bakışını atıyordu. Aklıma Yüzbaşı Göktuğ’yu aramak gelmişti. Kulaklığı tamamen çıkartıp aramıştım.

“Merhaba rahatsız ediyorum kusura bakma”

“Önemli değil istediğin zaman arayabilirsin. Bir sorun mu var?”

“Evet, esmer, mavi gözlü, uzun boylu bir sorun var”

“Anlamadım?”

“Yani çıkmak istiyorum izin vermiyorlar, bir asker var gıcık bir şey”

“Nerdesin tam olarak?”

“Kantinin yakınındaki çıkıştayım”

“Tamam, o askere söyle bekleyin geliyorum”

Telefonu kapatınca arkadi askerin yanına dönmüştüm.

“Yüzbaşı Göktuğ Eren’i tanıyor musun?”

“Tanıyorum komutanım olur kendisi”

“Komutanın geliyor şimdi”

Yüzbaş’nın geleceğini duyunca sırıtışı sönmüştü.

Göktuğ fazla sürmeden gelmişti.

Askere bakıp konuşamya başlamıştı.

“Yusuf Üsteğmen bir sorun mu var?”

“Yok komutanım, Doktor Hanım çıkış saatleri dışında çıkmak istedi izin vermedim”

“Doktor Hanımı tanıyorum, kendisiyle anlaşamayan bana gelsin. Ayrıca istediğini yapabilir kimse karışmasın”

Üsteğmene aldın mı payını der gibi bakıyordum, bakışlarından sinir olduğunu anlamıştım.

“Peki komutanım”

Yüzbaşı ile birlikte dışarı çıkmıştık.

“Yusuf Üsteğmen benim timimden. Aslında iyi çocuktur ama”

“Bence gıcığın teki beni göndermemek için elinden geleni yaptı resmen”

“Aslında haklı, çıkışlar yasak yani tehlikeli baksana hava karardı”

“Fazla durmayacaktım ki”

“Her neyse, seninde kurallara uymanı beklerim bunların hepsi güvenlik için”

Onaylarcasına başımı sallamıştım.

“Timinde kadın asker var mı?”

“Var, Defne Teğmen ama burada değil şu an”

“Anladım”

Gezindikten sonra tekrar girmiştik beni eve kadar getirmişti.

“2 saat sonra benim odamın olduğu yerde toplanacığız timle sende gel hem tanışmış olursun”

İyi olur diye düşünmüştüm.

“Olur, sen alırsın beni o zaman ya da ben kendim bulurum”

“Ben alırım seni karanlıkta bulamazsın”

“Tamam haberleşiriz”

Eve girer girmez yanıma aldığım bir kaç şeyden yiyecek birşeyler hazırlamaya başlamıştım aşırı açtım.

Masayı kurduktan sonra yıllardır alışkanlığım olan yemek yerken video izlemek gibi bir huyum olduğu için video açmıştım ama asla çekmiyordu. Belki çeker diye üst kata bile çıkmıştım ama nafile.

“Of niye çekmiyor bu internet”

Uzun süren uğraştan sonra çekmeyeceğine ikna olmuştum. Telefonu bir kenara atıp yemeğimi yemiştim.

2 SAAT SONRA

Telefon çalıyordu, baktığımda arayan Yüzbaşıydı.

“Aşağıdayım bekliyorum”

“Tamam 5 dakikaya oradayım”

Üstüme hırka alıp çıkmıştım.

5-6 dakikalık yürüme mesafesi vardı evlerimizin arasında.

“Aslında buralarda her saate yürüne bilir güvenli sonuçta adım başı nöbetçi asker var”

“Evet güvenli, senin evinin orada da olacak nöbetçi asker”

“Gerek yok aslında ne olacak sanki”

“Olsun”

İçeri girdiğimizde 6 kişi oturuyordu. Bildiğin çay falan içiyorlardı. Aralarında sadece bir kız vardı.

“Hoş geldiniz Ben Teğmen Kaan”

“Asteğmen Barış”

“Başçavuş Ayaz”

“Üsteğmen Bige savaş uçağı pilotuyum”

“Astsubay Efe”

Yusuf Üsteğmen dışında hepsiyle tek tek tanışmıştım zaten onu tanıyordum.

Başçavuş Ayaz konuşamya başlamıştı.

“Size tarifi gizli bir çay yaptım, kendi tarifim”
Doldurup dağıtmıştı. Yusuf Üsteğmen ve Bige Üsteğmen dışında hepimzi almıştık.
İlk içtiğimde tadı gayet güzel geliyordu. Ama hafiften boğazımın karıncalandığını hissetmeye başlamıştım. Nefesim kesilmeye başlayana kadar umursamamıştım. Nefesim kesilmeye başlayınca anlık refleksle ayağa kalkmıştım.
“Ne var bunun içinde!”
Ben bir anda kalkınca herkes ayaklanmıştı.

“Zencefil var”

Zencefil dediğinde başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki.

“Benim zencefile alerjim va-“

Lafımı bitiremeden gözüm kararmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

94okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.