5. bölüm / 6
Kayıt DışıBölüm 5 - Sessizlik
Bölümler 6Şu an: Bölüm 5 - Sessizlik
Cenazeden sonraki sabah uyandığımda bir süre nerede olduğumu anlayamadım.
Tavana baktım.
Odamdaydım.
Her şey yerli yerindeydi.
Masanın üzerinde kitaplarım duruyordu. Sandalyenin arkasına attığım hırka hâlâ oradaydı. Pencerenin önündeki perde hafifçe hareket ediyordu.
Her şey normal görünüyordu.
Sonra aklıma geldi.
Normal değildi.
Bir daha hiçbir şey normal olmayacaktı.
Gözlerimi kapattım.
Bir süre yataktan kalkmadım.
Ağlamıyordum.
Garip olan da buydu.
İnsan böyle bir şey yaşadığında sürekli ağlaması gerektiğini sanıyor.
Ben ise sadece tavana bakıyordum.
İçimde büyük bir boşluk vardı ama o boşluğun ne kadar büyük olduğunu anlayamıyordum.
Belki de beynim henüz olanları kabul etmemişti.
Bir kaç gün önce ailem vardı.
Annem vardı.
Babam vardı.
Duru vardı.
Şimdi evin içinde onların seslerini arıyordum.
Ve bulamıyordum.
Yataktan kalktım.
Koridora çıktım.
Mutfaktan ses geliyordu.
Anneannem uyanmıştı.
“Hilal?”
“Buradayım.”
Sesim bana bile yabancı geldi.
Mutfağa girdiğimde anneannem masanın başında oturuyordu. Önündeki çaya dokunmamıştı.
Bana baktı.
“Uyuyabildin mi?”
“Biraz.”
Yalan söyledim.
Aslında ne kadar uyuduğumu bilmiyordum.
Anneannem önümdeki sandalyeyi gösterdi.
“Gel, otur.”
Oturmadım.
Dolabı açtım.
Bir şey arıyormuş gibi yaptım.
Aslında ne aradığımı bilmiyordum.
“Acıktın mı?”
“Hayır.”
“Bir şey hazırlayayım.”
“İstemiyorum.”
Anneannem bir şey söylemedi.
Dolabı kapattım.
Tam çıkacakken gözüm masanın üzerindeki ikinci bardağa takıldı.
Bir an durdum.
İki bardak vardı.
Biri anneannemin.
Diğeri boştu.
“Bu neden burada?”
Anneannem bardağa baktı.
“Bilmiyorum.”
Ama ikimiz de biliyorduk.
Duru olsa masaya otururdu.
Belki çay istemezdi.
Belki ekmekle oynardı.
Belki de sabahın erken saatinde konuşacak bir şey bulup beni sinirlendirirdi.
Bardağa baktım.
Sonra mutfaktan çıktım.
Odama dönmek yerine Duru'nun odasının önünde durdum.
Kapısı kapalıydı.
Elimi kapı koluna koydum.
Açmadım.
Bir süre öylece bekledim.
Sonra kapıyı araladım.
Oda aynıydı.
Yatağı.
Masası.
Kitapları.
Duvarındaki küçük süsler.
Hepsi yerli yerindeydi.
Sanki Duru birazdan içeri girecekmiş gibi.
Odaya girdim.
Yatağın kenarına oturdum.
Elimi battaniyenin üzerine koydum.
“Bunu dağınık bırakmışsın.”
Kendi kendime söyledim.
Cevap gelmedi.
Bir süre bekledim.
Sonra saçma olduğunu düşünüp başımı eğdim.
Duru artık cevap vermeyecekti.
Bunu biliyordum.
Ama bilmek başka bir şeydi.
Evde hissetmek başka.
Masasının üzerine baktım.
Bir defter açıktı.
Sayfanın kenarında küçük çizimler vardı.
Duru'nun çizdiği şeyleri hiçbir zaman anlayamazdım.
Bir keresinde bana çizdiği bir resmi göstermişti.
“Bu ne?” diye sormuştum.
“Sen.”
“Ben neden böyleyim?”
“Çünkü sen böylesin.”
Sonra gülmüştü.
Ben de onu kovalamıştım.
Şimdi o anı hatırlayınca gülmek istedim.
Gülemedim.
Sadece gözlerim doldu.
Başımı çevirdim.
Ağlamamak için kendimi tuttum.
Ama birkaç saniye sonra dayanamadım.
Sessizce ağladım.
Kimsenin duymasını istemiyordum.
Neden bilmiyordum.
Belki de herkes yeterince ağlamıştı.
Belki de artık ağlamaya hakkım yokmuş gibi hissediyordum.
Bir süre sonra yüzümü sildim.
Ayağa kalktım.
Odayı olduğu gibi bıraktım.
Hiçbir şeye dokunmadım.
Çünkü eşyalarını yerinden oynatırsam sanki gerçekten gitmiş olacaktı.
---
Günler geçtikçe evdeki insanlar azaldı.
Cenazeden sonra gelenler birer birer gitmeye başladı.
İlk gün ev kalabalıktı.
İkinci gün daha azdı.
Sonra sadece biz kaldık.
Anneannem ve ben.
Ev ilk kez gerçekten sessizdi.
O kadar sessizdi ki bazen bu sessizlikten rahatsız oluyordum.
Televizyonu açıyordum.
Sonra kapatıyordum.
Mutfakta su kaynatıyordum.
Sonra ne yapacağımı unutuyordum.
Telefonu elime alıyordum.
Arayacak kimsem olmadığını hatırlıyordum.
Annemin numarasına bakmadım.
Babamın numarasına da.
Duru'nun zaten telefonu yoktu.
Belki de en çok bu koyuyordu.
Duru'nun bir telefonu bile yoktu.
Onu arayamazdım.
Mesaj atamazdım.
Bir yere gidip “Duru nerede?” diye soramazdım.
Çünkü cevabı biliyordum.
Yine de bazı sabahlar uyandığımda ilk düşüncem onun nerede olduğuydu.
Sonra gerçeği hatırlıyordum.
Ve gün yeniden başlıyordu.
---
Bir akşam mutfakta otururken anneannemin öksürdüğünü duydum.
Yanına gittim.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Yine nefesin daralıyor.”
“Biraz.”
Yanına oturdum.
“Doktora gitmemiz lazım.”
Anneannem başını salladı.
“Sonra gideriz.”
“Ne zaman?”
“Bilmiyorum.”
“Anneanne…”
Elimi tuttu.
“Sen kendini düşün.”
“Ben seni düşünüyorum.”
Bir süre sustu.
Sonra yüzüme baktı.
“Hilal.”
“Efendim?”
“Okula ne zaman döneceksin?”
Soruyu duyunca cevap veremedim.
“Bilmiyorum.”
“Derslerin var.”
“Biliyorum.”
“Sınavın da var.”
Başımı eğdim.
Daha birkaç hafta önce hayatımın en önemli meselesi buydu.
Şimdi ise bana çok uzak geliyordu.
“Çalışamıyorum.”
Anneannem bunu duyunca iç çekti.
“Çalışmak zorunda değilsin demiyorum.”
“Biliyorum.”
“Bir süre sonra toparlanırsın.”
Toparlanmak.
Herkes bu kelimeyi kullanıyordu.
Sanki insan kırılan bir bardakmış gibi.
Sanki biraz bekleyince eski haline dönebilecekmişim gibi.
Ama ben eski halime dönmek istemiyordum.
Eski Hilal'in annesi vardı.
Babası vardı.
Duru'su vardı.
O Hilal artık yoktu.
---
O gece odama girdiğimde masamın üzerinde bir kâğıt gördüm.
Okuldan kalmış bir deneme sınavıydı.
Üzerinde yanlışlarım vardı.
Kâğıdı elime aldım.
Bir süre baktım.
Sonra katlayıp çekmeceye koydum.
Ders çalışmaya başladım.
En azından başlamaya çalıştım.
Bir soru okudum.
Tekrar okudum.
Anlamadım.
Bir daha okudum.
Yine anlamadım.
Kalemi masaya bıraktım.
Başımı ellerimin arasına aldım.
“Ben bunu nasıl yapacağım?”
Sesim odada yankılandı.
Cevap yoktu.
Daha önce olsa Duru kapının arkasından bağırırdı.
“Abla, ne yapıyorsun?”
Ben de:
“Ders çalışıyorum.”
derdim.
O da:
“Ben de çalışayım mı?”
derdi.
Sonra beş dakika sonra sıkılıp giderdi.
Gözlerimi kapattım.
Bu kez ağlamadım.
Sadece uzun süre oturdum.
---
Birkaç gün sonra anneannemin durumu daha da kötüleşti.
Bazen mutfağa gitmek için bile dinlenmesi gerekiyordu.
Bir sabah odasından çıktığında duvara tutunduğunu gördüm.
Hemen yanına koştum.
“Anneanne!”
“Bir şey yok.”
“Var.”
“Hilal…”
“Doktora gideceğiz.”
Bu kez itiraz etmedi.
Ama yüzündeki ifade beni korkuttu.
Sanki benim bilmediğim bir şeyi biliyordu.
O gün hastaneye gittik.
Doktorla konuşurken ben dışarıda bekledim.
Kapı açıldığında anneannemin yüzüne baktım.
“Ne dedi?”
“Bir şey yok.”
“Yine aynı şeyi söylüyorsun.”
Anneannem cevap vermedi.
Eve dönerken otobüste yan yana oturduk.
İkimiz de camdan dışarı bakıyorduk.
Bir süre sonra anneannem elimi tuttu.
“Hilal.”
“Efendim?”
“Ben sana bir şey söylemem gerekiyor.”
Kalbim hızlandı.
“Ne?”
“Bunu söylemek istemiyorum.”
“Ne söyleyeceksin?”
Anneannem derin bir nefes aldı.
“Ben… seni tek başıma büyütemeyebilirim.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
“Nasıl yani?”
“Sağlığımı görüyorsun.”
“Düzelirsin.”
“İnşallah.”
“Düzeleceksin.”
Anneannem yüzüme baktı.
“Hilal, bazen insanın istemesi yetmiyor.”
Başımı salladım.
“Ben sana bakarım.”
“Sen daha çocuksun.”
“Değilim.”
“Biliyorum. Ama yine de çocuksun.”
“Ben tek başıma kalırım.”
“Hayır.”
Sesi ilk kez sertleşti.
“Tek başına kalmayacaksın.”
“Peki ne olacak?”
Anneannem gözlerini kaçırdı.
Uzun süre cevap vermedi.
Sonra çok sessiz bir şekilde söyledi:
“Devletin baktığı bir yer var.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek o?”
“Yetiştirme yurdu gibi…”
Cümlesinin devamını duymak istemedim.
“Hayır.”
Anneannem sustu.
“Hayır, ben gitmem.”
“Hilal…”
“Gitmem.”
Sesim yükseldi.
Otobüsteki birkaç kişi bize baktı.
Umursamadım.
“Ben zaten herkesi kaybettim. Beni bir yere gönderemezsin.”
Anneannemin gözleri doldu.
“Ben seni göndermek istemiyorum.”
“Öyleyse gönderme.”
“Keşke bu kadar kolay olsaydı.”
Başımı cama çevirdim.
Dışarıdaki binalar birbirine karışıyordu.
Gözlerim doldu ama ağlamadım.
Bir süre sonra anneannemin elini tuttum.
“Beni bırakma.”
Anneannem parmaklarımı sıktı.
“Bırakmayacağım.”
Ama ikimiz de bunun bir sözden çok bir dilek olduğunu biliyorduk.
O gün eve döndüğümüzde Duru'nun odasının kapısı yine kapalıydı.
Kapının önünde durdum.
Elimi kapı koluna koymadım.
Sadece baktım.
Çünkü artık evde sadece Duru yoktu.
Yakında benim de bu evde kalıp kalamayacağım belli değildi.
Ve ilk kez, ailemi kaybetmenin yanında başka bir şeyi daha kaybetmekten korktum:
Evimi.
🌙
İyi okumalarr...
Bölüm etkileşimi
