Kayıt Dışı kitap kapağı

4. bölüm / 6

Kayıt Dışı

Bölüm 4-Bir ev kaldı

Vaveyla Yazarı: Elif Nergiz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 4-Bir ev kaldı

Duru'nun yüzünü gördüğüm anda içimde bir şey koptu.
Bağırmadım.
Ağlamadım.
Hatta birkaç saniye boyunca nefes bile almadığımı düşünüyorum.
Sadece baktım.
Karşımda yatan kişinin Duru olduğunu biliyordum ama zihnim bunu kabul etmiyordu.
O benim kardeşimdi.
Daha on bir yaşındaydı.
On bir.
İnsan on bir yaşındaki birinin hayatının bitebileceğini düşünmüyordu. Hele ki o kişi kendi kardeşinse...
Bir adım geri attım.
Sonra bir adım daha.
Bacaklarımın titrediğini fark ettiğimde duvara tutundum.
“Bu o değil.”
Sözler ağzımdan kendiliğinden çıktı.
Kimse cevap vermedi.
“Bu Duru değil.”
Bu kez biraz daha yüksek söyledim.
Yine cevap yoktu.
Başımı iki yana salladım.
“Hayır...”
Gözlerim yanmaya başladı.
Ama ağlayamıyordum.
Sanki gözyaşlarım bile ne yapacağını bilmiyordu.
Daha birkaç saat önce Duru'nun kayıp olduğunu düşünüyordum.
İçimde küçücük de olsa bir umut vardı.
Belki bulunurdu.
Belki bir yerdeydi.
Belki korkmuştu.
Belki...
O ihtimallerin hepsi bir anda yok olmuştu.
Ben ise hâlâ ayakta durmaya çalışıyordum.
Sonra dizlerimin bağı çözüldü.
Yere oturdum.
Ne kadar süre öyle kaldığımı bilmiyorum.
Birinin yanıma geldiğini, bir şeyler söylediğini hatırlıyorum ama kelimeler birbirine karışıyordu.
Sanki herkes çok uzaktan konuşuyordu.
Başımı ellerimin arasına aldım.
İlk kez o zaman ağladım.
Sessizce.
Öyle büyük bir ağlama değildi.
Sadece birkaç damla yaş.
Sonra daha fazlası.
Bir süre sonra nefesim düzensizleşti.
“Daha dün…”
Cümleyi tamamlayamadım.
Daha dün değildi.
İki gün önceydi.
Ama bana sanki çok uzun zaman önceymiş gibi geliyordu.
İki gün önce ailemle birlikteydim.
Annem bana yine fazla ders çalıştığımı söylemişti.
Babam her zamanki gibi sakin davranmıştı.
Duru da benimle uğraşmıştı.
Ben ise onların başına hiçbir şey gelmeyeceğini düşünerek odama dönmüştüm.
Ne kadar sıradan bir gündü.
Şimdi o sıradan günün bir daha asla geri gelmeyeceğini biliyordum.
Hastaneden çıktığımda hava kararmıştı.
Yanımdaki insanların ne söylediğini tam olarak hatırlamıyorum.
Sadece eve dönmek istemediğimi hatırlıyorum.
Çünkü evde annem yoktu.
Babam yoktu.
Duru yoktu.
Ama onların eşyaları hâlâ oradaydı.
İnsanların bir anda yok olması çok garipti.
Eşyaları kalıyordu.
Ayakkabıları.
Kıyafetleri.
Kupaları.
Odaları.
Sanki birazdan geri döneceklermiş gibi.
Eve girdiğimde ilk fark ettiğim şey sessizlik oldu.
Normalde bu kadar sessiz değildi evimiz.
Duru'nun odasından bir ses gelirdi.
Annem mutfakta bir şeylerle uğraşırdı.
Babam televizyonu açardı.
Şimdi hiçbir şey yoktu.
Ayakkabılarımı bile çıkarmadan koridorda durdum.
Duru'nun odasının kapısına baktım.
Kapıyı açmadım.
Açarsam ne olacağını bilmiyordum.
Belki odasını olduğu gibi görmek bana iyi gelirdi.
Belki daha kötü olurdum.
Bunu öğrenmek istemedim.
Kendi odama geçtim ve yatağın kenarına oturdum.
Telefonumu elime aldım.
Ekrana baktım.
Annemin numarası hâlâ oradaydı.
Parmağım isminin üzerinde durdu.
Aramak istedim.
Sonra arayamayacağımı hatırladım.
Telefonu bıraktım.
Bir süre sonra tekrar aldım.
Yine bıraktım.
İnsan birinin öldüğünü bilse bile elinin telefona gitmesi ne kadar saçmaydı.
Belki de insan zihni böyle çalışıyordu.
Gerçeği biliyordu ama alışması zaman alıyordu.
O gece uyuyamadım.
Gözlerimi her kapattığımda hastanenin o odası geliyordu.
Duru'nun yüzü.
Annemin yüzü.
Babamın yüzü.
Üçü birden.
Sonra aklıma annemin hastalığı geldi.
Son zamanlarda daha çabuk yoruluyordu.
Bazen merdiven çıkarken durup nefesleniyordu.
Ben sorunca da “Bir şeyim yok,” diyordu.
Her seferinde aynı şeyi söylüyordu.
“Biraz yoruldum sadece.”
Doktora gitmesini söylediğimde geçiştiriyordu.
Ben de üzerine fazla düşmemiştim.
Çünkü anneler hastalanmaz sanıyordum.
En azından bizim annemiz.
Bazen başının ağrıdığını söylerdi.
Bazen gün içinde halsiz olurdu.
Ben bunları önemsememiştim.
Şimdi ise geçmişteki her küçük ayrıntı gözüme büyüyordu.
Keşke sorsaydım.
Keşke daha çok ilgilenseydim.
Keşke annemin gerçekten nasıl olduğunu bilseydim.
Ama artık soracak kimse yoktu.
Bu düşünce içimi daha da acıttı.
Bir süre sonra aklıma anneannem geldi.
O da iyi değildi.
Son zamanlarda hastalığı yüzünden günlük işlerini bile eskisi kadar rahat yapamıyordu. Annem, onunla ilgilenmek için sık sık yanına giderdi. Bazen eve döndüğünde ne kadar yorulduğunu yüzünden anlayabiliyordum ama yine de hiçbir şey söylemezdi.
Şimdi annem de yoktu.
Anneannemin bunu nasıl kaldıracağını düşündüm.
Belki o da benim gibi ne yapacağını bilmiyordu.
Aklımdan bir düşünce geçti.
Peki ya ben?
Ben kimin yanında kalacaktım?
Anneannem vardı ama onun hastalığı yüzünden bana tek başına bakamayacağını biliyordum. Bunu düşünmek bile istemiyordum.
Henüz cenazeler bile kaldırılmamışken, insanların benim bundan sonra nerede yaşayacağımı konuşacak olması bana çok tuhaf geliyordu.
Sanki herkes hayatımın geri kalanını benden önce planlamak zorundaymış gibi.
Oysa ben daha birkaç saat önce kardeşimin öldüğünü öğrenmiştim.
Nereye gideceğimi değil, yarın sabah nasıl uyanacağımı bile bilmiyordum.
Yorganı üzerime çektim.
Çocukken annemin yanına gidip onunla uyuduğum günleri hatırladım.
O zamanlar annemin yanımda olmasının dünyanın en normal şeyi olduğunu düşünüyordum.
Meğer bazı şeylerin ne kadar değerli olduğunu, onları kaybedince anlıyormuş insan.
Sonraki iki gün birbirine karıştı.
Kim geldi, kim gitti bilmiyorum.
Akrabalar konuştu.
Telefonlar çaldı.
Başsağlığı mesajları geldi.
Bazen biri yanıma oturup “Başın sağ olsun,” diyordu.
Ben de başımı sallıyordum.
Ne söylemem gerektiğini bilmiyordum.
“Teşekkür ederim” desem garip geliyordu.
Hiçbir şey söylemesem daha da garip oluyordu.
Bu yüzden çoğu zaman sadece sustum.
Bir ara anneannemle konuşulduğunu duydum.
Hastalığı yüzünden ayağa kalkmakta bile zorlandığını, benimle tek başına ilgilenmesinin mümkün olmayacağını söylüyorlardı.
“Bir süreliğine yurda gitmesi gerekebilir.”
Yurt.
Kelimeyi duyduğumda içimden bir şey daha koptu.
Kimse bana doğrudan söylememişti ama ne demek olduğunu anlamıştım.
Ailem yoktu.
Anneannem bana bakamıyordu.
Ben de başka bir yere gönderilecektim.
Bir anda kendimi tamamen yabancı bir hayatın içinde bulmuştum.
Ama garip olan şu ki, o anda yurda gitmek bile umurumda değildi.
Çünkü hâlâ Duru'nun öldüğünü düşünüyordum.
Hâlâ annemin numarasına bakıyordum.
Hâlâ babamın kapıdan girip “Ne oldu sana?” diye soracağını düşünmekten kendimi alamıyordum.
Yemek yemem gerektiğini söylediler.
Bir iki lokma aldım.
Sonra bıraktım.
Aç değildim.
Aslında aç olup olmadığımı bile bilmiyordum.
Duş aldım mı, kaç saat uyudum, ne zaman uyandım...
Hiçbirinin önemi yoktu.
Zaman geçiyordu.
Ben ise olduğum yerde kalmış gibiydim.
Sonra cenaze günü geldi.
Sabah uyandığımda ilk düşüncem Duru oldu.
Bugün onu toprağa verecektik.
Yataktan kalkmak istemedim.
Bir süre tavana baktım.
Sonra yavaşça doğruldum.
Dolabımı açtım.
Siyah bir kıyafet seçtim.
Üzerimi değiştirirken aynaya baktım.
Gözlerimin altı çökmüştü.
Yüzüm solgundu.
Kendimi tanımakta zorlandım.
Ama yine de hazırlandım.
Çünkü başka ne yapacağımı bilmiyordum.
Mezarlığa vardığımızda kalabalık vardı.
İnsanlar birbirleriyle konuşuyor, bazıları ağlıyor, bazıları sessizce bekliyordu.
Ben kimseye bakmadım.
Gözlerim doğrudan Duru'nun tabutuna gitti.
Bir an nefesim kesildi.
Hastanede gördüğüm görüntü yeniden aklıma geldi.
Başımı çevirdim.
Bakmak istemedim.
Ama birkaç saniye sonra tekrar baktım.
Bu kez kaçmadım.
Duru'nun hayatının son kez önünden geçmesine izin verdim.
Onu düşündüm.
Beni sinirlendirdiği zamanları.
Ben ders çalışırken gelip konuşmasını.
Küçük şeylere kızmasını.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi yanıma gelmesini.
Bunların hepsi o kadar normaldi ki.
Şimdi hepsi inanılmaz uzak geliyordu.
Cenaze namazı kılınırken ellerimi önümde birleştirdim.
Ne söylemem gerektiğini düşünmedim.
Sadece durdum.
İçimden dua ettim.
Duru için.
Annem için.
Babam için.
Sonra mezarlığa doğru yürüdük.
Her adımda içimdeki gerçek biraz daha ağırlaştı.
Duru artık eve dönmeyecekti.
Annem dönmeyecekti.
Babam dönmeyecekti.
Ve ben eve geri döndüğümde onların yokluğuyla yaşamayı öğrenmek zorunda kalacaktım.
Mezarın başında durdum.
Toprağa baktım.
Uzun süre hiçbir şey söylemedim.
Sonunda dudaklarımdan sadece tek bir cümle çıktı.
“Keşke biraz daha zamanımız olsaydı.”
Sesim titredi.
Gözlerim doldu.
Bu kez kendimi tutmaya çalışmadım.
Ağladım.
Ama bu, hastanede olduğu gibi bir anda kopan bir ağlama değildi.
Sessizdi.
Yavaş yavaş aktı gözyaşlarım.
Belki de acımın tamamı o anda çıkmıyordu.
Belki de insan sevdiği birini kaybettiğinde acıyı bir kerede yaşamıyordu.
Parça parça geliyordu.
Bazen bir eşyanın içinde.
Bazen bir kokuda.
Bazen bir şarkıda.
Bazen de boş bir odanın kapısında.
Benim acım da daha yeni başlamıştı.
Bunu o gün bilmiyordum.
Sadece eve dönerken arkamda bıraktığım mezarlığa son kez baktım.
Ve ilk defa gerçekten anladım.
Ben artık geride kalanlardan biriydim.

Soonnn. Yorum yaparsanız destek olursanız çok mutlu olurum..

🌙

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.