3. bölüm / 6
Kayıt DışıBölüm 3-Geriye Kalanlar
Bölümler 6Şu an: Bölüm 3-Geriye Kalanlar
Sabah olduğunda eve dönmek istemedim.
Ama yine de döndüm.
Kapıyı açtığımda karşıma çıkan sessizlik, hastanedeki sessizlikten bile daha ağırdı.
Anahtarı çevirdim.
Kapı açıldı.
İçeri girdim.
Ayakkabılarımı çıkardım ama bir süre yerimden kıpırdamadım.
Ev aynı evdi.
Salon aynı salondı.
Masada dün akşamdan kalmış bir bardak vardı.
Annemin koltuğunun kenarında katlanmış bir battaniye duruyordu.
Babamın ayakkabıları hâlâ kapının yanındaydı.
Duru'nun çantası ise her zamanki gibi odasının kapısının yanında duruyordu.
Sanki birazdan kapı açılacak ve Duru çıkıp,
“Abla, niye öyle duruyorsun?”
diyecekti.
Ama kapı açılmadı.
Gözlerimi kapattım.
Dün gece hastanede duyduğum cümle yeniden aklıma geldi.
Duru'ya ulaşamıyoruz.
Onu bulamamışlardı.
Hâlâ bulamamışlardı.
Telefonum çaldı.
Ekrana baktım.
Polis.
Bir süre telefonu açmadan öylece baktım.
Sonunda açtım.
“Efendim?”
“Hilal Hanım, müsait misiniz?”
“Evet.”
“Kısa bir görüşme yapmamız gerekiyor.”
Nedenini sormadım.
Çünkü biliyordum.
Duru'ydu.
“Gelmem gereken bir yer mi var?”
“Hayır. Yakınınızda bir polis memuru var. Birazdan yanınıza gelecek.”
Telefon kapandı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra kapı çaldı.
Gelen polis memurunu tanıyordum. Dün gece hastanede benimle konuşanlardan biriydi.
Elinde küçük, şeffaf bir poşet vardı.
İçeri girdiğinde önce bana baktı.
Sonra poşeti kaldırdı.
“Bunu size göstermek için geldim"
Poşetin içindeki eşya küçük, kumaştan bir çantaydı.
Duru'nun eşyalarından biriydi.
Onu hemen tanıdım.
“Bu Duru'nun.”
Polis başını salladı.
“Evet. Olay yerinde bulundu.”
Kalbim sıkıştı.
“Duru da orada mıydı?”
Polis doğrudan cevap vermedi.
“Şu an elimizdeki bilgiler bunu kesin olarak söylememize yetmiyor.”
Sonra poşeti biraz daha yaklaştırdı.
“Fakat üzerinde bir isim var.”
Eşyaya baktım.
Üzerindeki yazıyı görünce kaşlarım çatıldı.
Hilal Yalçın.
Bir süre hiçbir şey söyleyemedim.
Sonra başımı kaldırdım.
“Bu benim değil.”
Polis şaşırdı.
“Eşya Duru'ya ait, bunu biliyorum. Ama üzerindeki yazı…”
“Ben yazmadım.”
“Emin misiniz?”
“Evet.”
“Daha önce üzerinde isminiz yazıyor olabilir mi?”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır. Kesinlikle olmazdı.”
Eşyaya tekrar baktım.
Duru'nun kullandığı bir şeydi.
Bunu biliyordum.
Ama üzerinde benim adım vardı.
Ve ben o yazının oraya nasıl geldiğini bilmiyordum.
Polis poşeti kapattı.
“Şimdilik bunun üzerinde fazla durmayın.”
“Duru'yu buldunuz mu?”
Başını eğdi.
“Arama devam ediyor.”
İçimdeki umut biraz daha küçüldü.
“Ne kadar zamandır arıyorsunuz?”
“Ekipler çalışıyor.”
“Peki ya—”
Sesim kesildi.
Polis ne söyleyeceğimi anlamış gibi baktı.
“Onu bulacağız.”
Bunu söylerken sesindeki kesinlik dikkatimi çekti.
Ben de başımı salladım.
Ama içimde bir şey sürekli aynı cümleyi söylüyordu.
Duru nerede?
Sonraki birkaç saat nasıl geçti bilmiyorum.
Anneannem geldi.
Kapıyı açtığımda yüzündeki ifadeyi görünce ne kadar zorlandığını anladım.
Bana sarıldı.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonra fark ettim.
Nefes alıp verirken zorlanıyordu.
“Anneanne, iyi misin?”
“İyiyim kızım.”
Ama iyi değildi.
Yüzü solgundu.
Bir elini göğsünün üzerine götürdü.
“Biraz otursam geçer.”
Onu koltuğa oturttum.
“Senin burada olmaman lazım. Dinlenmen gerekiyor.”
Başını salladı.
“Ben seni yalnız bırakamam.”
“Ben iyiyim.”
Bu kelime ağzımdan çıkar çıkmaz ne kadar anlamsız olduğunu fark ettim.
İyi değildim.
O da iyi değildi.
Üstelik artık ikimizden başka kimse yokmuş gibi hissediyordum.
Annemin ölümünü kabullenmek zordu.
Babamın ölümünü kabullenmek daha da zordu.
Ama Duru'nun nerede olduğunu bilmemek…
Asıl dayanamadığım şey buydu.
Anneannem birkaç kez bana bir şeyler yedirmeye çalıştı.
İstemedim.
Sonra cenaze için yapılması gereken işlemler konuşuldu.
İnsanlar gelip gidiyordu.
Telefonlar çalıyordu.
Birileri tarih soruyor, birileri belge istiyor, birileri başsağlığı diliyordu.
Herkesin ağzından aynı kelimeler çıkıyordu.
“Başınız sağ olsun.”
Her duyduğumda içimde bir şey daha ağırlaşıyordu.
Çünkü herkes annemle babamın öldüğünü biliyordu.
Ben ise hâlâ bir yerlerde Duru'nun bulunmasını bekliyordum.
Anneannem akşam saatlerine doğru tekrar fenalaşır gibi oldu.
Bu kez ayağa kalkmaya çalışırken koltuğun kenarına tutundu.
“Anneanne!”
Yanına koştum.
“Bir şeyim yok.”
“Var.”
“Hilal…”
“Doktora gitmemiz lazım.”
Başını iki yana salladı.
“Şimdi olmaz.”
“Niye?”
“Cenaze…”
Bir an sustu.
Sonra gözlerini kapattı.
“Önce annenle babanı uğurlayalım.”
O an bir şey söyleyemedim.
Çünkü onun da ne kadar zorlandığını ilk kez gerçekten anladım.
Benim ailemdi.
Ama onlar onun kızı ve damadıydı.
Akşam olduğunda odama geçtim.
Yatağın üzerine oturdum.
Duru'nun odasına bakmamaya çalıştım.
Ama sonunda dayanamadım.
Kapısını açtım.
Oda aynıydı.
Yatağının üzerinde battaniyesi vardı.
Masanın üzerinde birkaç kalem duruyordu.
Duvarında küçük notlar asılıydı.
Bir köşede oyuncakları vardı.
Yatağının kenarında, aceleyle hazırlanmış gibi duran birkaç kıyafet duruyordu.
Elimi uzatıp bir tanesine dokundum.
Sonra geri çektim.
Duru'nun kokusu hâlâ odadaydı.
Gözlerim doldu.
“Ben seni bulacağım.”
Bunu yüksek sesle söylediğimi fark ettiğimde odada yalnız olduğumu hatırladım.
Bir süre daha orada kaldım.
Sonra ışığı kapatıp çıktım.
O gece uyuyamadım.
Ertesi gün cenaze vardı.
Sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey Duru oldu.
İkinci düşüncem ise annemle babamdı.
Üçüncü bir düşünceye sıra gelmedi.
Üzerimi giyindim.
Anneannem yanıma geldi.
Yüzü daha da solgundu.
Elini kapının kenarına koymuştu.
“Hazır mısın?”
Başımı salladım.
Hazır değildim.
Ama bunu söylemedim.
“Sen iyi misin?”
“İyiyim.”
Bu kez onun söylediği kelimeye inanmadım.
“Anneanne, istersen gitme.”
“Olmaz.”
“Doktorun—”
“Ben dayanırım.”
Sesini yükseltmedi.
Ama kararlıydı.
“Senin yanında olacağım.”
Mezarlığa vardığımızda kalabalık vardı.
İnsanların yüzlerine baktım.
Tanıdık yüzler.
Akrabalar.
Komşular.
Annemle babamı tanıyan insanlar.
Ama hiçbiri Duru değildi.
Gözlerim istemsizce kalabalığın içinde dolaştı.
Belki gelmişti.
Belki biri onu bulmuştu.
Belki şimdi bir yerden çıkıp yanıma gelecekti.
Ama gelmedi.
Cenaze başladığında başımı eğdim.
İnsanların söylediklerini duyuyordum ama anlamakta zorlanıyordum.
Sanki sesler uzaktan geliyordu.
Annemin yüzü aklıma geldi.
Evden çıkmadan önce bana söyledikleri.
“Sen de gelsene.”
Gitmemiştim.
Babamın anahtarlarını eline alışını hatırladım.
Duru'nun aceleyle hazırlanışını.
Hepsi birkaç gün önce değil, yalnızca iki gün önce yaşanmıştı.
Ama artık annemle babam yanımda değildi.
Ve Duru yoktu.
Cenaze tamamlandığında herkes yavaş yavaş dağıldı.
Anneannem yanıma geldi.
“Hilal, biz eve geçelim.”
Mezarlara baktım.
“Ben biraz daha kalacağım.”
Anneannem bir şey söylemek istedi ama vazgeçti.
Başımı okşadı.
“Çok kalma.”
Başımı salladım.
O uzaklaşırken yürüyüşünün ne kadar ağır olduğunu fark ettim.
Bir süre sonra çevrede kimse kalmadı.
Sadece ben vardım.
Annemin mezarının önünde diz çöktüm.
Sonra babamın mezarına baktım.
İkisi yan yanaydı.
Toprağın üzerine birkaç çiçek bırakılmıştı.
Ellerimi toprağın üzerine koydum.
“Ben geldim.”
Sesim çok kısık çıktı.
“Geç kaldım.”
Gözlerimi kapattım.
“Özür dilerim.”
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra aklıma Duru geldi.
“Onu bulacağım.”
Başımı toprağa doğru eğdim.
“Duru'yu bulacağım.”
Tam o sırada telefonum çaldı.
İrkilerek doğruldum.
Ekranda tanımadığım bir numara vardı.
Açtım.
“Efendim?”
Karşıdaki ses polise aitti.
“Hilal Hanım?”
“Evet.”
“Şu an nerede olduğunuzu bilmiyorum. Sizi almamız gerekiyor.”
Kalbim hızlandı.
“Duru'yu mu buldunuz?”
Karşı taraf birkaç saniye sustu.
Sonra,
“Evet,” dedi.
Ayağa kalktım.
“Yaşıyor mu?”
Bu kez cevap gelmedi.
“Memur bey?”
“Hilal Hanım… bulunan kişinin kimliğinin belirlenmesi gerekiyor.”
Nefesimi tuttum.
“Ne demek bu?”
“Size telefonda ayrıntı veremem.”
“Duru mu?”
“Bunu kesinleştirmek için sizin görmeniz gerekiyor.”
Telefon elimden kayacak gibi oldu.
“Geliyorum.”
Beni bir sağlık kuruluşuna götürdüler.
Koridorlar sessizdi.
Polis memuru yanımda yürüyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Sonunda bir kapının önünde durduk.
“Hazır mısınız?”
Başımı salladım.
Kapı açıldı.
İçeri girdim.
Bir süre hiçbir şey söyleyemedim.
Sonra gözlerim doldu.
Polis memuru yanımda durdu.
“Kimlik tespiti konusunda sizin yardımınıza ihtiyacımız var.”
Bedeninin ve başının sol tarafı yanmış olan cesede baktım.
İlk anda zihnim kabul etmek istemedi.
Ama sonra gözüm küçük bir ayrıntıya takıldı.
Bileğinde, çocukluğundan beri çıkarmadığı o küçük bileklik vardı.
Duru'nun bilekliği.
Onu ben takmıştım.
Bir doğum gününde.
Hatırlıyordum.
Birden nefesim kesildi.
Duru.
Bütün vücudum titremeye başladı.
Bir adım attım.
Sonra bir adım daha.
Gözlerimi kapatmak istedim ama kapatamadım.
“Bu…”
Sesim çıkmadı.
Polis memuru bekliyordu.
Ben ise sadece başımı salladım.
“Bu Duru.”
Söylediğim anda içimde bir şey parçalandı.
Ama hemen ardından başımı iki yana salladım.
“Hayır.”
Polis memuru bana baktı.
“Hilal Hanım…”
“Hayır.”
Bu kez daha yüksek söyledim.
“Bu Duru olamaz.”
“Bilekliği tanıdığınızı söylediniz.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse—”
“Hayır!”
Sesim titredi.
“Duru değil.”
Polis memuru sustu.
Ben cesede tekrar baktım.
Bilekliği tanıyordum.
O bilekliği Duru'nun bileğine defalarca takmıştım.
Bunun Duru olduğunu anlamıştım.
Ama bunu kabul etmek istemiyordum.
Edemezdim.
“Bu benim kardeşim değil.”
Sözler ağzımdan dökülürken bile bunun doğru olmadığını biliyordum.
Ama başka türlü dayanamazdım.
Polis memuru bir şey söylemedi.
Ben ise son kez baktım.
Gözlerimi kapattım.
Duru olduğunu biliyordum.
Ama kalbim bunu kabul etmiyordu.
Yazardan
Şehrin dışında, gecenin sessizliğinde başka bir yer vardı.
Olayın yaşandığı yer.
Günler önce yağmur yağmıştı.
Toprak hâlâ nemliydi.
Etrafta kimsenin kalmadığı yerde yalnızca rüzgârın sesi duyuluyordu.
Polislerin günler önce inceleme yaptığı alan artık boştu.
Yerde birkaç küçük iz kalmıştı.
Biraz ileride Duru'nun eşyalarından biri bulunmuştu.
Yakındaki alanda başka eşyalar da vardı.
Her şey, gecenin içinde yarım kalmış gibiydi.
O gece burada ne olduğu artık yalnızca birkaç kişinin bildiği bir sırdı.
Ve bulunan ceset…
Herkes için Duru'ydu.
Dosyaya onun adı yazılacaktı.
İnsanlar onun öldüğünü konuşacaktı.
Hilal'in “Bu Duru değil,” sözleri ise zamanla bir çocuğun kardeşini kaybetmeyi kabullenememesi olarak görülecekti.
Rüzgâr yeniden esti.
Ağaçların dalları hareket etti.
Karanlık, olay yerinin üzerine yeniden çöktü.
Ve geride yalnızca tek bir soru kaldı:
O gece burada gerçekten ne olmuştu?
Soonnn.
🌙
Bölüm etkileşimi
