9. bölüm · KAYBOLMUŞKEN BULDUM SENİ
KANLI İMZA VE KARAR ANI
İstanbul’un üzerine çöken o gece, sanki havada barutun ve yağmurun karışımı olan metalik bir koku taşıyordu. Köprüdeki o sahneden sonra, Aras’ın elleri direksiyonun üzerinde ilk kez bu kadar huzursuzca titriyordu. Artık sadece bir oyuncu ya da karanlık bir lider değildi; artık o, benimle birlikte kendi yıkımına yürüyen bir adamdı."Neden?" diye sordu, sesi İstanbul’un uğultusunda kaybolurken. "Neden o tetiği çekerken gözünü bile kırpmadın? Sen bir hemşireydin, Melis. Sen yaşamı korumak için yemin etmiştin. Şimdi ne oldu?"Cevap vermedim. Sadece boşluğa, o bitmek bilmeyen geceye baktım. Ne mi oldu? Beyaz önlüğümün içindeki o küçük, kırılgan kız; hastane koridorlarında ölüme tanıklık ede ede, ölümün aslında bir son değil, sadece bir başlangıç olduğunu öğrenmişti. Aras’ın dünyasında yaşamak için o kızı öldürmek zorundaydım.
Aras’ın malikanesine döndüğümüzde, içerisi tamamen değişmişti. Her yer, Vedat’ın adamlarının saldırısından kalma izlerle doluydu; kırık vazolar, parçalanmış tablolar, yerde kan izleri... Aras beni arkasına aldı, eli sürekli belindeki silahındaydı."Geliyorlar," dedi kısık bir sesle. "Vedat bunu yanımıza bırakmayacak. Köprüde yaptığın o hamle... Onu sadece utandırmakla kalmadın, onu küçük düşürdün. Ve yeraltı dünyasında, bir adamın onurunu kaybetmek, onu bir canavara dönüştürür."Tam o sırada, evin bahçesinden gelen o ağır, ritmik ayak seslerini duyduk. Bu bir operasyondu. Vedat sadece bir tehdit değil, bir orduyla gelmişti.Aras bana döndü, gözlerinde o eski, korumacı ifade yoktu. Yerine, güvenin getirdiği o derin, sarsılmaz bir bağ vardı. "Melis, şimdi sana bir görev vereceğim. Eğer bu geceyi sağ çıkarsak, artık geri dönüş yok. Herkes bizi bir 'çift' sanıyor ama bu gece, sen benim 'stratejistim' olacaksın.""Ne yapmamı istiyorsun?"Aras, evin bodrum katındaki o gizli odayı açtı. Burası, onun tüm o yasa dışı ağını yönettiği, ekranlarla dolu, soğuk bir odaydı. "Sistemlerine sızdılar. Tüm iletişimimiz kesik. Eğer onları durdurmazsak, bu ev bizim mezarımız olacak. Sen bu sistemleri yönetebilirsin, zihnin bir hemşirenin o analitik yapısıyla dolu. Sadece... sadece korkma."
Odaya girdiğimde, önümde onlarca ekran ve karmaşık kodlar vardı. Aras’ın dünyası, aslında düşündüğümden çok daha soğuk ve matematikseldi. Derin bir nefes aldım, ellerim artık titremiyordu. Hastanede bir hastanın kritik değerlerini izlemek ile bir saldırıyı yönetmek arasındaki fark sadece ölçekti; ikisinde de konu yaşam ve ölüm dengesiydi.Vedat’ın adamlarının evin çevresini sardığını ekranlarda gördüm. Aras ise aşağıda, bir avcı gibi pusuda bekliyordu."Aras," dedim kulaklığından, sesim bir cerrahın ameliyat masasındaki sükunetiyle doluydu. "Sağ kanattaki üç adam, bahçe kapısının olduğu yerde. Eğer mutfak tarafındaki havalandırmayı tetiklersen, onları şaşırtabilirsin. Üst kattaki iki kişi ise doğrudan yatak odasına yöneliyor, onları evin merkezindeki o koridora çek."Aras’ın sesi kulaklığımda yankılandı: "Sen... sen bunu nasıl yapıyorsun?""Sadece odaklanıyorum," dedim, tuşlara hızla basarak. "Tıpkı nabzı düşen bir hastaya müdahale eder gibi. Sadece bu kez, onların nabzını kesiyorum."Bu operasyonu yönetirken, içimdeki o hemşireden geriye kalan tek şey, o insan hayatına duyduğum derin saygıydı; ama bu kez o saygıyı, Aras’ı korumak adına bir silaha dönüştürüyordum.
Çatışma başladığında, evin her yanından silah sesleri yükseldi. Aras, benim yönlendirmelerimle, Vedat’ın adamlarını bir bir etkisiz hale getiriyordu. Bir ara, odaya bir mermi girdi ve ekranlardan birini parçaladı. Sarsıldım ama durmadım.En sonunda, Vedat’ın bizzat evin içine girdiğini gördüm. Aras’la karşı karşıya geleceklerdi."Aras, dikkat et! Arkandan geliyor!" diye bağırdım.Aras, o saniyede yaptığı o akrobatik manevrayla Vedat’ın mermisinden kurtuldu ve rakibini yere serdi. Odanın kapısı açıldı, Aras içeri girdi. Üzeri kan içindeydi. Vedat’ı koridorda bırakmıştı.Bana doğru yürüdü. Ekranların ışığı, ikimizin de yüzünde o garip, karanlık ve aynı zamanda zafer dolu yansımalar oluşturuyordu. Ellerini benim ellerimin üzerine koydu. Parmakları hala barut kokuyordu."Sen," dedi, sesi inanamayacak kadar kısıktı. "Sen az önce hayatımı kurtardın. Bir hemşire değil, bir komutan gibi...""Ben sadece seni kurtardım, Aras," dedim. "Seninle olduğum sürece, başka bir şey olmamın bir önemi yok."Aras, beni kendine çekti. O kadar sert ve sıkı sarıldı ki, kaburgalarımın birbirine geçtiğini hissettim. Bu, bir aşkın ötesinde; iki yorgun ruhun birbirinde huzur bulduğu o anlıktı."Bizi asla bırakmayacaklar, Melis," dedi, saçlarıma fısıldayarak. "Bu dünya, bizi asla kendi halimize bırakmayacak. Ama bundan sonra, bu karanlıkta artık yalnız değiliz."O gece, evin bahçesinde yatan cesetler ve parçalanmış camlar arasında, ilk kez birbirimizin gerçek kimliklerini kabul ettik. Artık ne hemşirelik vardı, ne de oyunculuk. Artık sadece biz vardık. Ve Vedat’ın o gün köprüde söylediği gibi: Aşk, ne kadar da kör edici bir şeydi. Biz, birbirimizin karanlığında kör olmuştuk, ama bu karanlıkta görmemiz gereken tek şey birbirimizdi.
9. Bölümün Sonu.
