14. bölüm · KAYBOLMUŞKEN BULDUM SENİ

GEÇMİŞİN ZEHİRLİ SARMAŞIĞI

Gece Mavisi

Yağmur damlaları Aras’ın gergin omuzlarından aşağı süzülürken, Emre’nin gözlerindeki o sahte endişe yerini yavaş yavaş karanlık bir tanıdıklığa bırakıyordu. Aras, bir avcı içgüdüsüyle öne çıktı; omuzlarındaki yaranın sızısını unutmuş, tüm dikkatini karşısındaki bu davetsiz misafire vermişti.
"Emre..." dedim, sesim titreyerek. "Senin burada ne işin var? Bu bir tesadüf olamaz."Emre, elindeki feneri Aras’ın yüzüne tuttu. "Tesadüf mü? Hayır Melis, ben seni korumaya geldim. Ama görüyorum ki, seçtiğin cellat çoktan seni kendi karanlığına hapsetmiş."Aras, Emre’nin sesindeki o küstah tınıyı duyunca bir adım daha attı. "Sen kimsin?" diye gürledi. "Seni daha önce görmedim ama kokun Kadir’in o kirli nefesi gibi kokuyor."Emre güldü. O an anladım ki, Ankara’daki o "saf çocuk" sadece bir maskeydi. Emre, Kadir’in yıllar önce emniyet teşkilatına sızdırdığı ya da yeraltı dünyasında "temizlikçi" olarak kullandığı eski adamlarından biriydi. Melis’e yakınlığı ise tesadüf değil, bir görevdi."Kadir Bey selamlarını iletti, Aras," dedi Emre, elini cebine atarken. "O 'boş' sürücüyle onu kandırabileceğini mi sandın? O sadece senin biraz daha uzağa kaçman için verilmiş bir avanstı."
Aras aniden belindeki silahı çekti ama Emre ondan daha hızlı davrandı; elinde bir telefon vardı. "Geç kaldın Aras. Konumunuz çoktan emniyete ve Kadir’in özel ekibine iletildi. Şu an bu küçük sahil kasabasının girişinde sirenler çalıyor olmalı."Aras bana döndü, gözlerinde ilk kez çaresizliğin ve öfkenin o korkunç karışımını gördüm. "Beni kandırdın," dedi Emre’ye, ama sözleri sanki bana verilmiş bir veda gibiydi. "Onu buraya getiren sendin, değil mi Melis? Onu geçmişinden gelen bir sığınak sanırken, aslında kapımıza ölümü çağırmışsın.""Hayır Aras! Bilmiyordum!" diye haykırdım. Ama dışarıdan gelen o uzak siren sesleri, Aras’ın bana olan güvenini o anlık da olsa yıkmıştı.
Emre, zafer kazanmış bir edayla geri çekildi. "Onu teslim et Melis. Kadir Bey senin canını bağışlayacak. Sadece Aras’ı istiyor. Onun 'başyapıtı' artık ömrünü tamamladı."Aras, beni kolumdan tutup sertçe arkasına savurdu. "Onu benden alabilmek için önce beni gömmen gerekecek, Emre!" dedi.Tam o sırada, evin çevresini mavi ve kırmızı ışıklar aydınlatmaya başladı. Polis araçları ve hemen arkalarında, plakasız siyah cipler... Kadir ve devletin içindeki uzantıları bizi köşeye sıkıştırmıştı. Emre, cebinden bir telsiz çıkardığında Aras’ın sabrı taştı. Silahını ateşledi, ama Emre son anda evin arkasındaki kayalıkların arasına gizlendi."Melis, tünele koş!" diye bağırdı Aras, ateş açmaya devam ederken. "Bu sefer tünelin sonu denize değil, uçuruma çıkıyor. Ama başka şansımız yok!"Yağmurun altında, siren sesleri ve kurşun vızıltıları arasında el ele koşmaya başladık. Emre’nin arkamızdan "Kaçamazsınız!" diyen sesi, rüzgara karışıyordu. Artık sadece Kadir’den değil, koca bir sistemden kaçıyorduk. Ve en kötüsü, kalbimin bir köşesinde sakladığım o eski aşkım, şimdi bizi ölüme götüren celladımız olmuştu.Aras, koşarken bana baktı; yüzü yağmur ve kanla kaplıydı ama ellerimi hiç olmadığı kadar sıkı tutuyordu. "Eğer buradan sağ çıkarsak," dedi, nefes nefese, "ilk işimiz o çocuğun defterini dürmek olacak."
14. Bölümün Sonu.