7. bölüm / 16
KAYBOLMUŞKEN BULDUM SENİKANLI İMZA VE KARAR ANI
Bölümler 16Şu an: KANLI İMZA VE KARAR ANI
- 1 İKİ DÜNYA ARASINDA710 kelime
- 2 KESKİN NEFES, KİRLİ AYDINLIK785 kelime
- 3 ÇİZGİLERİN BULUŞTUĞU YER731 kelime
- 4 GÖLGELERİN VE SİLAH SESLERİNİN ARASINDA688 kelime
- 5 SİS VE KANIN ŞARKISI707 kelime
- 6 YALANLARIN VE SİLAHIN SOĞUKLUĞU715 kelime
- 7 KANLI İMZA VE KARAR ANI577 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 KIRILAN AYNALARIN GÖLGESİNDE728 kelime
- 9 KANLI İMZA VE KARAR ANI678 kelime
- 10 GEÇMİŞİN HAYALETİ VE KANLI MİRAS724 kelime
- 11 YARALI ASLANIN KÜKREMESİ598 kelime
- 12 TUZLU ESİNTİ VE YARALI RUHLAR551 kelime
- 13 SAHİLDEKİ İLK DANS VE GEÇMİŞİN GÖLGESİ553 kelime
- 14 GEÇMİŞİN ZEHİRLİ SARMAŞIĞI438 kelime
- 15 UÇURUMUN KIYISINDAKİ MUCİZE492 kelime
- 16 DALGALARIN GETİRDİĞİ HUZUR427 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İstanbul’un üzerine çöken o gece, sanki havada barutun ve yağmurun karışımı olan metalik bir koku taşıyordu. Depodaki çatışma bitmişti ama sessizlik, silah seslerinden daha ürkütücüydü. Aras, omzundaki o ince sıyrığa bakmadan, yerdeki soğuk metale –o dünyada "imza" dedikleri, yasal olmayan belgelerin tutulduğu cihazlara– bakıyordu.
Beni oraya, o karanlığa sürüklemişti. Ama gözlerindeki o karmaşık ifade; pişmanlık, koruma güdüsü ve kaçınılmaz bir teslimiyet... Hepsi birbirine karışmıştı.
"Eve dönmelisin," dedi, sesi o kadar soğuktu ki, sanki az önce hayatını kurtaran kadını tanımıyor gibiydi. "Şu andan itibaren yanımda olman, senin için bir ölüm fermanı. Yarın sabah, hava aydınlanmadan seni sınıra kadar bırakacaklar. Bir daha bu şehre, bu dünyaya dönme."
"Beni kendinden uzaklaştırmak için yine o bayat bahaneler," dedim, ona yaklaşarak. "Beni korumaya çalıştığını sanıyorsun ama aslında beni benden korumaya çalışıyorsun. Aras, ben artık senin o beyaz önlüklü hemşiren değilim. Sen neysen, ben de o oldum."
Aras, elini aniden omzuma koydu ve beni duvara yasladı. Gözleri, sanki içimdeki o son masumiyeti arıyordu. "Sen ne olduğunu bilmiyorsun, Melis! Sen sadece bir hayalin peşinde koşuyorsun. Eğer burada kalırsan, yarın sabah eline silah almak zorunda kalacaksın. Eğer burada kalırsan, bir daha asla o hastane koridorlarındaki huzuru bulamayacaksın."
Tam o sırada, deponun dışından gelen keskin fren sesleri ve ardından gelen birkaç el silah sesi, konuşmamızı böldü. Aras’ın yüzündeki o 'korumacı' maske anında düştü. Şimdi karşımda bir aktör ya da korumacı bir sevgili değil; tamamen stratejik düşünen, soğukkanlı bir avcı vardı.
"İçeri!" diye bağırdı, beni deponun arka tarafındaki gizli bir bölmeye doğru iterken. "Ve ne duyarsan duy, çıkma!"
O an, Aras'ın beni korumak için elinden geleni yaptığına, ama beni aslında kendi karanlığının en tehlikeli yerine hapsettiğine şahit oldum. İçeriden gelen çatışma sesleri, camların kırılma sesleri ve o boğuk çığlıklar...
Saatler süren o belirsizlik anında, çantadaki küçük defterimi çıkardım. Elleri titreyerek, o kaotik ortamda, belki de son kez yazabileceğim satırları karaladım:
“Korku, bir hemşire için nabız atışıdır.
Ama şimdi, bu karanlıkta, korku benim nefesim.
Aras, bir yalanın ardında saklanan en gerçek yara.
Ve ben, o yarayı sarmak için yemin etmiş bir yabancı.”
Çatışma durduğunda, deponun kapısı yavaşça açıldı. İçeri giren kişi Aras’tı. Üzerindeki gömlek yırtılmış, yüzünde kan lekeleri vardı ama gözleri... o gözlerindeki karanlık, artık yerini bana karşı duyduğu o yoğun, açıklanamaz çaresizliğe bırakmıştı.
"Seni korumaya çalıştım," dedi, nefes nefese, yanıma çökerek. "Seni o otel odasına kilitlemeliydim. Şimdi, seni benden almak isteyecekler. Çünkü artık zayıf noktamın sen olduğunu biliyorlar."
O an anladım; Aras beni kendinden uzaklaştırmaya çalışırken, aslında beni kendi dünyasına en savunmasız noktasından bağlamıştı. Beni korumak için attığı her adım, beni daha da derin bir bataklığın içine çekmişti.
"Beni senden alamazlar," dedim, elini tutarak. "Çünkü ben artık senden ayrı bir hayat sürmüyorum. Eğer beni korumak istiyorsan, Aras... beni kendinden uzaklaştırma. Beni, seninle birlikte bu karanlığın bir parçası yap. Çünkü tek başımıza ikimiz de ölürüz, ama birlikte... belki yaşamaya bir şansımız olur."
Aras sustu. O an, o meşhur, herkesin bildiği 'Aras Karadağ' gitti. Yerine, yaralı, yorgun ve sadece beni isteyen bir adam geldi.
"Eğer bu yolu seçersen," dedi, beni kendine çekip, dudaklarını saçlarıma bastırarak, "bir daha geri dönüş yok. Yarın sabah uyandığında, güneş doğmayacak. Sadece gölgeler olacak."
"Güneşi çoktan unuttum," dedim, onun o karanlığına kendimi tamamen teslim ederek.
O gece, İstanbul'un arka sokaklarında, Aras’ın o tehlikeli imparatorluğunun tam ortasında, hemşire Melis öldü. Yerine, Aras’ın karanlığındaki o tek ışığı taşıyan, silahın ağırlığını yavaş yavaş öğrenen, ama kalbi hala o eski şiirlerin ritmiyle atan yeni bir kadın doğdu.
Aras, beni uzaklaştırmaya çalışarak aslında beni kendine sonsuza kadar mühürlemişti. Ve artık, ikimizin de gidecek başka bir yeri yoktu.
7. Bölümün Sonu.
Bölüm etkileşimi
