4. bölüm · KAYBOLMUŞKEN BULDUM SENİ
GÖLGELERİN VE SİLAH SESLERİNİN ARASINDA
Münevver Hanım’ın odasından çıktığımda, disiplin kurulu tutanağı çantama ağır bir taş gibi oturmuştu. "Bir daha benzeri bir durum olursa, stajın burada biter Melis," demişti o buz gibi sesiyle.Selin koridorun başında beni bekliyordu, yüzü kireç gibiydi. "Melis, inanmayacaksın ama az önce hastane bahçesinde Aras’ı gördüm. Yani, o siyah lüks arabasıyla geldi. Birkaç adam... yani, koruma değil, gerçekten silah taşıdığı belli olan adamlarla konuşuyordu. Gözleri o kadar soğuktu ki, yemin ederim nefesim kesildi."Kalbim boğazıma düğümlendi. Aras Karadağ, Türkiye’nin en gözde oyuncusu; geceleri dizi setlerinde, gündüzleri ise... Peki, o gündüzleri kimdi?"Selin, o bir oyuncu. Sadece bir oyuncu," dedim, kendi kendimi ikna etmeye çalışarak. Ama içimdeki o ses, o şiirsel, sezgileri güçlü olan tarafım, fısıldıyordu: Hayır, o sadece bir oyuncu değil. O, sahnede rol yapmıyor, sahnede sadece kendi gerçekliğinin bir kısmını gizliyor.
O akşam, hastaneden zar zor izin alıp sete koştum. Hava kararmıştı. Beykoz’daki o eski fabrika binası, gece çöktüğünde ürkütücü bir karanlığa bürünüyordu. Set ekibi dağılmıştı, sadece teknik bir ekip kalmıştı. Aras’ın karavanı en uçtaydı, ışıkları sönüktü.Kapısını hafifçe araladım. İçerisi duman altıydı. Aras, çalışma masasına oturmuş, elinde ince, siyah bir çakmakla oynuyordu. Önünde duran dosyalar dizi senaryosu değildi. Fotoğraflar, isimler, adresler... Ve masanın kenarında, deri kılıfının içinde, soğuk metalin parıltısıyla duran o şey; bir silah.Gördüğüm şey karşısında donup kaldım. Nefesim kesildi. Aras başını yavaşça kaldırdı. Gözlerinde o set ışıklarının sahteliği yoktu; o gözlerde, karanlığın tam kalbinden gelen bir yorgunluk ve tehlike vardı."Kapıyı çalmayı öğrenemedin mi, hemşire?" dedi, sesi o kadar sakin, o kadar pürüzsüzdü ki, bu sakinlik silahın kendisinden daha çok korkuttu beni."Ben... özür dilerim, sadece..." Kelimeler boğazımda düğümlendi. Aras ayağa kalktı. Uzun boyu, karavanın dar alanında bir gölge gibi büyüdü. Bana doğru yürüdüğünde, üzerindeki o ağır, puslu havayı hissettim."Ne gördüğünü sanıyorsun?" diye sordu, tam önümde durarak. Çenesini hafifçe kaldırıp gözlerimin içine baktı. "Bir oyuncunun sahnede kullandığı aksesuarlar mı? Yoksa hayatı boyunca oynadığı o kirli oyunun gerçek yüzü mü?""Aras," dedim, sesim titreyerek. "Sen kimsin?"Güldü. Ama bu gülüş, içindeki o karanlığın sadece küçük bir yansımasıydı. "Ben, senin o beyaz önlüğünle kurtarmaya çalıştığın hayatların öteki tarafındaki insanım, Melis. Sen yaşamı kutsarsın, bense ölümü yönetirim."
Masadaki silahı eliyle hafifçe itti, sanki önemsiz bir kalemmiş gibi. "Bu şehirde, şöhretin arkasına saklanmak, en kolay gizlenme yöntemidir. Kimse bir oyuncunun gerçek bir canavar olabileceğini düşünmez. İnsanlar, sadece onların görmek istediği o yakışıklı, karizmatik adama bakarlar."O an, Aras'ın o "karanlık tarafı" gözlerimin önünde tüm çıplaklığıyla açıldı. O sadece mafya benzeri bir figür değil, bu şehrin yeraltı dünyasında ipleri elinde tutanlardan biriydi. Dizi setleri, kameralar, hayran kitleleri... Hepsi birer perdeden ibaretti."Neden?" diye fısıldadım. "Neden bana bunları anlatıyorsun?""Çünkü," dedi, elini yanağıma yaklaştırıp dokunmadan havada bıraktı. "Sen de benim gibisin. İki hayatın var. Birinde hemşiresin, diğerinde bir yıldız olmaya çalışıyorsun. Sen de saklıyorsun, sen de rol yapıyorsun. Sadece senin oynadığın oyun, benimkinden daha masum."Bana bir adım daha yaklaştı. "Eğer buraya devam edersen, Melis, o beyaz önlüğünle hastanede kurtardığın insanların arasına, benim dünyamdan bir leke taşıyacaksın. Burası senin için güvenli değil. Ama bir yandan da... seni buradan göndermek istemiyorum."
O an, hastanede her gün gördüğüm o çaresiz insanların yüzleri gözümün önünden geçti. Aras, kötülüğün ta kendisi miydi? Yoksa o da sadece, kendi karanlığına mahkum edilmiş biri miydi?"Senin dünyanda," dedim, ona doğrudan bakarak, "hiç mi iyileşme şansı yok? Her şey bu kadar mı kara?"Aras sustu. Uzun süre gözlerimin içine baktı. O soğuk bakışlarında ilk kez bir şeylerin, çok derinlerde bir yerlerde kıpırdadığını hissettim. "Benim dünyamda iyileşme yoktur, Melis. Sadece telafisi olmayan hatalar vardır."Kapının dışından bir ses geldi. "Aras Bey, ekip kapıda. Hareket etmemiz lazım."Aras aniden ciddileşti. Omuzlarındaki o ağır yükü tekrar takındı. "Git buradan," dedi, sesi artık buz gibiydi. "Ve sakın bir daha benim karavanıma izinsiz girme. Bu sadece bir oyun değil, Melis. Bu, senin o küçük hayatını yerle bir edebilecek bir gerçek."Karavandan dışarı kendimi attığımda, hava buz gibiydi. Arkamda, o karavanda bıraktığım adamın yarattığı o karanlık ve tehlike kokusu hala burnumdaydı. Hastaneye geri dönerken, içimdeki o 'aktris' Melis, hayatının en zor sahnesine hazırlandığını biliyordu. Artık sadece Aras Karadağ’a değil, o adamın yönettiği o kirli, karanlık dünyaya da aşık olmaya başladığımı fark ediyordum.Hastanenin ışıkları uzaktan göründüğünde, önlüğümün cebinde taşıdığım o küçük defteri sıktım. Aras haklıydı. Bu hayat, benim için çok tehlikeliydi. Ama kalbim, o karanlık labirentin içine çoktan girmişti bile...
4. Bölümün Sonu.
