16. bölüm / 16
KAYBOLMUŞKEN BULDUM SENİDALGALARIN GETİRDİĞİ HUZUR
Bölümler 16Şu an: DALGALARIN GETİRDİĞİ HUZUR
- 1 İKİ DÜNYA ARASINDA710 kelime
- 2 KESKİN NEFES, KİRLİ AYDINLIK785 kelime
- 3 ÇİZGİLERİN BULUŞTUĞU YER731 kelime
- 4 GÖLGELERİN VE SİLAH SESLERİNİN ARASINDA688 kelime
- 5 SİS VE KANIN ŞARKISI707 kelime
- 6 YALANLARIN VE SİLAHIN SOĞUKLUĞU715 kelime
- 7 KANLI İMZA VE KARAR ANI577 kelime
- 8 KIRILAN AYNALARIN GÖLGESİNDE728 kelime
- 9 KANLI İMZA VE KARAR ANI678 kelime
- 10 GEÇMİŞİN HAYALETİ VE KANLI MİRAS724 kelime
- 11 YARALI ASLANIN KÜKREMESİ598 kelime
- 12 TUZLU ESİNTİ VE YARALI RUHLAR551 kelime
- 13 SAHİLDEKİ İLK DANS VE GEÇMİŞİN GÖLGESİ553 kelime
- 14 GEÇMİŞİN ZEHİRLİ SARMAŞIĞI438 kelime
- 15 UÇURUMUN KIYISINDAKİ MUCİZE492 kelime
- 16 DALGALARIN GETİRDİĞİ HUZUR427 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ege’nin uzak bir kıyısında, zeytin ağaçlarının gölgesinde saklı, beyaz badanalı küçük bir ev... İstanbul’un o boğucu barut kokusu, Çapa Tıp Fakültesi’nin steril koridorları, Kadir’in karanlık odaları ve o bitmek bilmeyen kovalamacalar... Hepsi, artık sadece başka birine aitmiş gibi duran, tozlu birer anıdan ibaretti.Artık ne Aras Karadağ vardı ne de stajyer hemşire Melis.Sabah güneşin ilk ışıkları, bahçedeki zeytin dallarının arasından süzülüp mutfak masasına düştüğünde, taze demlenmiş çay kokusu odayı dolduruyordu. Aras, masanın başında oturmuş, elindeki eski bir balıkçı ağını onarıyordu. Omzundaki o iz, artık sadece bir anıydı; ne bir acı ne de bir utanç. Beni gördüğünde, yüzünde o ilk günkü mesafeli bakışlar yerine, sadece bana özel, o huzurlu gülümsemesi belirdi."Çay hazır," dedim, yanına gidip elindeki ağı bir kenara bırakarak. "Bugün denize açılmayacak mısın?""Deniz bugün çok sakin," dedi, beni kendine çekip kucağına oturtarak. "Biraz daha burada, senin yanında kalmak istiyorum."
Kadir’in imparatorluğu, kendi içindeki çürümeyle çoktan çökmüştü. Emre, ihanetinin ağırlığı altında kendi yarattığı bataklıkta kaybolmuştu. Biz ise bu dünyada artık 'yok' hükmündeydik. Ne kimliklerimiz bizi ele veriyordu ne de peşimizde gölgeler vardı."Bazen düşünüyorum," diye fısıldadım, başımı onun omzuna yaslayarak. "O hemşire kız, o oyunculuk hayalleri... Hepsi ne kadar uzakta kaldı."Aras, çenesini saçlarımın üzerine yasladı. "Sen hiçbir şeyi kaybetmedin, Melis. Sen sadece, o beyaz önlüğün içinde aradığın o 'iyileştirme' gücünü, benim ruhumda buldun. Ve ben... ben de o ışıltılı sahnelerin ardındaki o sahte hayatı bırakıp, seninle gerçeği buldum."
Bahçenin ötesindeki o dar patikadan denize doğru yürüdük. Ayaklarımızın altındaki kum, günün sıcağıyla ısınmıştı. Artık kaçacak bir yerimiz yoktu çünkü artık hiçbir şeyden korkmuyorduk. Aras, belindeki o eski silahı taşımıyordu artık; onun yerine, benim ellerimi tutuyordu."Eğer bir gün Kadir ya da geçmişimiz bir gölge gibi kapımızı çalarsa?" diye sordum, denizin maviliğine bakarak.Aras, ufku işaret etti. "Bırak çalsınlar. Onlar için biz öldük, Melis. Ama biz, birbirimizin kalbinde, her gün yeniden doğuyoruz."Beni kendine döndürdü. Yüzünde, o karanlık adamın bir daha asla göremeyeceği o masumiyet vardı. "Bugün, yarın ve tüm gelecek günlerde... Sadece sen ve ben. Başka hiçbir şeyin önemi yok."O sahil kasabasında, dalgaların birbirine kavuştuğu o noktada, hemşire ve mafya lideri yoktu. Sadece iki aşık vardı. Geçmişlerini denizine gömmüş, geleceklerini ise birbirlerinin bakışlarına yazmış iki insan.Güneş batarken, deniz altın sarısına boyandı. Aras’ın omzuna yaslandığımda, hayatımda ilk defa her şeyin tam olması gerektiği gibi olduğunu hissettim. İstanbul’un o kaotik gürültüsünden, Ankara’nın o sessiz beklentilerinden çok uzakta; biz, kendi huzurumuzu inşa etmiştik.Ve biliyordum ki, bu sahil evinin kapısını ne zaman kapatsak, dışarıdaki karanlık ne kadar büyük olursa olsun, içerideki ışık hiçbir zaman sönmeyecekti.Bizim hikayemiz burada bitmiyordu. Aksine, bizim hikayemiz, ilk defa bir başkasının yazdığı senaryolardan değil, bizim kendi yazdığımız o huzurlu sayfalardan başlıyordu...
SON.(Yani şuanlık :))
Bölüm etkileşimi
